Login to your account

Username *
Password *
Remember Me

Create an account

Fields marked with an asterisk (*) are required.
Name *
Username *
Password *
Verify password *
Email *
Verify email *
Captcha *
Reload Captcha
Hızır Yıldırım

Hızır Yıldırım

İNSANLIĞIN DÜNYA SERÜVENİ -1-

İnsanlığın serüveni; bebeklik, gençlik ve ihtiyarlık. Herkesin serüveni farklı; kiminin bebekken, kiminin gençken, kiminin de ihtiyarken dünya serüveni son buluyor.

Hangi anneden doğacağımız ve dünyaya gelip gelmeyeceğimiz insanın iradesinde değildir. Allah'ın iradesi ile oluşan bir durumdur.

Bebekken ölenin tohumu çatlamaz ve bu tohumun cennette yeşereceği umulur. Çocukken ölenin ise tohumu çatlamış, filiz vermiş ama meyve vermemiş, bu meyveleri de cennette vereceği umulur.

Asıl buluğa erenin sorumluluğu başlıyor. Meyvesini güzel mi verecek yoksa verimsiz mi olacak. Bu kendi iradesine bağlıdır. Salih amel meyvesi mi verecek yoksa bozuk haram meyvesi mi verecek, kendi iradesiyle belirleyecek.

Çocuk yeni dökülmüş betona benzer. Sen, çocuğa ne verdinse onu alır. İyi veya kötü, taze betonda iz bırakır; düzeltmek ise anne-babaya aittir.

Kişi iyi bahçıvan olacak, bitkiyi güzel yetiştirecek, Zekeriyya (as) gibi. Adayan ise Hanne olacak ve Meryem (as) gibi iffetli bir şahsiyet yetiştirecek. Maalesef böyle bilinçli çocuk yetiştirme bizden çok uzak kaldı ve kaliteli insan yetiştiremez olduk.

Küçükken ne verirsen çocukta kalıcı o olur.

İnsanın kendi iradesiyle dünya serüveni başlıyor. Yönetici kendisi, yönetilen yine kendisi, rolü alan kendisi, rolü oynayan da kendisidir. Bu yol kendisine göre uzun, aslında kısa, bu serüvenini nasıl bitireceği yine insanın kendi elindedir. Elbetteki sebeplerde faktördür, çoğunluğu kendisi belirler.

Bu serüvenin sonucuna göre ahiret hayatı da şekillenecek. Serüvenin içindeki oyuncu kendisi macerayı da kendisi belirleyecek. Ya ķüfrün önderi alkışlanan, ya da küfrün altında figüran, ya belirleyen, ya da belirlenen olacak.

İman yolunda önderlik, sorumluluk ağır, ya da iman yolunda neferlik, ölüm gelinceye kadar sorumluluk bilinci…

Bu serüven devam etmekte ve ölüm ise kovalamaca ile peşimizde. Güzel yaşayanın ölümü her daim güzel olmuştur.

Kendisini Kur’an ile terbiye etmiş, siyer ile Rasulün ahlâkıyla ahlaklanmış ve yolu da sırat-ı müstakim yolu olmuş, mü'min şahsiyet her zaman belirleyen olmuştur. Dünya serüvenini bilinçli şekilde yaşar, yön verir, yönetir, idare eder çünkü donanımlıdır.

Mü'min hangi beldede olursa olsun, hangi şartta olursa olsun isyan etmez. Verilen nimetlere şükreder ecrini alır. Musibetlere sabreder yine ecrini alır. Bulunduğu yere uymaz, kendinde olan güzelliklerin rengini verir. Yolun hakkını verir, yolda kalmışa el uzatır, ihtiyacını giderir ve dünya serüvenini de dolu dolu geçirir, yapılması gerekeni yapar.

