Eylül 26, 2022

Login to your account

Username *
Password *
Remember Me

Create an account

Fields marked with an asterisk (*) are required.
Name *
Username *
Password *
Verify password *
Email *
Verify email *
Captcha *
Reload Captcha
Yazarlar

Yazarlar (4)

Kıl beni ey Rabbim! Öyle bir kıl ki melekler tutsun elimden, insanlık emin olsun dilimden. Kıl beni ey Rabbim! Kıl ki dirileyim yeniden, inşa olayım, kalkayım, sıyrılayım küllerimden. Kıl beni ey Rabbim! Beni benliğimden alıp götür sonsuz rahmetine. Beni kendine kul kıl ey Rabbim!

Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ey bağışlaması bol olan Rab! Beni de sevdiğin kullarından kılmaz mısın? Sen esirgeyen ve bağışlayansın, bu aciz kulunun tut elinden, çıkar aydınlığa, günahlarını bağışla, rahmetine kavuştur. Kıl beni ey Rabbim! Senin hak dediğine muhafız kıl. Senin kitabına asker kıl. Ey kalpleri evirip çeviren! Benimde kalbimi senin sevdiklerini sevmeye, buğz ettiklerine buğz etmeye çevir. Kıl beni ey Rabbim! Senin resûllerine, kitabında andıklarına ve dostlarına varis kıl.

Ey yerlerin ve göklerin Rabbi! Sen her şeye kâdir olansın, beni yaratılmışlara değil, yalnız kendine kul kıl. Kıl ki rahmetine mazhar olayım. Ey göğüslerde saklı olanı bilen, benimde gönlümde sakladığımı bilensin. Eğer gönlümde olandan razı değilsen, onları gönlümden sil, razı olduklarınla gönlümü doldur. İnşa et beni ey Rabbim! Kendinle ve rahmet ettiğin Peygamberlerinle beraber kıl beni. Kıl beni ey Rabbim! Rahmetinle kuşat, azametinle inşa et beni; etki sana kul olayım. İnşa et beni Rabbim! Et ki senin yoluna ulaşayım, senin yeryüzündeki askerin olayım. Ben acizim, sen galipsin ey Galip olan Rabbim! Beni kendinden başkasına muhtaç eyleme. Ben senin kulunum, sen kulunu kendinden başkasına ihtiyaç duydurmazsın acziyetimi ve darlığımı sadece sana arz ediyorum, biliyorum ki bana senden başka yardım edecek yok.

Kıl beni Rabbim! Hz. Musa (a.s.) gibi firavunların karşısında hakkı haykıran ve yalnız sana güvenen kullarından kıl. Kıl beni ey Rabbim! Hz. İsa’ın (a.s.): “Yok mu bana yardım edecek” dediğinde; “Biziz senin yardımcıların” diyenlerden kıl. Hani Mekke’de: “Muhammedi (s.a.s) nasıl bilirdiniz” diye sorulduğunda: “Biz onu doğru sözlü, emin birisi bilirdik” diyorlardı. Ey Rabbim! Bizi de o emin olanlardan kıl. Ey Rabbim! Müşrikler haykırarak: “Kimdir bugün size yardım edecek” dediklerinde: “Allah Azze ve Celle” diyenlerle beraber kıl. Ey Rabbim! Hani Hz. Lokman (a.s.): “Ey oğulcuğum” diyerek başlayan öğütleri vardı, işte beni de o öğütleri alanlardan kıl. Ey Rabbim! Hz. Süleyman (a.s.)’a verdiğin saltanatı ve gücü kendisine sorulduğunda: Bu âlemlerin Rabbinin kudretidir” diyordu ya, beni de o imana ulaşan kullarından kıl. Kıl beni ey Rabbim! Yoluna ram olanlardan kıl. Vahyine muhatap olup iman edenlerden kıl. “Benim ölümüm yaşamım yalnız âlemlerin Rabbi Allah içindir” diyenlerden kıl. Senin razı olduklarından, rahmetine ve mağfiretine duçar olanlardan kıl. Ey Rabbim! Bizleri şımarıp azanlardan, senin yolunun üstünde durup saptıranlardan emin eyle. Ey Rabbim! Aldatıcıların aldatmasından, yalancının şerrinden, senin adını kullanıp saptırıcıların şerrinden bizi emin ve muhafaza eyle. Ey azamet sahibi! Bizi, senin nurunu söndürmek isteyenlere karşı muhafız kıl. Ey Rabbim! Sen kitabında neyi Murad ettiysen, onu anlama hikmeti ver bizlere. O muradını yerine getiren kullarından kıl. Ey rabbimiz! Bizleri Kur’an’ı yurt edinen, vahyinle inşa olan kullarından kıl. Ey rabbimiz yeryüzünü selamet yurduna dönüştürme gücü ver bizlere. Senin nurunun tamamlanması için yoluna ram olan kullarından kıl. Âmin.

