Login to your account

Username *
Password *
Remember Me

Create an account

Fields marked with an asterisk (*) are required.
Name *
Username *
Password *
Verify password *
Email *
Verify email *
Captcha *
Reload Captcha

Makale: GAZZE MEKTEBİNDEN DERSLER!

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla!

Biz Müslümanlar olarak yaşanan hemen her hadiseden alacağımız bir takım ders ve mesajlar olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Yaşanan olumlu hadislerin, bizlerin yolumuzu aydınlatmak için sunacağı bir takım dersler olduğunu bildiğimiz gibi yaşanan olumsuz olaylarında ibret almamız yönüyle bizlere nice ders ve mesajlar sunduğunu biliriz. Bu sebepten dolayı Yüce Rabbimiz Kitab-ı Kerim’inde bizlere, sadece geçmişte yaşanan olumlu örneklikleri gündeme getirmekle kalmaz bununla birlikte olumsuz nice örnekliği de gündemimize getirerek onlardan ibret olmamızı sağlamak ister. İnsanlık tarihi bizler için adeta en mahir bir öğretmen gibidir. Bu mahir öğretmen, öğretirken bizlere teorik bilgiler vermez çok daha etkili olan yöntemi kullanır, yani modelleyerek müşahhas hale getirerek öğretir. Hz. Peygamberimizin hayatında bizler için nice örneklikler olduğu gibi O’nun vefatından sonraki süreçten günümüze kadar geçen zaman diliminde, yani Müslümanların tarihinde de nice örneklikler yaşanmıştır. Yaşanan bu örnekliklerin bir kısmı bizler için olumlu mânâda örneklik oluştururken bazıları da olumsuz yönleriyle bizler için örneklik oluşturmaktadırlar. Biz Müslümanların tarihe yaklaşımında, tarihi sadece geçmişlerin hayat hikâyeleri anlatan bir ilim dalı olarak görmeyiz. Yine sadece geçmişte yaşayan insanların yaptıklarından dolayı yargılamak için de tarihi okumayız. Bizler tarih okumaları yaparken geçmişi tanımak istediğimiz gibi asıl olarak da ondan dersler çıkarmak ve tarihin bizler sunduğu o muhteşem tecrübelerden istifade etmek istediğimiz için okuruz. Dolayısıyla yaşanan her olayın bizler için bir takım mesaj ve dersleri olduğunu bilerek olaylara yaklaşırız, yaklaşmamız gerekir.

Gazze’de, 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Aksâ Tûfânı adındaki kutlu direnişin de bizlere sunduğu bir takım mesajları söz konusudur. Özelde Filistinliler genelde de tüm Müslümanlar için son zamanlarda yaşanan en önemli hadise olması yönüyle de Gazze direnişi çok büyük bir önem arz etmektedir. Düşmanın Siyonist Yahudiler olması, yaklaşık olarak yetmiş küsur yıldır Filistin topraklarını işgal etmiş olmaları, yüzbinlerce Filistinliyi katletmeleri ve milyonlarcasını ülkelerini terk etmek zorunda bırakmaları bu direnişi önemli kılan hususların başında gelmektedir. Sadece Filistinliler için en büyük düşman olmayan aynı zamanda tüm bölge ülkeleri içinde tehlike oluşturan Siyonist Yahudilerin bölge üzerindeki ulaşmak istedikleri hedeflerini sekteye uğratması yönüyle de önem arz etmektedir. Yine özellikle dünya üzerinde hali hazırda egemenlikleri bulunan tüm batılı devletlerin de kendilerine destek verdikleri ve ayrıca dünya ekonomisini ellerinde bulunduran bir düşmana karşı bu savaşı veriyor olmaları da bu direnişi önemli kılmaktadır. Hemen tüm Müslüman olduğu söylenen ülkelerin yöneticilerinin kendilerine yedi göbekten bağlı olmaları ve dolayısıyla da ne yaparlarsa yapsınlar karşı bir mukavemet oluşturmalarının mümkün olmayacağı bir düşmana karşı mücadele ediyor olmaları da bu direnişi önemli kılan bir başka husustur. Ayrıca Müslümanların savaş araç ve gereçleri konusunda hemen hiç denilecek kadar imkânlarının olmadığı, düşmanın ise en ileri derecede en yeni teknolojik tüm imkânlara sahip olduğu, yine düşmanın savaşlarda hemen hiçbir insan hakları ve ahlâkî kural gözetmeyen bir barbarlığa sahip olması da bu direnişi önemli kılan hususlardan bir başkasıdır. Bütün bu ve benzeri yönleriyle Gazze direnişi, Müslümanların ibret nazarıyla bakarak mesajlar almaları gereken bir direniştir. Gazze direnişini bu yönüyle okumaya çalışan bir kimse hiç kuşku yoktur ki nice ibret ve derslerle karşılaşacaktır. Bizler de bu yazımızda bu mesajların bir kısmını sizlerin gündemine getirmek istiyoruz.