Kafir ise küfrün karanlık serüveninde bocalar durur. Anlık hayatı önceler, çılgınlar gibi eğlenir, yer içer, oyalanıp durur. Dünyaya bir daha mı geleceğim der ve vurdumduymaz bir hayat yaşar. Dünyaya bir daha gelmeyecek doğru ama! Ahirette dirilecek ve cehennem son durağı olacak. Orada ne yaşayacak, nede ölebilecek.

Kimisi ise dünya serüveninde sürekli adrenalini yaşar, sanki ölüme meydan okur. Sürekli macera peşinde spor adına ömrünü geçirir, genelde ömrü de bu yol üzere son bulur.

Kimiside artisttir, sürekli rol yapar. Hayatı da rol yapmak ile geçer. Kimisi modeldir, sürekli güzel görünmesi gerekir; çünkü süslü basın sürekli peşinde. Kimisi makamı vardır hakkını veremez, farkındadır veya değildir. Çevresine zulmeder. Kimisi patrondur, iş sahibidir, hak yolunda cimridir; batıl yolda ise israfçıdır.

İnsanlığın dünya serüveni ölüm ile son bulur ve ahiret macerası başlar, cennet veya cehennem ile son bulur.

Rabbimiz dünya serüvenimizi razı olduğu gibi tamamlamayı bizlere nasip etsin.

Dağ gibi dimdik, dağlar gibi heybetli!

Bir ucu gökte, bir ucu yerde, bir ucu ise yerin altında!

Dünya’yı dengede tutan, sarsılmayan!

Kendine sığınanı koruyan, Ashab-ı Kehf gibi!

Dağlar, bizleri düşündürüp tefekkür ettiren!

Heybetli dağlar; vahiy yükünü kaldıramayan!

Vahyi yüklenen insana, sorumluluğu hatırlatan!

O dağlar ki;  misafirini en iyi ağırlayan!

Hira dağı ki, son Nebî ile insanlığı vahiy ile tanıştıran!

 

O dağlar ki yükseklerden insana, şehrin resminin tamamını gösteren!

Kar’ı eksik olmayan, gökyüzü ile yakınlığı olan!

O dağlar ki yürürler ama, insanlar farkında bile olmazlar!

Tur-i Sina dağında, Musa (a.s.)'a talim ettirip ağırlayan; vahiy levhasını Rab'tan alan!

Allah dağa tecelli edince; dağılıp parçalanan!

Bizler sarsılmayalım diye; yerlere kazık gibi çakılan.

Heybetiyle insanları büyüleyerek kendine çeken.

 

Âdem (a.s.) cennetten Cebel-i Nur dağına inişi ile bizlere; Arafat dağı ile mahşeri hatırlatan!

Nuh (a.s.) gemisi ile Cudi dağında demir aldı!

O dağlar ki, Resûlleri bağrında barındıran!

O dağlar ki, vahye şahitlik eden!

O dağlar ki, Allah'ın emrine boyun eğen!

O dağlar ki, kıyâmet gününde renkli yünler gibi atılacaklar!

O dağlar ki, semaya en yakın olanlar onlardır!

O dağlar ki, yüksekliği ile övünmeyen, Allah'a itaat eden!

O dağlar ki, Allah'ın en güzel ayetidir onlan!

Düşünerek (tefekkür) söylenen her söz elekten geçmiş elmas taneleri gibidir. Düşünmek (tefekkür) henüz yasaklanmadı,  tefekkür etmek için hâlâ ne durursun?

Müslümanlar tefekkürü ertelediği için, batı ve bâtıl dizginleri ele aldı ve bizim yerimize düşünüyor, üretiyor, fitne ve fesat saçıyor.

Toplumu yani avamı nasıl soyarım, nasıl koyunlaştırırım, bize hizmet edecek satılmışları nasıl oluştururum diye şer kafayla düşünmüşler ve şer üretmişlerdir.

Dünya sahnesinde maalesef Müslümanlar yok, toplum her taraftan zulmün pençesinde inim inim inliyor ve çıkış yolu bulamıyor.