                Değerli Kardeşlerim! Bu makalem üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda Eylül 2022 tarihinde ki 3 günlük ziyaretimizin içeriğiyle alakalı bilgiler verdim. İkinci kısımda ise genel olarak yolculuk ve Müslümanları ziyaret hususunda bu yolculuktan çıkarmış olduğum mesajları paylaştım. Son bölümde ise genel olarak Müslüman kardeşlerime bazı nasihatlerde ve hatırlatmalarda bulundum. Rabbim Ümmet-i Muhammed’e hayırlar versin!

Birinci Kısım:   

ZİYARETİN İÇERİĞİYLE İLGİLİ BİLGİLER

                Bir grup kardeşimle 9 Eylül ile 11 Eylül 2022 tarihleri arasında çıkmış olduğumuz ziyaret turunu Allah’a şükür güzel bir şekilde tamamlamış olduk. 3 günde, 6 şehire gittik. Bu şehirler sırasıyla: Ankara, Konya, Eskişehir, Kütahya, Bursa ve Çanakkale’dir. Tabi bu yolculuk, gezi amacıyla yapılmadı. O nedenle Kütahya Kalesi dışında gezilecek hiçbir yere gitmedik. Bu yolculuğumuzun öncelikli amacı: Ahmed Kalkan Hocamızla alakalı yapacağımız anma gecesinde kullanılmak üzere bir video hazırlamaktı. Ziyaret ettiğimiz bazı hocalarla, Ahmed Kalkan Hocamız hakkında röportaj yaparak bunları bir videoya dönüştürmek. İkinci amacımız ise bölgedeki değerli hocalarımızla ve Müslümanlarla görüşmek ve onlarla istişare edip güzel anılar biriktirmekti.

                Cuma sabahı yola çıktık ve Ankara’nın yolunu tuttuk. Öncelikle biraz geç çıkmamıza rağmen cuma namazına İLKAV’a yetiştik. Bu bizi oldukça sevindirdi. Zira yetişemeyeceğimizden endişe ediyorduk. Cuma namaz’ından sonra Emrullah Ayan Hoca başta olmak üzere birçok güzel insanla oturup muhabbet ettik. Ayrıca bize en güzel şekilde ikramda bulundular. Allah razı olsun. Ankara oldum olası bana hep soğuk ve resmî gelmiştir. Ama daha önce de birçok defa gittiğimde yaşadığım duyguları yeniden yaşadım. Ankara, ancak Müslümanlarla sıcaktı, güzeldi. Muhabbet Allah için olunca değerliydi. Hiç tanımadığınız insanlarla sanki kırk yıllık dost gibi muhabbet etmek herhalde ancak Müslümanlara has bir özelliktir.