1) İşgali benimsemediler ve kabullenmediler. İşgale uğramış bir toplum için en önde gelen felaketlerden bir tanesi düşmanın yaptığı işgali kanıksayarak alışmak ve düşmana karşı mukavemeti yitirmektir. Dünyanın hiçbir yerinde işgalciler eğer işgal ettikleri topraklardaki insanlara kendilerini benimsetememişlerse o toraklarda egemenlikleri uzun sürdürememişlerdir. Uzun sürse bile, sürekli ayaklanmalar yaşayarak günün sonunda ya yenilgiye uğramışlar ya da o toprakları terk etmek zorunda kalmışlardır. Filistin toprakları da yaklaşık olarak yüz yıldır işgal altında tutuluyor. Önce İngilizler tarafından işgal edilen Filistin, 1949 yılından itibaren de Siyonist Yahudiler tarafından işgale uğratılmaktadır. İlk kurulduğu yıllarda çok az bir toprak parçasını işgal ederek orası özerinde bir devlet kuran Siyonist Yahudiler, gelinen noktada Gazze hariç tüm Filistin topraklarını işgal altına almış durumdadırlar.

Yaklaşık olarak 75 yıl gibi bir zamandır Filistin topraklarında işgalci olmalarına rağmen Siyonistler, Filistinliler tarafından benimsenmemiş ve sürekli olarak işgalci olduklarından dolayı intifada adıyla çeşitli direnişlerle karşılaşmışlardır. Gelinen noktada Filistinli gruplar içerisinde Siyonistlere karşı en güçlü direnişi sürdüren grup İslâmî Direniş Hareketi Hamas olmuştur. Daha önceleri Filistin Kurtuluş Örgütü, Siyonistleri işgalci görerek mücadele etkin bir yer işgal ederlerken, süreç içerisinde Siyonistleri, işgal ettikleri toprakların bir kısmı üzerinde devlet olarak tanıyacaklarını kabullendiler. Böylece de kısmen de olsa işgali kabul edeceklerini deklere ettiler. Doksanlı yılların ilk çeyreğinde Siyonistler ile Filistin Kurtuluş Örgütü’nün anlaşma imzalaması sonucunda kâğıt üzerinde de olsa Filistin devleti süreç içerisinde Birleşmiş Milletler tarafından tanındı. Neticede Filistinlilerin bir kısmının, Filistinlilere ait olan toprakların bir bölümünü Siyonistlere bırakmaları sağlanmış oldu. Filistin Kurtuluş Örgününün kâğıt üzerindeki Filistin devletinin resmi muhatapları olarak kabul edilmesinin de bunda etkili olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla Hamas, Siyonistleri Filistin topraklarının tümünde işgalci olarak görmekte ve işgal ettiği tüm Filistin topraklarından çekilmediği sürece onları tanımayacağını ve onlarla mücadele etmeye devam edeceğini deklere etmektedirler. 

Hamas, kurulduğu günden bugüne kadar, gerek kendi müntesiplerinin, gerek diğer Filistinlerin, gerekse de tüm Müslümanların düşmana karşı mücadele azmini diri tutmak için her türlü gayreti ortaya koymuştur. Çünkü düşmana karşı direncin güçlü olduğu bir durumda, düşmana karşı gösterilecek mukavemet de o derece güçlü olur. İnsanlar nazarında düşmana karşı direncin zayıfladığı ve yok olduğu bir durumda da mukavemet o oranda başarısız olur. Dolayısıyla Hamas, bunu çok iyi bildiğinden bu konuda insanların düşmana karşı bir direnç oluşturmalarını ve bu direnci diri tutmalarını sağlamaya yönelik çok ciddi gayretler ortaya koymuştur ve koymaya da devam etmektedir. Aliya İzzet Begoviç’in meşhur olan bir sözünde ifade ettiği gibi: “Savaş, düşmana yenilince değil düşmana benzeyince kaybedilir.” Çünkü siz düşmana yenilseniz de onunla sonra tekrar savaşmak için hazırlık yapar ve neticede onu yenebilirsiniz. Fakat düşmana karşı direnciniz kırılır ve ona benzemeye başlarsanız o zaman onunla bir daha mücadele etmeyecek bir duruma gelmiş olursunuz. Bu durumda düşmanın sürekli olarak sizin üzerinizde tahakküm oluşturması anlamına gelmektedir.