Müslümanlar örnek ve adil olma liyâkatini kaybetti. Yani örnek olacak, adil şahsiyet olma vasfını yitirdiler; çünkü Kur’an'ı (mehcur) terkedilmiş olarak bıraktılar.

Her bir Müslüman fert aslında örnek şahsiyettir. Kur'an üzerinden tefekkür çok önemlidir. Müteşâbih olmayan her ayet üzerinden birçok şeyler başarabilirdik. Toplumun her ferdine açık tebliğ ve güveni oluşturmak, kendi aralarında kardeşlik hukûkunu te’sis etmek ve adaletten asla taviz vermemek asıl gayemiz olmalıydı.

Toplum örnek alacak şahsiyetler arıyor, Müslümanlar ise kendini arıyor. Böyle olunca insanlık her yönde zulmün pençesinde.

Örnek olmak için İslam devletini aradık ama; ailemizi, kendimizi, komşumuzu İslam'ın ahlâkıyla ahlaklandıramadık. İslam devletini evde oluşturamadık. Sokaklar, caddeler nasıl İslam olsun? Sürekli strateji hatası yapıyoruz.

Resül (sas) mekkeyi sabırla işledi, topluma tepeden inmedi sürekli olarak İslam’ın güzel ahlâkıyla tebliğ ve terbiye etti. Emin kişiliğine müşrikler bile laf edemedi. Kalpleri fethetti, öldürmedi; çirkin sözlerle dövmedi, sertlik uygulamadı. KUR'AN mesajıyla diriltti. Daha sonra yürek fethi ile Medine İslam Devleti doğdu. Medine İslam devleti sabırla işlenen KUR'AN mesajıyla yani; Hak edilerek, Hak ederek bir muştuyla geldi.

KUR'AN bizden düşünerek, aklederek bir yol çizmemizi ister. Yeryüzünün yaratılışını düşünmek, insanın yaratılışı, birçok nimetin yaratılışı, karanın ve denizin nimetleri insana sunulması, birçok hayvanın ibretle yaratılması, örnek: arı, inek, örümcek, deve, sinek, vs. Bu hayvanlar üzerinde düşünmek bile çok güzel malzeme verir. Düşünceyi hayata taşımak yani uygulamak gerek. Müslüman hilm sahibidir.

KUR'AN bizlere akledecek, düşünecek birçok ayeti sunmuştur. Bizler ise teferruatlarda boğulduk, sanki bataklığa girmiş gibi çırpındıkça daha da battık. Üretmeyince kafire, zalime karşı güç kaybettik. Birbirimizi tekfir etmek için yarıştık ve enerjimizin bir çoğunu kaybettik. Sonra Müslümanı ara ki bulabilesin. Buradan yani çukurdan bir an önce çıkmalı ve önümüze bakmalı ve tevbe ile yeniden hayata ve inşâ’ya yönelmeli.

Tefekkür için güzel vakitler gece vakti, veya yarısı, seher vakitleri… İnsanların uykuda olduğu vakit. Biz, Müslümanlar Kur'an'ın ağır mesajını kuşanmalı, uyumuş olan bu insanlığı vahiyle uyandırmalı…

"Acaba diyorum dünyaya imtihan için geldiğimizi unuttukta! Dünyayı çok mu sevdik?" Ahiret hayatını çok mu uzak gördük? Söylemlerimiz Müslümanca da, ya eylemlerimiz?..

İnsanlık kendini arıyor, Müslümanlar ise kendinde değil, kendini arıyor. Suçu başka yerde aramak yerine, kendi suçlarımızı niye hiç görmek istemeyiz? Sistemi, toplumu, kişileri suçlamak kolay. Acaba bunların zalimleşmesine biz mi ön ayak olduk diye öz eleştiri yaptık mı?

Bir türlü bizdeki potansiyeli göremiyoruz. Yerin altındaki elmas işe yaramaz, yeryüzüne çıkarsa işe yarar. Müslüman yerin altındaki elmas gibidir. Değerini kaybetmez.