                Ankara’da fazla oyalanmadan Konya’nın yolunu tuttuk. Zira ilk defa gidecektim ve doğrusu heyecanlıydım. Uzun uzun ovaları bitmek bilmiyordu bir türlü. Yollar gittikçe daha da uzuyor gibiydi. Ve sonunda kendimizi Alaaddin Palevi Hocanın karşısında bulmuştuk. Kendine ait konuşma tarzı, hareket ve davranışlarıyla bizi misafir etti. Etrafındaki kardeşler hizmet ettiler. Bizde kendisinden bol bol nasihat almaya çalıştık. Zira kendisi Arapça ve Kur’an kavramları konusunda belki Türkiye’de rakipsiz denilecek bir ilme sahipti. Alimleri gördüğünüzde çokça faydalanmaya bakın. Ama vaktimiz sınırlı olduğu için kalkmak zorundaydık. Röportaj yapacaktık ama hocanın dersi vardı. Ya bir saate yakın bekleyecektik ya da hoca dersi iptal edecekti. En sonunda Alaaddin Hoca önümüzdeki günlerde İstanbul’a geleceğini söyleyince röportajı İstanbul’a havale ettik ve Müslümanlarla vedalaşarak oradan ayrıldık.

                Yine Konya’da bulunan başka bir hocamızı ziyaret için yola düştük. Yarım saat kadar sonra Musa Kazım Yılmaz Hocanın evindeydik. Saatlerde 22:30 gibiydi. Sağolsun hocamız bizi güzel ağırladı. Geceyi burada geçirecektik. Ama uyumak ne mümkün. Sohbet, muhabbet ve çay… Musa Hoca, bizi oğlu gibi sevdiği Ahmet kardeşle birlikte ağırladı. Sonra Ahmet kardeş bizden iki kardeşi misafir etmek için kendi evine götürdü. Biz ise 3 kişi Musa hocayla muhabbete sabah namazına kadar devam ettik. Bu arada ben son bir saat uyumuştum. Musa Hocayla birçok konuyu konuşma imkanımız oldu. Kendi adıma faydalı olduğunu düşünüyorum. Özellikle Kur’an’ın anlaşılması ve Müslümanlar hakkında konuştuklarımız önemliydi. Merhamet öncelikli bir ahlaka sahip olmamız gerektiğinin altını bol bol çizdi hocamız. Sabah namazını birlikte kıldıktan sonra hocamızın, sabah ki Arapça dersine katıldık ve sonra ver elini çorbacıya… Çorbamızı içip karnımızı doyurunca veda vakti gelmişti. Musa Hoca ve Ahmet kardeşle de vedalaşıp yola çıktık. Aslında Konya’ya gelmişken rahmetli Ali Küçük Hocamızın kabrini de ziyaret etmeyi düşündük ama vaktimizin darlığı sebebiyle imkanımız olmadı. İnşaallah bir daha Konya’ya gelirsek rahmetli hocamızı da ziyaret ederiz.

                Evet, Konya gezimiz burada bitmişti. Artık güzel şehir, Eskişehir’in yolunu tutma vaktiydi. Zira bizi Üstad Atasoy Müftüoğlu Hocamız bekliyordu. Zira hocaları fazla bekletmemek gerekiyordu. Seksen yaşına gelmiş, bembeyaz saçları ve sakalıyla ilmi faaliyetlerine devam ediyordu. Kendisinin de itiraf ettiği gibi yaşlılık hastalıkları baş göstermiş ve bir gözünü kaybetmişti. Hali hazırda ki tek gözüne de gözü gibi bakıyordu. Hocamızın dikkat çeken ilk özelliği belki de konuşma diksiyonuydu. Çok güzel konuşuyor, hitap ederken “Efendim” gibi saygı sözcükleri kullanıyordu. Kendisiyle ilk defa yüz yüze geliyorduk. Ama gerçekten etkileyici bir yanı vardı. Özellikle Atasoy Hoca, Müslümanların ufuklarını açma konusunda çokça gayret göstermiş bir düşünce adamıydı. Kendi elleriyle getirdiği kahve ve tatlı ikramı ile birlikte çok hoş bir muhabbet yaptık. Ahmed Hocamızla alakalı röportajı tamamladıktan sonra bir de: “Bize ve Müslümanlara neler tavsiye edersiniz?” diye kısa bir röportaj daha yaptık. Daha sonra bize kitap hediye etti, Atasoy Hoca. Çok zarif bir kişiliği vardı. Ümmet için çok faydalı bir insandı. Onu yakından görünce daha önce niye gidipte kendisiyle tanışmadığım için üzüldüm. Evet, son olarak Atasoy Hoca, Müslümanlar için ufuk açıcı ve yol gösterici, düşünce işçisi bir âlimdir. Mutlaka, ömrünün son dönemleri olsa da düşüncelerinden ve eserlerinden faydalanmak gerekir diye düşünüyorum. Müsaade isteyip yola revan olduk.