Yine İslâm'ın kendilerinden istemiş olduğu velâ ve berâ akidesini uygulamışlardır. Asla, İslâm'ın ve Müslümanların düşmanı olan Siyonistleri benimsemek, onlarla dost olmak, onları yönetici olarak kabul etmek gibi bir sapmanın içerisine girmemiş ve İslâm’ın kendilerinden istediği gibi velâ yönüyle onlarla yakınlık kurmamışlardır. Aynı şekilde onları düşman bilerek Müslümanlara karşı uygulamış oldukları düşmanlığı, kini ve nefreti onlardan beri olmanın bir gereği olarak görüp bu şekilde hareket etmişlerdir. Asla işgalci Siyonist düşmana karşı mücadeleden geri durmamış, tüm yönüyle onlardan beri olduklarını ortaya koymuşlardır. Müslümanların izzetini ve onurunu Siyonist düşmana karşı muhafaza etmişlerdir.İslâm'ı dar kalıplar içerisinde hapsederek sadece ibadetler ve ilmî çalışmalardan ibaret olarak görmediler.

2) Gazze’de direnen Müslümanlar İslâm’ın sadece bir takım ibadetler ve ilmî çalışmalardan ibaret olarak görmediler. Hayatın bütün alanlarını kuşatacak şekilde bir hareket planı gerçekleştirdiler. Bir taraftan işgalcilere karşı direnecek askeri bir kanat oluşturdular. Düşmanla savaşta başarılı olmalarını sağlamak için bu kimselere askerî eğitim verdiler. Ellerinde bulunan imkânları kullanarak düşmanla mücadeleyi en verimli şekilde sürdürebilmek için başta bomba imalatı ve patlayıcı üretmek gibi hazırlıklar yaptılar. Bir taraftan askeri operasyonlarda düşmanla mücadelede başarıyı getirecek şekilde askeri donanıma sahip mücahitler yetiştirdiler, diğer taraftan da düşmanın güçlü olmasına aldırmadan onunla mücadele etmeyi göze alabilecek kadar cesaretli insanlar yetiştirdiler.

Yine siyasal mânâda düşmanla mücadelede başarıya gidecek adımları atmaktan da geri durmadılar. Gerek Filistin’de ve çevre ülkelerde siyasî bürolar açarak Filistin direnişini ve işgali oralarda sürekli gündemde tutmaya çalıştılar. Ayrıca bölge ülkelerinin bu konuda desteklerini almaya çalıştılar. Yine Filistin meselesini önemseyen gruplarla yakın temas oluşturarak onlardan yardım ve destek almaya çalıştılar. Dolayısıyla siyasî hamleler gerçekleştirerek Filistin direnişini başarılı kılmak için ellerinden gelen tüm diplomatik yolları kullanmaya çalıştılar ve çalışıyorlar. Dünyanın adeta küçük bir köy haline getirildiği bir durumda ortaya konulan mücadelede başarılı olmak için dünya kamuoyunun desteğini almanın önemi ne kadar büyük olduğu ortadadır. Dolayısıyla Hamas’ın siyasî kanadı bu desteği almak için de ciddi mânâda bir gayret içerisine girmiş durumdadır.

 Ayrıca kendilerine intisap eden insanları ciddi mânâda bir eğitime tabi tutmaktadırlar. Eğitimi sadece kendi müntesiplerine yönelik değil Gazze halkını da eğitme noktasında ciddi bir çaba ortaya koyduklarını görmekteyiz. Bir taraftan insanlara İslâm’ı en geniş mânâsıyla öğretirken bir taraftan da insanlara lazım olacak aklî ilimleri de öğretmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Özellikle de hareketin belirli aşamalarında görev almış veya alacak olan kimseleri ilmî noktada nitelikli hale getirmek için ciddi bir eğitim sürecinden geçirdiklerini görmekteyiz. Eğitimi sadece bilgi yüklemek olarak görmediklerini aynı zamanda ahlâkî yeterlilik oluşturma konusunda da ciddi bir çaba ortaya koyduklarını ifade edebiliriz. Dolayısıyla Hamas'ın müntesipleri bir taraftan yeteri kadar bir bilgi birikimine ve İslâmî ilimlere sahipken diğer taraftan da ahlâkî olgunluk sahibi insanlar olarak diğer insanlara örnek olabilecek bir kapasiteye sahip olduklarını müşahede edebilmekteyiz.