"Çık artık uyuduğun yetmedi mi! Uyumak için gelmedin! Uyandırmak için geldin ey Müslüman! Dünya ve içindekiler sana muhtaç!.."

Ahsen-i Takvim üzere yaratılan insan, vücut yapısıyla, ruhuyla, canıyla, irade ve aklıyla, temiz fıtratıyla Rahman'ın kulu insan, canlıların en şereflisidir.

Esfele’s-safilin ile de yaşayan canlıların en şerlisi olabilmektedir! Yeryüzünü fesada uğratan, ekini ve nesli bozan, öldüren, fitne çıkaran, cimri, bencil, iman yönünden akıl yoksunu, zinaya yol açan, faizci, terör uygulayan aşağıların aşağısı zalimi zalim insan!

Kirâmen Kâtibin (Hafaza) melekleri her bir yanımızdan kayıt altına almakta. Beş duyu organlarımız olan dil, tat almayla; kulak, seslerle; burun, koku almayla; göz, görmekle ve kalp idrak ile beyin ise bunları kaydetmekte; el yapmakla; ayak yürümekle şahitlik etmekte, her bir şeyi en ince detayıyla hatta zerre miktarı iyilik veya kötülük kayıt altına alınmakta.

Bunları da yönetense insana verilen akıl nimetidir. Beş duyu organlarımızı nefis ve irade yönlendirir ve bunun üzerinde akıl tümüyle yönetir. Fıtratını koruyan akıl nimetin emrindeki insan mü'min olur. Mü'min olan ise cennet yolcusu olur.

Fıtratını kirletenlerin ise cin ve insan şeytanları, nefis ve iradesi aklını esir alır, yani aklını kullanmaz, dolayısıyla da kişi kâfir olarak cehennem yolcusu olur.

Dil tat alma duyusuyla tattığını unutmaz, lezzetleri tek tek bilir ve beyin ise kayıt yapar. Yeni doğan ve büyüyen çocuk,  birçok eşyaya elliyle, diliyle ve ağzıyla dokunur.

Böylece eşyayı ve yiyecekleri de tanımış olur. Dil söylediği ile de mes’uldür. İyi veya kötü söylediği her söz, beyin ve melekler tarafından kayda geçirilir. Dil bozuk yiyecekleri, tuzlu, acı, meşrubat çeşitlerini, tattığı tüm yiyeceklerin lezzetini veya leziz olmayanı bilir ve unutmaz. Haram yiyecek ve içeceklerin tatları ve acılarını da unutmaz. Dil ahirde şahitlik yapacak! "İnsan onu da bilir mi?"

Kulak duyduğu sesleri yıllar geçse de unutmaz. Kulağın her duyduğu ses beyin tarafından kaydedilir. Yıllar geçse de konuşulan sesleri ve sahibini genelde bilir. Telefonda ki sesin sahibini genelde tanır. Su sesini, hayvanların sesini, ağaçların, rüzgarın, deniz dalgaların, insan seslerini vs. unutmaz bilir.

Burun her tür kokuyu algılar ve güzel kokuları, pis kokuları, yiyecek aromalarını, leziz yemek kokusunu, leş kokusunu bilir. Aslında koku alma, güzel bir nimettir. Halk deyimi ile “burnuma pis kokular geliyor”; denilen yerden uzak durmaktır.

Göz görme ile insanın en değerli organıdır. Güzele bakmak sevap değil,  güzel bakmak sevaptır. Göz gördükleriyle şahittir. Her gördüğünü beyin kayıt yapar. Sürekli harama bakan göz, zamanla vücut fiili ile haramı işler. Kişi gördüklerini yıllar geçse de unutmaz. Göz aslında irademizle yaptıklarınızı kamera gibi kayıt yapmakta. Silemeyiz, çünkü beyin gördüklerini kaydetmiş; ancak Allah dilerse tevbeyle siler.