                Şimdi sıra Kütahya’nındı. Evet, Ahmed Hocamızın memleketi… Orada doğmuş ve büyümüştü. Rahmetli hocamızdan üç yaş büyük ve aynı zamanda kendisi de bir hoca olan Salih Kalkan Hocayı ziyaret ettik. Bizi evinde ağırladı ve güzel bir şekilde ikramda bulundu. Yüz hatları ve vücut tipiyle aynen rahmetli hocamızı andırıyordu. Geçen yıl Ahmed Hocamızın cenaze töreninde tanışmıştık. Uzunca muhabbet ettik. Ona, Ahmed Hocamızın küçüklüğünü, gençliğini, ailesine karşı duruşunu sorduk. Bize birçok bilmediğimiz şeyler anlattı. Kendisiyle röportajımızı yaptık. Nasihatlerini dinledik.  Daha sonra müsaade istedik. Kendisiyle fotoğraf çekmeyi de unuttuk maalesef. Sonra Kütahya’da ikinci olarak Coşkun Uzun ağabeyi çalıştığı dükkanda ziyaret ettik. Kendisiyle de hoşça muhabbetten sonra Kütahya Kalesine doğru yol aldık. Üç günlük yolculuğumuz boyunca tek gezdiğimiz yer burasıydı. Evet, muhteşem bir manzarası vardı. Tüm Kütahya ayağımızın altındaydı. Keşke Kütahya’yı Ahmed Hocamız hayatta iken kendisiyle birlikte geziverseydik diye düşündüm. Bu kısa kaçamaktan sonra yine yola düştük.

                Şimdi de sırada Osmanlı’nın doğduğu şehir olan Bursa vardı. Her tarafı yeşil Bursa… Bizi Bursa’da Cem Gülseven abi ve arkadaşları ağırladılar. Hem işyeri hem de mescit olarak kullandıkları bir yerleri vardı. Burada oturduk muhabbet ettik, yedik, içtik. Sağolsun onlarda bizimle birlikte gecelediler. Bu arada bir ara Bursa’da ikamet eden bir ağabeyimizi de evinde ziyaret ettik ve sonra yine mescide döndük. Biraz muhabbet ve namazdan sonra uyuyabildik. Sabah namazına kalktık. Sonra bir kahvaltı hazırladı kardeşler. Kahvaltı sırasında ve sonrasında bazen hararetleşen ama genel olarak merhamete dayalı bazı konularda karşılıklı müzakerelerimiz oldu. Birbirimize sarılarak, kardeş olduğumuz bilinciyle vedalaştık ve Bursa’dan ayrıldık.