 Yine Hamas'ın bir direniş hareketi olmadan önceki faaliyetlerine baktığımızda o bölgede İslâmî faaliyetler yapan bir grup olduğunu biliyoruz. Sosyal yardımlaşmayı esas alan, İslâm’ı insanlara ulaştırmayı hedefleyen, bu konuda gereken tüm alanlara etkili bir şekilde kullanarak çalışma yapan bir ekip olduklarını biliyoruz. Direniş hareketi olarak çalışmalara başladı günden sonra da aynı hassasiyeti gözettiğini, özellikle de 2006 yılından itibaren Gazze’de sahip olduğu siyasî egemenliği de kullanarak bölge insanlarını ihtiyacı olabilecek hemen her konuda onlara hizmeti götürerek halkla dayanışma içerisinde bulundular. Hamas’ın müntesiplerini, yeri geldiği zaman insanlara sağlık hizmeti veren insanlar olarak, yeri geldiği zaman eğitim kurumlarında eğitim veren bir birey olarak, yeri geldiği zaman mağdur ve muhtaç insanların yardımına koşan insanlar olarak, yeri geldiği zaman da işgalci Siyonistlere karşı mücadele eden mücahitler olarak görmekteyiz. Aynı zamanda bütün bu alanlarda faaliyet gösterirken de İslâm’ın emirlerine hassasiyetler riayet eden, ibadetlerini aksatmadan yerine getiren, mânevîyatını güçlü tutmaya çalışan, mânevî anlamda da bir yeterliliğe sahip olan Müslümanlar olarak görmekteyiz. Bütün bu durumlar Gazze’deki mücadeleden almamız gereken derslerden bazısını oluşturmaktadır.

3) Hamas'ın bölgede düşmana karşı başarılı olmasının bir başka sebebi de başta Filistin davasına gönül veren ve Siyonistlerle mücadeleyi gerekli gören hemen her kesimle birlikte hareket etmeyi önemli bir sorumluluk alanları olarak görmeleridir. Filistin meselesi konusunda hiçbir zaman kendilerini öne çıkartarak Filistin davasının adeta tek temsilcileri olarak kendilerini görmemiş bu konuda kendileriyle hedef birliği olan tüm gruplarla beraber hareket etmeyi başarabilmişlerdir. 7 Ekim sonrası yaşanan hadiseler de bize göstermektedir ki şu an Gazze’de Siyonistlere karşı sadece Hamas değil, orada bulunan irili ufaklı birçok grubun beraber savaştığını görebilmekteyiz. Yani ifade etmek istediğimiz şudur ki; düşmanla mücadelenin olduğu bir durumda çeşitli usûlü farklılıkları ve fikri farklılıkları bir kenara koyabilmektedirler. Bu sebepten dolayı da güçlerini bir noktaya yönlendirerek tüm enerjilerini o alana hasretmeyi başarabildiklerini görmekteyiz. Bu da bize düşmanla mücadelede takip edilmesi gereken etkili yollardan bir tanesinin bu olduğunu göstermektedir. Yaklaşık iki aydır devam eden savaşta Siyonist Yahudiler, masum insanları öldürmenin ötesinde Hamas'a ve direniş gruplarına karşı herhangi bir başarı elde edememişlerdir. Müslümanların ve bölgede bulunan unsurların bu dayanışması işgalcilere karşı dirençlerini de ciddi bir ivmenin oluşmasına katkıda bulunmuş ve düşmanın ilerleyişini belirli oranda durdurmuştur. Hatta yavaşlatmış ve neticede de Allah'ın da yardımıyla, başarısız olmalarına sebebiyet verecektir.