İnsan kendini tanımalı, bize verilen beden gömleği emanet olduğunun bilincinde olmalıyız. Emanet verilen beden gömleğini vakti gelince çıkaracağız ve aslı olan toprağa dönecek, ruh ise Allah'a dönecek. İnsan yarın ahirette organların dile geleceğini, aleyhimize veya lehimize şahitlik yapacağını unutmamalı.

“O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler ayakları yaptıklarına şahitlik eder.” (Yâsin, 65)

Vücut donanımını güzel yapan ve inşa eden Allah'ı sürekli zinde tutmalı; Tevbe ve istiğfarla dilimiz ıslak olmalı. Vücudumuzu bilen bizler değil; sadece Allah'tır. Yaptığımız her işe dikkat etmeli, yarın duymak istemediğimiz, görmek istemediğimiz her bir fiilden uzak durmalı, söylediğimiz her sözü bilinçli söylemeliyiz.

Pişman olacağımız her ve takva yolu olur. Ahirette de cehennem azabından kurtulur.

5.9 şiddetinde bir deprem yaşadık; düzce ve çevresinde.

04:10 sabaha karşı uyanık halde depremi canlı olarak yaşadım. Şiddeti 5.9 olabilir fakat; hissedilir durumu 8 şiddetinde idi. İlk önce şiddetli ses, yüzlerce at'ın koşması gibi, binanın gıcırtı sesi, şiddetli sağa-sola ve yukarı-aşağı sallantı ile devamında ise elektriklerin kesilmesi ile evin yıkılacağı kanısı oluştu; yine şiddetli ses..! Yaklaşık 1 dakika salladık.

Arz'ın Sahibi, biz insan kullarını şiddetle sarstı, kendimize gelmemiz için, kaç kişi kendine geldi mi acaba? İç sarsıntı ile uyarıldık; ya dış sarsıntı olsaydı? Kaç kişi Kur'an mesajını anlamaya çalıştı? Kaç kişi tevbe ile Arz'ın Sahibine sığındı? Kaç kişi ibret aldı?

Kaç kişi, kaç kişi..!

Binalar yıkılmadı ama; her evde ve mutfakta, her işyerinde bir şeyler kırıldı, tahminim züccaciye dükkanları en çok zarar gören yerlerdir. Marketler de camlı ürünlerin kırılması ile zarar gördü. Fakirlere günü geçmeye yakın ürünler için reyon açmayan ve infak etmeyen marketler, depremle ürünlerini mecburen çöplere doldurdular.

Yakın tarihte, Osmanlı döneminin son zamanlarına kadar; 1900 yıllar ve öncesi semtin belirli yerlerinde sadaka taşları vardı; insanlar ihtiyacı kadar oralardan para alırdı. Fakirlerin borçlarının yazılı odluğu mahalle dükkân veresiye defterleri, şuurlu zenginler tarafından ödenirdi. Şimdikiler infak yerine, ürüne zarar verip çöpleri dolduruyorlar. Şimdinin insanı; hayvanlara hassas, insanlara ise cimriler.

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diyen ecdattan nasıl böyle merhametsiz bir toplum oluştu!

Biz Müslümanlar yine de her an ve zamanda; Rabbimize sığınır, yalnızca O'ndan yardım talep ederiz. Deprem anında O'nu tekbirler ile yüceltir ve yeryüzünün ve gökyüzünün Tek Sahibinden başka; ilahları da reddederiz..!

İnsanlar depreme dayanıklı evler yapıyorlar ve deprem anında tedbir alıyorlar, Eyvallah. Ölüme her an gidebilir ahiret yaşantısı için tedbir almıyor ve ahiret yokmuş gibi yaşıyorlar. İnsanlar, illa da tedbir diyor! Allah'ı Tekbir etmiyorlar.

Önceki ümmetlerin helak olması sesle, rüzgarla, depremle, sel ve su ile, vs. Ölülere okuduğumuz Yasîn sûresi de ses ile helak olan kavimden bahseder. Depremle yaşadığım ses hala kulaklarımda.