                Yolculuğumuz gerçekten çok güzel geçiyordu. Bursa’dan yola çıkıp soluğu Çanakkale Gelibolu’da Roman kardeşlerimizin, abilerimizin yanında aldık. Bu kardeşlerin olduğu bölge gerçekten çok özel bir yerdir. Burada, Cengiz Köksal abi ve birkaç arkadaşının gayretleriyle çok eski yıllardan beri devam edegelen tevhidî bir çalışma sürdürülüyor. Birçok cemaatten tanınmış hocalar buraya gelip sohbetler yapmış, dersler vermişti. Acizane bende bir dönem, Ahmed Hocamın takdiriyle buraya birkaç kardeşle birlikte ayda bir gelip ders veriyordum. Çok güzel, çok sıcak insanlardı. Bir kısmı kendini yetiştirmişti. Dertleri vardı, Müslümanlardan yana ama o dertler, bizimde derdimizdi. Hasbihal ettik, dertleştik. Sonra onlarda, maruf olan kahve sohbetleri faslına geçtik. Burada, kardeşler özellikle akşamları toplanıp sohbetler yapıyorlar. Gelen misafirleri de bu sohbetlerde konuşturuyorlar, soru soruyorlardı. Bu seferde öyle olmuştu. Bizden, Selçuk Koç ağabeyle Asım Şensaltık Hocam, kardeşlerin sorularını cevapladılar. Kardeşlerimizin yapmış oldukları bu kahve sohbeti konsepti gerçekten çok güzeldi. Her güzel şeyin sonu olduğu gibi vaktimiz dolmuş ve ziyaretimizin sonuna gelmiştik. Gerçekten çok memnun kaldığımız Gelibolu’lu kardeşlerden izin istedik. Birbirimize sarıldık ve yeniden buluşmak ümidi ve duasıyla yola çıktık. Şimdi, yolumuz İstanbul’aydı. Döndük dolaştık, dağları aştık, yine İstanbul’a geldik. Evet, gerçekten üç günlük bu yolculuk ve ziyaretlerden memnun kalmakla birlikte yorulduk. Tatlı bir yorgunluk vardı üzerimizde. Güzel ve huzur dolu bir uyku bekliyordu bizi…

 

 

 

 

İkinci Kısım:

                                               BU YOLCULUK VE ZİYARETLERDEN ÇIKARDIĞIM  BAZI MESAJLAR

  • Müslümanlar mutlaka birbirini ziyaret etmeliler. Farklı bölgelerde olsalar da imkanlar ölçüsünde karşılıklı ziyaretleşmeler yapılmalı. Bu olmazsa olmaz bir şarttır. Özellikle herkesin birbirinden gitgide uzaklaştığı, ayakların sıratı müstekîm’den kaydığı bir dönemde…
  • Bu ziyaretleşmeler tarafların birbirlerine karşı muhabbetinin artmasına sebep olur.
  • Yanlış anlamalar, yanlış bilgiler varsa onlar giderilir.
  • Bu tür yolculuklar meşakkatlidir. Müslümanın, diğer Müslümanlar için meşakkat çekmesini ve böylece güzel bir amel işlemesini sağlar.
  • Bu yolculuklar sabrı da arttırır.
  • Ziyaretleşmeler sırasında hediyeleşmekte güzel bir ameldir.
  • İkram ev sahibinin şanındandır. İslam, ikramı önemli görmüştür. Evinize sizin için gelen insanlara ikram etmek sizin Müslümanlığınızın güzelliğindendir. Tabi güzel söz konuşmakta ikramdandır.
  • Yolculuk sırasında birlikte yola çıktığınız arkadaşlarınızı da daha iyi tanımış olursunuz.
  • Farklı hoca ve farklı Müslümanlarla, ümmetin nice sorunlarını bu ziyaretlerde konuşup istişare edebilirsiniz.
  • Gerçekten bir âlimin yanında olmak, muhabbet etmek çok farklı ve çok özel bir durumdur. Bu nedenle mutlaka, âlimleri ziyaret ederek onlardan faydalanmak gerekir.
  • Yolculuk esnasında mutlaka küçük veya büyük çaplı sorunlar çıkabilir. Bunlar bir an önce, hoşgörüyle çözülmeli, gereksiz yere büyütülmemelidir.
  • Bu tür yolculukların en güzel yanı birçok yeni insanla tanışmaktır.
  • Müslümanlarla güzel hatıralarınız olur.
  • Kardeşlik müessesesi daha da sağlamlaşır.
  • İleride ortak iş ve eylemler yapılabilmesinin zemini bu yolculuklarda atılır.
  • Mü’minler, birbirlerini daha yakından tanır.
  • Uyku azaltılır, sohbet ve muhabbet arttırılır.
  • İlmî konular, karşılıklı konuşulur ve ortak düşünceler etrafında kenetlenilir.
  • Bazen küs olan kardeşlerin barışmasına vesile olur, bu yolculuk ve ziyaretler…
  • Her haliyle hayırdır, hayırlıdır.
  • Mutlaka ziyaretleşmeler arttırılmalıdır.