4) Kendi bünyelerinde bulunan tüm birimlerde itaat bilincinin sağlamları: Evet Filistin mücadelesinde bir kez daha şahit olduk ki; örgütlü bir şekilde hareket eden gruplar, düşmanla mücadelede çok daha etkili olmaktadırlar. Dolayısıyla Hamas hareketi, adeta devlet kurumlarının organizeli bir şekilde hareket etmesi gibi kendi iç yapılanmasında görev alan tüm birimlerin birlikte hareket edebilme becerisini ve disiplini sağladıklarına tanıklık ediyoruz. Birçok birimden oluşmasına rağmen sanki tek bir biriymiş gibi hareket edebildiklerini ve hiyerarşik olarak tüm birimlerin ortak hareket edebildiklerini gözlemlemekteyiz. Dolayısıyla gerek yöneticilerin gerekse de onlara tâbi olan insanların intizam içerisinde hareket ettiklerini, görev dağılımında bulunarak düşmana karşı mücadelede etkin bir başarı kazandıklarını görmekteyiz. Bu durumda bize göstermektedir ki; intizamlı bir şekilde hareket eden, kendi içerisinde disiplini sağlayan grupların başarı kazanma oranlarının daha yüksek olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Zaten İslâm, bireylerin kendi başına yaşayacağı bir din değil, kişinin bir topluluk içerisinde kendisine düşen vazifeleri eksiksiz bir şekilde yerine getirerek yaşayabileceği bir dindir. Bu sebepten dolayıdır ki Hz. Peygamber (a.s.) kendisine iman eden Müslümanları kendi bireysel hayatlarıyla baş başa bırakmamış, onları mutlaka bir organizasyon içerisinde tutarak sorumluluklar yüklemiş ve bu sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmeleri kendilerinden istemiştir. Böylece de Müslümanlar, çok büyük bir organizasyonun bir parçası olarak süreç içerisinde adeta bir devlet gibi hareket edebilme becerisi göstermiş ve neticede bölgede çok hızlı bir şekilde ilerleyişini sürdürmüş ve önce koca bir İslâm Devleti sonra da Dünya Devleti olmuşlardır. Bu durumda bize İslâmî temeller üzerinde örgütlü bir şekilde hareket etmenin, başarılı olmak noktasında ne kadar da etkili olduğunu göstermektedir.

5)Düşmanın olduğu bir yerde, her daim düşmana karşı hazırlıklı olmak gerektiğini bizlere göstermişlerdir. Gazze’deki direnişin belirli oranda başarı elde etmesinin ve Siyonist Yahudiler tarafından bir türlü yok edilmemesinin arkasında yatan önemli saiklerden bir tanesi de Müslümanların içinde bulundukları şartları zorlayarak düşmanla savaşacakları zamana kendilerini hazırlamaları ve bu konuda üzerlerine düşen vazifelerini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmalarıdır. Yapılan şu son savaş da bize göstermiştir ki Hamas müntesipleri, sıcak savaşın olmadığı zaman diliminde oturmamışlar, aksine ellerindeki tüm imkânları kullanarak düşmanla mücadele edecekleri zamana kendilerini hazırlamışlardır. Bunun için gerekli olacak araç ve gereçleri oluşturmak için var olan tüm imkânlarını seferber etmişlerdir. Zaten zafere ulaşmak ve düşmana galip gelmek isteyen kimselerin kendilerini düşmana karşı avantajlı kılacak durumları hazırlamaları en önemli vazifelerindendir. Hiçbir zaman yan gelerek yatanlar değil, aksine tüm yönleriyle düşmana karşı hazırlık yapan, düşmanla mücadelede kendilerine avantaj sağlayacak imkânları hazırlayan kimseler başarılı olmuşlardır. Dolayısıyla Hamas, abluka altındaki Gazze’de elinde bulunan tüm imkânları zorlayarak, tüm şehrin altına tüneller kazmış, elde etmiş oldukları tüm araç ve gereçleri kullanarak başta füzeler ve patlayıcılar hazırlamış ve gelecekte olası bir savaşa karşı hazırlık yapmışlardır. Dolayısıyla bugün, iki ayı geçmesine rağmen o Siyonist Yahudilerin bir başarı elde edememesinin, aksine çok büyük kayıplar vermesinin en önemli sebeplerinden bir tanesinin de bu olduğunu gözlemlemekteyiz. Eğer bu hazırlık yapılmamış olsaydı, şimdi çoktan Gazze işgal edilmiş ve oradaki direniş sonlandırılmış olacaktı. Bu durumda bize, düşmana galip gelmek isteyen kimselerin bunun için gerekli olan şartları oluşturmaları önemli vazifeleri arasında olduğunu göstermektedir. Rabbimiz yüce olan kelamında bize bildirdiği gibi: “Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir.” (Enfâl, 60) Âyet-i kerime de bize göstermektedir ki; düşmanı tanımak ve onunla mücadelede Müslümanlara avantaj sağlayacak şekilde savaşa hazırlık yapmak Müslümanların önde gelen sorumluluklarından bir tanesidir. Gazze’li Müslümanlar da bu konuda âyet-i kerimenin ifade ediği sorumluluğu hakkıyla kulanmış ve çok kısıtlı imkanlara rağmen çok büyük imkanlar uluşturmuşlardır. Hatta bugün bağımsız olduğu söylenen nice Müslüman ülkelerden çok daha fazla silah ve füze üretmişlerdir.