Deprem bireyi değil, toplumu derinden etkiler. Korkuyu herkes yaşar. O anda mal-mülk ikinci planda kalır ve sadece canını düşünür insan. Her şeye çare üretiyoruz da dünya ve ahiret dengesi için çare üretmiyoruz!

Rabbim cümlemizi toplumsal afetlerden korusun ve mü'mimce hayata bakabilmeyi, mü'mince ölebilmeyi cümlemize nasip etsin. Âmîn.

Şiir: DERYA..!

Kasım 21, 2022

Derya dedikleri, sanma ki sadece tuzlu su!

Deryada yaşar isen, dünya denilen gezegende tonlarca su!

Deryadır binlerin yaşam alanı!

Kaldırma kuvvetiyle, gemileri yüzdüren!

İnsanlar içinse sayısız rızık alanı!

Deryayı görüp te hayasızca soyunup dökülenler!

Deryayı çöplerle kirleten insafsızlar!

Derya; içindeki çöpleri saklamaz, insafsız sahibine iade eder!

 

Derya bu; bir bakarsın Musa (a.s.) yol açar!

Bir bakarsın; Firavun ve ordusunu boğar!

Allah bile batıramaz diyen profesyonellerin Titaniği onda batar gider!

Bâtılın her yerde batacağı gibi!

Amatörlerin gemisi olan Nûh’un (a.s.) gemisi besmele ile onda yol alır!

Hakta olanlar batmaz, hak yolda ölümü öldürdükleri için!

Deryanın dalgaları gemiyi sarınca; dini Allah'a has kılanlar!

Karaya çıkınca; tekrar sapıtanlar!

Yunûs’un (a.s.) balığın karnında, tevbe ile Allah'a yönelmesi!

Derya bu, Hak yolda olanı koruması, batıl yolun yolcusunu boğması.

Yahudilerin cumartesi günü balık yasağı ile imtihanı!

 

Derya Allah'ın emrinde; tuzlu suyu tatlı sudan ayırır!

Derya içindeki görkemli yaşamı ile ayrı bir dünya.

İçindeki türlü türlü canlılar ile Allah'ın güzel sanatı!

İnsanlığın hizmetinde, insanlık ise şükürsüzlüğün hizmetinde!

İnsan denilen varlık; bakıma muhtaç, insanı limanına almazmış!

Uçak gemileriyle denizaltı ve silah yüklü gemilerle kendi ırkına savaşı!

Hiç bitmedi Firavunların rablik savaşı!

Küçücük midesi vardı doydu da gözleri doymadı!

Deryaya ve dünyaya sığmadı da uzayda fitne ve fesat çıkaracak gezegen aradı?

Oysaki verilen onca nimetler; insanlığın imtihan vesilesiydi!

Âdem olan anladı da! Adam olamayan anlamadı!

 

Derya'nın limanı vardı; gemilerini anne şefkatiyle korurdu!

Vira bismillah diyene rızkını hep verir; cömertliği esirgememiş!

Görebilen gözler için, Allah'ın güzel sanatı her yerde!

İncileriyle, mercanlarıyla resifleriyle, aksesuarlarıyla, akvaryum görüntüleri ile muhteşem sanat!

İrili-ufaklı balıklarıyla, kabuklu-kabuksuz canlılarıyla, sayısız nimet zenginliğiyle insana sunulmuş!

Tevbe etmekte zorlanan insan için; halis tevbe imkanı!

İyi dileklerle uğurlanan, hasretle beklenen!

Derya'nın bazen çarşaf gibi sakin, bazen de dalgalarıyla hırçınlaşan insana benzer görüntüsü!

Deryadaki nimetleri şükür edasıyla paylaşan insanlık her daim kazanımda!

Ne mutlu kazananlara, ne mutlu Müslümanca yaşamlarını sürdürenlere!..

Bu makaleyi yazmamdaki etken; sigara kutusundaki resim. Yolda yol alırken, yol kenarına atılmış sigara paketinin üzerindeki resim beni düşündürdü. Üstündeki yazıda: “sigara öldürür”,  resimde ise tahrip olmuş insan organları vardı. Bu sigarayı içeni düşündüm ve acıdım; bile bile zehir içiyor. Biliyor ama bilmiyor, görüyor ama görmüyor!

