"Bir millet, mazlumun feryadına kulaklarını tıkamaya başladığında yalnızca vicdanını değil, istikbalini de kaybetmeye başlar."
Gazze yanıyor…
Toprağın altından çocuk cesetleri çıkarılıyor. Hastaneler bombalanıyor, açlık silah olarak kullanılıyor, dünyanın gözü önünde bir halk sistematik biçimde yok edilmeye çalışılıyor. Tarihin en büyük utançlarından biri canlı yayınlarla insanlığa seyrettirilirken, vicdan sahibi insanlar bu zulme sessiz kalmamak için meydanlara çıkıyor.
Fakat acı olan şudur ki, bugün Gazze'nin sesi olmak isteyenler, terörist muamelesi görmektedir.
NATO zirvesi sürecinde gerçekleştirilen şafak operasyonları, ev baskınları ve gözaltılar kamuoyunda derin tartışmalara yol açmıştır. Gazze için ses yükselten insanların suçlu gibi gösterilmesi, hukuk devleti ve temel haklar açısından sorgulanması gereken ciddi bir meseledir.
Bir tarafta ABD Başkanı Donald Trump'a verilen sıcak dostluk mesajları…
Diğer tarafta ise Gazze'nin mazlumları için konuşan insanların güvenlik tehdidi gibi görülmesi…
İşte vicdanları yaralayan çelişki tam da burada ortaya çıkmaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm, zalimlere meyletmenin bile ağır bir tehlike olduğunu haber verir:
وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ
"Zalimlere en küçük bir meyil göstermeyin. Yoksa size de ateş dokunur." (Hûd, 11/113)»
Müminin görevi zalime yakın durmak değil, mazlumun yanında olmaktır.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ
"Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği emreder." (Nahl, 16/90)
Adalet; dosta uygulanınca değil, düşmana karşı da korununca adalettir.
Kur'ân'ın emri açıktır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ ۖ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَىٰ أَلَّا تَعْدِلُوا ۚ اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى
"Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun. Bu, takvaya daha uygundur." (Mâide, 5/8)
Bugün mesele yalnızca Gazze değildir.
Mesele, hukukun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır.
Mesele, insanların düşüncelerini ifade ettikleri için suçlu muamelesi görüp görmediğidir.
Mesele, devletin vatandaşına güven vermesi mi, korku vermesi mi gerektiğidir.
Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا
"Kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım et."
Sahâbe, "Mazluma yardım ederiz; peki zalime nasıl yardım edeceğiz?" diye sorunca Efendimiz buyurdu:
تَحْجُزُهُ أَوْ تَمْنَعُهُ مِنَ الظُّلْمِ
"Onu zulümden alıkoyarak." (Buhârî, Mezâlim, 4)
Demek ki gerçek dostluk, zalimi alkışlamak değil; onu zulmünden vazgeçirmeye çalışmaktır. İslam'ın emri budur.
Bugün dünyanın güçlü devletleri çıkarları uğruna zulme sessiz kalırken, Müslümanların en büyük sermayesi hakikati söyleme cesaretidir.
Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ
"Cihadın en faziletlisi zalim yöneticinin yanında hakkı söylemektir." (Ebû Dâvûd, Melâhim, 17; Tirmizî, Fiten, 13)
Hakkı söylemek suç değildir.
Zulme karşı çıkmak suç değildir.
Mazlumun yanında olmak suç değildir.
Suç olan; zulmü normalleştirmek, zalimin propaganda diliyle konuşmak ve adaleti siyasi hesaplara kurban etmektir.
Hiçbir devlet, eleştiriden korkacak kadar zayıf olmamalıdır.
Çünkü güçlü devlet; düşünceden korkan değil düşünceyi hukuk içinde koruyabilen devlettir.
Gerçek bağımsızlık; yalnızca bayrak sallamakla, slogan atmakla veya nutuk çekmekle kazanılmaz.
Gerçek bağımsızlık; kararlarını vicdanıyla verebilen, adaletini hiçbir küresel gücün gölgesine teslim etmeyen, vatandaşının temel haklarını koruyabilen devlet olabilmektir.
Bugün Gazze için konuşanlar susturulursa, yarın başka bir konuda konuşanlar susturulur.
Bugün hukuksuzluk başkasının kapısını çalarsa, yarın aynı hukuksuzluk herkesin kapısını çalabilir.
Çünkü adalet bir kişiye lazım olduğunda değil, herkese eşit uygulandığında adalettir.
Son söz olarak…
Kur'ân'ın çağrısı dün neyse bugün de odur:
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ
"Size ne oluyor da Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar.' diye yalvaran ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna mücadele etmiyorsunuz?" (Nisâ, 4/75)
Gazze'nin sesi olmak, bir siyasetin değil; insanlığın, vicdanın ve adaletin çağrısına kulak vermektir.
Zalimler değişebilir…
Güç dengeleri değişebilir…
Ama hakikat değişmez.
Ve mümin, hakikatin yanında durduğu sürece kaybetmiş sayılmaz.