6) Düşmanla masum insanları ayrı tutmak, düşmana karşı sert halka karşı ise merhametle muamele ettiklerine tanıklık ettik. Her ne kadar Müslümanlar, Siyonist Yahudilere karşı savaşıyor olsalar da halkla, bizatihi savaşa katılarak kendileriyle savaşan insanları aynı görmemiş halka merhametle muamele etmeyi kendileri için önemli bir vazife addetmişlerdir. Oysaki yaklaşık olarak yüz yıla yakın bir zamandır bölge üzerinde egemenliği olan bu Siyonist Yahudiler, masum Filistinli halka bile her türlü zulmü reva görmektedirler. Yani sebepsiz yere öldürmek, hapse atmak, evlerine ve arazilerine el koymak ve buna benzer daha nice zulümler yaptıkları halde Hamas, 7 Ekim’de gerçekleştirdiği operasyonla esir olarak almış olduğu haktan olan insanlara merhametle muamele etmiş ve asla intikam duygusuyla hareket etmemiştir. Tıpkı Hz. Peygamberin Mekke feth ettiğinde, yıllarca Mekke’de kendilerine zulmeden Mekkelilerden intikam almaması örneğinde olduğu gibi. Hamas’da, yıllardır kendilerine, sivil, kadın, erkek ve çocuk demeden katleden Yahudilere karşı intikam duygusuyla hareket etmemiş, halka karşı merhametle muamele etmeye devam etmiştir. Hamas'ın elinde esir bulunan Yahudiler serbest bırakılırken görmüş oldukları muamelenin bir neticesi olarak Hamas’lı Müslümanlara karşı nasıldı memnuniyet ifade eden bir durumla oradan ayrıldıklarını tüm dünyayla beraber müşahede etmiş olduk. Bu da bize düşmanla mücadelede, merhamet göstereceğimiz ve göstermemiz gereken kimseleri iyi ayırt etmemiz gerektiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla intikam duygularımızı ancak bizi yok etmek için mücadele eden İslâm’ın ve Müslümanların azılı düşmanı olan kimselere yöneltmemiz gerektiğini hatırlatmaktadır.

7) Gazze savaşı bize bir kez daha göstermiştir ki Müslüman olan kimseler düşmandan ve düşmanın sahip olduğu imkânlardan değil yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarak hareket etmeleri gerekmektedir. Gazze’li Müslümanlar ile Siyonist Yahudiler arasındaki bu savaşta, düşmanın çok güçlü olması ve dünyanın süper güçleri olarak kabul edilen batılıları arkalarına almış olmaları ve ayrıca da onlardan her türlü desteği de aldıkları bir durumda düşmandan kokmayarak onlarla savaşmayı göze almışlardır. Düşman arkasına aldığı devletlerle birlikte bu kadar güçlüyken Müslümanlar ise ancak kendi ellerinde bulunan imkânları kullanabileceklerini bilerek, bölge ülkelerinin hemen hiçbirinden bu konuda elle tutulur bir destek görmeyeceklerini bildikleri halde buna rağmen hareket etmişler ve işgalci kâfirlere karşı asla bir korku içerisine girip savaştan geri durmamışlarıdır. Bunun tam aksine savaşı başlatanlar olarak kendileri harekete geçmiş, neticede korkulması gereken gücün dünyaya ait bu imkanları ellerinde bulunduranlar değil, âlemlerin Rabbi olan Allah olması gerektiğini bir kez daha bize hatırlatmışlardır. Yüce Kitabımızın da gündeme getirdiği üzere: “…Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” (Âl-i İmrân, 175); “…Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun…” (Mâide, 44); “Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler.” (Âl-i İmrân, 173)

Müslümanların süreç içerisinde yaşamış oldukları imanî erozyonlar neticesinde düşmanı gözlerinde çok büyüterek adeta kendileriyle mücadele edilmeyecek bir güç olarak telakki ettiklerini üzülerek de olsa görmekteyiz. Özellikle Siyonist Yahudilerin; ekonomik olarak çok güçlü olduklarını, askeri olarak dünyanın en güçlü ordularına sahip oldukları, demir kubbe gibi kendilerini düşmanlarından koruyacak radar sistemlerine sahip oldukları ve benzeri yönlerini gözlerinde çok büyüterek âdata onları yenilmeyecek birer güç olarak telakki ettiklerini görmekteyiz.