Hâkkı göremeyen gözler, hâkkı duymayan kulaklar, hâkkı idrak edemeyen beyinler ve kalpler!

Cehennemi bilir ve herhangi bir tedbir almazlar. Cenneti idrak eder ama onu kazanmak için hiçbir çaba harcamazlar. Şeytanın düşman olduğunu bilir ama ona karşı önlem almazlar. Hakikati bilir ve sürekli onu ertelerler.

Birçok hakikate şahit olduğumuz halde, sanki hakikat yokmuş gibi yaşarız.

Cehennemin hakikat olduğunu dünyadaki herkes bilir; yakıcı ve ateş olduğunu herkes bilir. Bilir de tedbir almaz. "Allah bizi yakmaz!" düşüncesi hâkim maalesef. Kur'an'ın anlamını okumadığı için kulaktan dolma bilgilere inanır.

Sigaranın zararlarını içen veya içmeyen herkes bilir. Satıcıya “bana zehir ver” demez, sigara ver der. Pekâlâ; kanserojen bir madde olduğunu bilir, yine tedbir almaz. Gırtlak kanseri, akciğer kanseri, mesan kanseri, damar tıkanıklığı vs. olunca yani kanser vücuda yayılınca, tedbirin bir faydası olur mu?

Günahkâr insanda günahları erteler, yani öteler, ölüm gelince pişman olur ama ne fayda! Son pişmanlık fayda vermez aksine; sonsuz keşkeler ve gerçek stresli sonsuz yeni hayatına başlar.

Şeytan apaçık düşman olduğunu Allah (c.c) kitabıyla uyarır da kim dikkate alır acaba? Bu apaçık düşman karşısında hiç bir tedbiri yoktur veya dikkate alma gereğini bile duymaz. Haramları bilir yine de haram işlemeye devam eder.

Yahudiler, Mescid-i Aksa’nın hemen karşısında mezar satın alma yarışında, dünyanın en pahalı mezarları burada! Çarmıha germeye çalıştıkları Hz. Îsâ (as) yada daha doğru bir ifadeyle Hz. Îsâ olduğu halde kabul etmedikleri ve gelmesini bekledikleri Mesih Mescid-i Aksa'ya inecek ve yakında olan mezarlıklardan her bir Yahudi’yi çıkararak cennete sokacak diye inanıyorlar.

Peygamberleri öldürenler, Mûsâ (a.s.) şeriatine uymayanlar, kitabı tahrif edenler, Hz. Îsâ' yı öldürmeye çalışanlar, bunları bildikleri halde; hatta son Resûl Muhammed (s.a.v.) kendi öz çocuklarını tanıdığı ve bildikleri halde reddedenler; kendilerinden başka cennete girecek yoktur diye inanırlar? Allah'a bile bile kafa tutanlar! "Sizce bunlar mı tedbir alıyorlar?"

Tedbirsizlik, insanoğluna mahsus bir haslettir maalesef. Yaşadığımız coğrafyada maalesef tedbirsizlik had safhada. Dünyası harap da âhir hayatı da harap durumdadır. Virane olmuş iç dünyası; dış dünyası köşk ve saray olsa ne yazar!

Konumuza dönecek olursak; stresi sevmeyiz ama riskli işleri çok severiz! Riskli işler bizi sever mi? Ölüme yakın yaşarız ve tedbir almak aklımıza nedense hemen hiç gelmez.

"Şöyle felekten bir gece çalalım" diye bir söz vardır, yoksa felek o geceyi bizden mi çalıyor? “Şöyle güzelce zehirlenelim” desek insanların rağbeti olur mu? “Yak bir zehir” desek veya “Şu zehirden güzelce ölelim” desek, insanın hiç meyli olur mu? Gelin görün ki insan bunları hiç umursamadan yaşar.