Üçüncü Kısım:

MÜSLÜMANLARA GENEL MESAJLAR!

                Değerli kardeşlerim! Kur’an Yurdu Mescidi olarak bu yolculuğu ve ziyaretleri yaparken, siz kardeşlerimize vermek istediğimiz birçok mesaj var. Bizler, Ahmed Kalkan Hocamızın talebeleriyiz. Şunu bilmenizi isteriz ki: Hocamızı hiçbir zaman unutmayacağız ve unutturmayacağız. Tabii ki hataları ve eksikleriyle birlikte hocamızda bir insandı. Onu hiçbir zaman haddinden fazla yüceltmeyeceğiz. Ama hak ettiği övgüyü de yapmaktan geri durmayacağız. Bu nedenle hocamızın vefatının birinci yıl dönümünde kendisiyle alakalı bir program yapmaya karar verdik ve bu programın içeriğini doldurmaya çalışıyoruz. Hocalarla yaptığımız bu röportajlarda bu sebebe mebnîdir.

                Kardeşlerim! Kurulduğumuz günden bugüne kadar kendimiz dışındaki Müslümanlarla da iletişim halinde olmaya devam ediyoruz, edeceğiz. Bu konu da tüm Müslümanlara yalnız kalbimiz ve kucağımız değil tüm imkanlarımız da açıktır. Ümmetin menfaati için olacak bütün faaliyetlerde, Müslümanların yanında olacağımızı ilan ediyoruz. Bu ziyaretle Müslümanların kardeşliğinin arttırılması için gerektiğinde, ayaklarına kadar gitmeye hazır olduğumuzun mesajını da vermek istiyoruz.

                Bizler, ümmetin yeniden inşâsı için elimizden ne gelirse veya bize ne tür sorumluluk düşerse yapmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz. Farklı düşüncelerimiz olsa da değişik gruplarla sırf Allah’ın rızasını kazanmak için birlikte iş birliği yapmaya kararlıyız. Bunu da değişik organizelerde yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

                Şunu da herkesin bilmesi gerekir: Kur’an Yurdu’nun görüşleri dinin kendisi olmadığı gibi hiçbir grup, dernek, cemaat veya hocanın görüş ve düşünceleri de bu anlamda dinin kendisi değildir. Din; Allah’ın kitabı ve Rasulullah efendimizin sünnetinden oluşmaktadır. Bu nokta da  yani dinin ana esaslarında buluşabilir, ihtilaflı konularda birbirimizi hoş görebilirsek ümmeti yeniden ayağa kaldıracak temelleri sağlam atmış olacağız. Aksi ise hiç bitmeyecek sorun ve problemlere sebep olacaktır.

                Sonsöz olarak: Bu tür, ümmet için faydalı olan programları yapmaya, insanları tevhide davet etmeye, Kur’an ve sünnet’te buluşmak için gayret göstermeye devam edeceğiz. Rabbim tüm Ümmet-i Muhammed’e merhametiyle muamele eylesin! Gelecek, Müslümanlar için hayır olsun. Selam ve dua ile…

                                 BİRİ EĞİTİMMİ DEDİ HANİ NERDE!