Oysaki Gazze savaşı bize bir kez daha gösterdi ki; Müslümanlar kendi üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirip kâfirlerle mücadelede ederken Allah’tan başka kimseden korkmadan hareket ettikleri bir durumda elde edecekleri başarı hiçte tahmin etmeyecekleri kadar büyük olacağına Gazze direnişi bize bir kez daha göstermiştir. Dolayısıyla dünyanın önde gelen bir ordusuna karşı dünyanın en küçük imkânlarına sahip olan bir direniş grubu durmuş ve düşmanın sahip olduğu tüm yenilmez olarak kabul edilen imajlarını adeta alaşağı etmişlerdir. Buda bize göstermektedir ki korkulması gereken merci olarak Allah’ı tercih edenler, Allah’ın gücünün ve kudretinin farkında olanlar, düşmanı kendi gözlerinde büyütmeyerek, neticede onların da insan olduklarını bilerek hareket edenler düşmanın karşısına çıkarak onunla mücadele etmek cesaretini gösterebilirler. Nitekim savaştıkları düşmanın, Kur’an’ın da Yahudileri getirdiği âyetlerinde de hatırladığımız üzere nice zaaflarının olduklarını bizlere bildirmektedir. Dünya yaşamına karşı en hırlı insanlar olmaları (Bakara, 2/96), sağlam kalelere sahip olmadan savaşmak istemeyecekleri (Haşr, 59/14) örneklerinde olduğu gibi. Düşmanda bulunan bu psikolojik zafiyetler, Müslümanlarda da bulunan psikolojik üstünlük, neticede fiziki üstünlüğüne de sebebiyet verecektir. Gazzeli kardeşlerimiz bu hakikati bir kez daha bizim gündemimize getirmişlerdir.

Gazze’de Siyonist Yahudiler ve onların arkasında duran zâlim müstekbir güçlerden sadece Hamas’lı Müslümanlar değil, Gazze halkının tamamının kokmadığına tanıklık ettik. Filistinin ve Mescid-i Aksâ’nın işgalden kurtulması için mallarını da canlarını da seve seve kurban edeceklerinin bilincinde olan insanlar olduğunu gördük. Daha yeni doğmuş minik yavrusunun cesedini eline alarak “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diyerek direnişin yanında durduklarını gördük. On binlerce insanlarını bu savaşta kurban verdikleri halde yılmadıklarını, direnişin arkasında durarak mücadelede yerlerini alan bir toplum olduklarına tanıklık ettik. Büyüğüyle-küçüğüyle,  kadınıyla-erkeğiyle tüm insanların işgalcilere karşı direniş bilincini kuşandıklarını ve her türlü bedelleri ödemelerine rağmen geri adım atmadıklarını gördük. İşte böylesine bilinçli bir toplumu yenilgiye uğratmak zor olduğu gibi uğratılsa bile onlara karşı mutlak mânâda bir başarı kazanmak asla mümkün değildir.

8) Dünya egemenlerinin insanlığa sunmuş oldukları değerlerin gerçeği yansıtmadığını görmüş olduk. Yüz yıllardın dünyaya, tek alternatif olarak sunmaya çalıştıkları dünya görüşlerinin aslından bir yalandan ibaret olduğunu, sahip oldukları o sözde değerlerin sadece kendi insanlarına yönelik ve kendilerinden olmayan insanları aldatmaya yönelik olduğu Gazze direnişi tüm dünyanın gözüne soka soka bir kez daha göstermiş oldu. Zâlim Siyonistler hiçbir değer tanımadan, çocukları, kadınları, camileri, kiliseleri, hastaneleri, okulları bombaladıkları halde sözüm ona dünyaya refah ve huzuru getirecek tek alternatifin sahipleri olan batılı devletler, hemen hiçbir yaptırımda bulunmadılar. Hatta birçoğu o Siyonistlerin arkasında durarak katliamlara destek verdiler. Lakin batılıların sahip oldukları anlayışların dünya insanına hayır getirmeyeceğini aksine kan ve gözyaşı getirdiğini hem bizler Müslümanlar olarak bir kez daha görmüş olduk ham de tüm dünya halkları görmüş oldular. Bu mânâda maskeleri bir kez daha düşmüş oldu. Gazze’deki kutlu direniş bize bu hakikati bir kez daha göstermiş oldu.