Sigarayı sadece bir örnek olarak aldım. Haram, helâl, tahrîmen mekruh konusunu bir kenara bırakarak; sigara tiryakisi olan kardeşlerden bir an önce sigarayı bırakması dileği ve duasıyla.

Ölüm bedenin ceset haline dönmesi ve aslı olan toprağa karışması; ruhun ise Allah'a dönmesidir. İslâm'la tanışmayan yetişkin her birey mânen ölüdür. İslâm diriltir, hayat verir ve sonsuzluğa hazırlar. Sonsuzluk diyarında, Dünya’da İslâm'la dirildiği için; ebedi âlemde sonsuz mutlu yaşar.

Ölüm insan için ne kadar soğuk olsa da; Allah insanı İslâm nimeti ile diri tutar. İnsana, dünyada geçici beden elbisesi verilmiş ve fıtratına uygun yani helâl olandan beslenmiş beden her daim ruhunu da besler.

Fıtratına aykırı yaşayan her kişi, ölümden korkar. Dünyaya kazık çakma niyetinde olanlara dünya da cazibesini sunar. Dünyayı kullandığını zanneder lakin dünya onu kullanır ve sonrada paçavra gibi bir tarafa atar.

Manen ölü gibi yaşar, bedeni çürüyerek ölür; ruh ise yeniden dirilecek güne kadar bekler, sonsuzluk âlemine doğar ve cehennemde ne yaşar nede ölür. Gerçekle karşılaşır ve keşkeler havada uçuşur. "Keşke fıtratıma uygun yaşasaydım, keşke iman etseydim, keşke ölüm beni yok etseydi, keşke, keşke, keşke..!”

Mü'min ise ölümsüzdür. Eskiyen bedeni güzel ve genç bedenle değiştirilir. Mü'min hayatını şehit gibi yaşadığı ve Allah’ın varlığına ve birliğine tanık ve şâhit olduğundan, ölse bile Rab katında diridir ve rızıklanıyordur.

Kâinat bile kıyâmet ile değişikliğe uğrayacak, haliyle insan bedeni değişecek. Bedenine yatırım yapan insan hep yanılgı içindedir. Çürüyüp toprak olacak, ceset, bu beden aslına dönecek. Yatırım için hiçte kârlı değildir. Ruhuna ve sonsuzluk âlemine yatırım yapan her zaman kârlıdır, hiç kaybedeni olmamıştır. Yatırımının karşılığı, cennet ödülü ile taçlanacak.

Ölüm yok oluş değil; yeniden doğuştur. Eskiyen beden veya hasta ve kanserli beden, uzvu eksik, zayıf, obezite, yatalak bedenler hepsi değişikliğe uğrayacak ve taze beden verilecek. Hastalanmayan ve ölmeyen bedene, ruh girecek ve orda kalacak.

Bu beden artık kendisine aittir. Cehennemlik olsa bile bu böyledir.

Kâinat ve dünya kıyâmet sahnesi ile değişimle yepyeni olacak çünkü zaman mefhumu bile ortadan kalkacak. Haliyle insan bedeninde değişime uğrayacak. Adaletsiz dünyanın ahirinde adil bir yaşam bizi bekliyor olacak. Hiç kimse haksızlığa uğramayacak herkese hakkı tam verilecek. Dünyada zalimlik yapmışlar olanlar üzgün, İslâm ile hakkı haykırmış olanlar ise mutludur.

Müslüman, İslam'la hayat bulmuş dirilmiştir. Berzahta Rab katında diri ve bilmediğimiz şekilde rızıklanıyor. Sonsuzluk ve ebedi âlemde yani kendisine tahsis edilen cennette, ebedî mutlu bir yaşamla sevinecek.

Ne mutlu Müslüman gibi yaşayanlar..!

Ne bedbahtır kâfir gibi yaşayanlar..!

© 2022 Kur'an Yurdu aittir tüm hakları. Düzenleme webhizmetlerim