Vitrinlerin Ardındaki Gerçeklik Modern toplum, her yıl Mayıs ayının ikinci pazarını bir ritüele dönüştürerek, muhafazakârından sekülerine kadar tüm kesimleri ortak bir "Anneler Günü" paydasında buluşturuyor. Sistemin "annelere bir gün hediye etme" vaadiyle sunduğu bu tablo, ilk bakışta masum ve vefalı görünse de, aslında derin bir sorgulama eksikliğinin üzerini örtmektedir. Popüler kültürün parıltılı reklamları ve tüketim çılgınlığı, sormamız gereken o can alıcı soruyu unutturuyor: Biz bugün tam olarak hangi annelerin gününü kutluyoruz?
Sistemin Köleleri ve Evin Patronları
Günün ilk ışıklarıyla birlikte fabrikalarda, ofislerde patronların üretim çarkında birer "meta" haline gelen, emeği sömürülen annelerin mi günü kutlu olsun? Yoksa dışarıda uğradığı haksızlığın hıncını evinde eşine veya çocuklarına "patronluk" taslayarak çıkaranların mı? Sokaklardaki canlılara "canım" diyerek şefkat gösterirken, kendi öz evladına bir aslan gibi kükreyerek duygusal yıkım yaratan bir annelik modeli, çiçeklerle onurlandırılabilir mi?
Suç Makinesine Dönüşen Evlatlar
Annelik, sadece biyolojik bir süreç değil, bir toplum inşa etme zanaatıdır. Ancak bugün karşımızda duran tablo oldukça karanlıktır:
- Adaletin ve Merhametin Yitimi: Başkalarının canını gözünü kırpmadan alan "suç makineleri" yetiştiren annelerin vicdan muhasebesi nerededir?
- İdeolojik Savrulmalar: Tüm varlığını harcayarak büyüttüğü evladını üniversite koridorlarında karanlık örgütlere kaptıran veya ailesinin manevi değerlerine tamamen yabancılaşarak radikal ideolojilerin pençesine düşen çocukların anneleri, bugün hangi tesellinin peşindedir?
- Yoksulluğun Kıskacı: Çocuğuna içirecek süt bulamayan, her sabah evladının gözlerinin içine bakarak sessizce ağlayan gariban annelerin acısı, bir günlük kutlama ile dindirilebilir mi?
Bağımlılık ve Sömürü
Sistem, bir yandan yoksulun çocuğunu bilgisayar oyunlarına, sosyal medyaya ve dijital uyuşturuculara bağımlı hale getirirken; diğer yandan bu bağımlılıktan kurtarmak için annelerin son kuruşunu da "iyileştirme" adı altında elinden almaktadır. Akıllı ve zeki çocuklar dijital bataklıklarda heder olurken, bu düzenin kurucularının çocukları yönetim kadrolarını doldurmaktadır. Gecekondusunda asgari ücretle geçinmeye çalışırken, elindeki kısıtlı parayı şifreli futbol kanallarına yatırıp çocuklarıyla ekran başında sahte bir mutluluk arayan annelerin bu "modern afyon" ile uyutulması, sistemin en büyük başarısıdır.
Ahlaki Çöküş ve "Süt Hakkı" Paradoksu
Kendi kızını evlendirirken "süt hakkı" adı altında bir satış sözleşmesi imzalayan, evladını adeta bir mal gibi gören anlayışın anneliği, kutsallık zırhına ne kadar sığabilir? Okumaya gönderdiği kızının tecavüze uğradığı veya hayattan koparıldığı bir düzende, annelerin yasını hangi "kutlu olsun" cümlesi hafifletebilir?
Uyutulan Toplum ve Zorunlu Sorgulama Belki de Anneler Günü, tüm bu can yakıcı sorular sorulmasın diye icat edilmiştir. Toplumun kutlama ve sevinç dalgasına kapılarak, sistemin kendi kusurlarını örtbas etmesine izin vermesi; açlığa, sefalete ve manevi boşluğa mahkûm edilen yığınların sessizleşmesine neden olmaktadır.
Gerçek bir annelik onuru; sadece bir gün hatırlanmak değil, çocukların adaletle büyüdüğü, yoksulluğun sömürülmediği ve evlatların suç makinelerine dönüşmediği bir düzende yaşamaktır. Bu sorulara cevap bulamadığımız müddetçe, yapılan her kutlama sadece vicdanları rahatlatmak için sahnelenen bir oyundan ibaret kalacaktır.
Belki de asıl soru şudur: Anneler Günü’nü kutlamak mı daha önemlidir, yoksa annelerin yaşadığı sorunları gerçekten çözmeye çalışmak mı?
Eğer toplum çözüm arıyorsa, çözümü insanı yoktan var eden ona irade bahşeden, yaradılış özüne dönmek mümkün. Rabbini bilen kendini bilir, rabbini bilmeyen kendini nasıl bilebilir? Çözümün öze dönüşte olduğunu bilmemiz gerekiyor. Eğer biz Âdem olursak, işte o zaman adam oluruz.