9) Gazze direnişi bir kez daha bize gösterdi ki Müslüman olduğu söylenen tüm ülkelerin idareleri Müslümanların elinde değil, aksine ya Siyonistlerin elinde ya da onlara uşaklık yapan batılıların elindedir. Tüm Müslümanlar nezdinde içinde Mescid-i Aksâ bulunduğu için kutsal bir dava olan Filistin meselesi ne yazıktır ki Müslüman olduğu söylenen devletlerin sessizliğiyle sadece Gazze’de direnen direniş gruplarının üzerine bırakılmış durumdadır. Müslüman olmalarının bir gereği olarak Filistin meselesinde direniş gruplarının yanında durarak onları desteklemesi gereken sözde Müslüman ülkeler, ne yazıktır ki kendi ülkelerindeki halkların tepkilerinden korktukları için sadece yapılan katliamları kınamakla yetiniyor, Siyonistlere karşı herhangi bir adım atmıyorlar veya atamıyorlar. Bırakın Müslümanları destekleyecek bir takım adımlar atmayı, o katliamcı Siyonistlerle yaptıkları hemen hiçbir ticarî, siyasî ve sair antlaşmaları aksıya alamıyorlar. Dolayısıyla her ne kadar kendilerinin bağımsız bir ülke olduklarını ifade ediyor olsalar da aslında hiçte bağımsız olmadıklarını ya da henüz olmadıklarını görmekteyiz. Filistin meselesi gibi tüm Müslümanları ilgilendiren bir meselede Müslümanların yanından duramayan veya buna yönelik bir takım adımlar el altından atıyor olsalar bile bunu açıktan somut adımlarla ifade edemeyen bu devletlerin Müslümanlara ait diğer meselelerde Müslümanların yanında durmaları hiç mi hiç beklenmemelidir. Bu durum bize bir kez daha göstermektedir ki Filistin’in özgürlüğü ya sadece Filistinli grupların direnişiyle kazanılacak ya da bölge ülkelerinin yönetimleri öncelikli olarak değişecek ve İslâmî yönetimler haline gediğinde gelecek Filistin’imiz, ancak ondan sonra özgürleşecektir. Siyonistlere uşaklık yapan, onlara muhtaç durumda bulunan bir yönetimin onların karşısında durması tabi ki beklenmez ve beklenmemelidir.

Mesele buraya gelmişken şunu da ifade edelim ki eğer bu ülkeler şu durumda Siyonistlere veya onların arkasında duran batılı güçlerin karşısında duracak bir iradeyi ortaya koyamıyorlarsa dahi yarın bu iradeyi ortaya koyacak bir oluşumun içerisinde girmeleri kendi gelecekleri için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Bugün Siyonistler tarafından işgal edilerek tümünde egemenliklerini ilan etmek istediği Filistin topraklarından sonra bu zâlim katliamcıların hedefinde diğer Müslüman ülkeler olacaktır. Sırasıyla Lübnan, Ürdün, Suriye ve Türkiye başta olmak üzere diğer Müslüman ülkeler olacaktır. Dolayısıyla bu katliamcı düşmana karşı bugün birlikte hareket edecek bir organizasyonu gerçekleştirememiş olan devletler, en azından yarınlarda bu hedefi gerçekleştirme gayreti içinde girmelidirler. Yoksa bırakın kendi halklarının direnişleri yoluyla olmasa da asıl düşman olan Siyonistler veya onların arkasında duran batılılar eliyle kolay lokma olarak yok almaya mahkûm olacaklardır. Bu gün sahip oldukları saraylar ve maddi imkânlar onları düşmanın hedefi olmaktan kurtaramayacaktır.

Gazze mektebinde bu ve bunun gibi daha nice ders ve mesajlar söz konusudur. Bizlere düşen ise bu mesajları hakkıyla okuyarak hareketlerimizi buna göre belirlememizdir. İlâhî vahyin bizlere sunmuş olduğu temel ilkeleri kendimize yol işaretleri edinerek hareket etmeliyiz. Bununla birlikte aynı zamanda tarihte yaşmış ve yaşanmaya devam eden hadiseler üzerinden de kendimize bir takım tecrübeler edinmeliyiz. Yarınlarımızı sağlıklı zeminler üzerine inşâ edebilmek için bu kaçınılmaz bir gerekliliktir. Eğer ihmal edersek, yarınlarda benzer akıbetleri yaşamaya devam ederiz. Biz Müslümanlara düşen vazife sürekli aynı delikten ısırılmak değil, yaşadığımız pratiklerden ders çıkararak aynı hataları bir daha yapmamaktır. Mücadele bizden, başarı ise en nihaye olarak âlemlerin Rabbi olan Allah’tandır.

Son değişiklik Perşembe, 14 Aralık 2023 14:33

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.