Yeni bir eğitim öğretim yılı yaklaşıyor. Herkeste her aile de bir ne yapacağım telaşı, okul seçme, öğretmen arama telaşı almış başını gidiyor. Biz bu yazımızda Müslümanları ve Müslüman olduklarını iddia eden çevreleri biraz irdelemeye gayret edeceğiz. Tabi öncelikle şikâyet ettiğimiz ülkenin eğitim sistemini ve okullarını biraz gözden geçirelim. İlkokul, ortaokul, lise vs. hepsine baktığımızda fiziki olarak bu okullar (yani devlet okulları) birçok imkânı barındırıyor. Spor salonları, kütüphaneler, sanat atölyeleri, bilişim sınıfları gayet güzel binalar, geniş bahçeleriyle karşımızda duruyor. Bu binalar ve imkânlar çocuklarımızı eğitmeye yetmiyor. Bir türlü istenilen başarı elde edilemiyor. Birçok nedeni olabilir ama biz Müslüman bakış açısıyla baktığımızda olması da imkânsız görünüyor. Çünkü bu imkânlar var ama insanın manevi tarafı yok. Yani Allah; din, iman, ahlak ve bunun benzeri birçok boşluk mevcut. Bütün bu eksiklerin ve olumsuzlukların olduğu sistemden başka bir şey beklenmez…  Gelelim Müslüman cepheye; yani bizim okul Kur’an kurslarımıza, eğitim kurumlarımıza, dernek, vakıf vs. Buralarda da aynı sorunu ve hatta daha fazlasını görüyoruz, başarısızlık... Bir türlü istenilen kalite yakalanamıyor, istenilen başarı elde edilemiyor. “Peki, neden?” diye sorsak, her kurumun kendini savunacak birçok nedeni olduğunu görebilir veya duyabiliriz. Ama biz, biraz buralara iğne batıracağız. Konuşulmayan arkada dönen asıl sebeplere değineceğiz. Kur’an kurslarımız; Biraz buralara bakalım, ne durumdayız? Ve nelerden şikâyetçiyiz? Benim bu konularda epey tecrübeli olduğum söylenebilir. İşin içinden geliyorum, yani konun mutfağından. Ben hoca Âlim falan değilim! Bunu baştan belirteyim. Sadece bu konuları dert edinmiş biriyim. Bende bırakalım gitsin deyip kenara çekilebilirdim. Ama dedim ya ‘dertliyim!’ Heba olan emekler, yok olan nesillere, kaybolan değerlere bakınca dertlenmeyen Müslüman olmamalı. Elbaşından belirteyim ki yapacağımız eleştiriler tahliller işini en güzel şekilde yapan kurumları bağlamamalı onları en baştan takdir ediyoruz haklarını teslim ediyoruz. Bu yazdıklarımızdan buralarda hiçbir şey mi yok diye bir algı oluşmasın. Elbette var ama yetersiz eksik önem sıralamasında çok gerilerde. Kurslarımızın hali ne yazık ki içler acısı. Ama gerçek bu ki; eğitim vermek, insan yetiştirmek yerine daha başka işler yapar olmuşlar! Vitrine Kur’an kursunu koyuyoruz, arkasında neler olmuyor ki... Kur’an kursu diye çocuklarımızı gönderiyoruz, (hele bir de yatılıysa daha kötü) gidin bakın bunların olmadığını söyleyin. Yatılı kurslarımız maalesef kapalı cezaevinden beter durumda. Çünkü ceza evlerinin sosyal imkânları var. Kurslarımızda hiç biri yok maalesef. Düşünelim 14-15 yaşlarında delikanlımızı gönderdiğimiz Kur’an kursunda ne spor salonu, ne sanat atölyesi, ne oyun alanı, ne de bilişim sınıfı ve buna benzer imkânlar mevcut değil. Peki, burası kurs mu? Okul mu? Cezaevi mi? Yoksa göçmen kampı mı? Siz cevap verin. (Acaba aileler yaramaz çocuğu veya kendine zaman ayırmak için mi çocuklarını gönderiyor buralara diye sormaktan alamıyor insan kendini.)  “Böyle bir yerden 4-5 yıl eğitim alan çocuk buradan çıkınca ne oluyor?” diyebilirsiniz. (Bu kadar sabredip dayanabilirse tabi) ne oluyor buradan çıkan insanımıza iyi bakalım. Genelde kendisini buraya gönderene düşman oluyor veya Allah’ın dinine hasım oluyor (tabi genel olarak söylüyorum istisnalar kaideyi bozmaz.) Bu hasımlık, dilde olmasa da maalesef yaşantısında, hayata bakışında, nerden baksanız kendini gösteriyor. Peki neden? Neden o kadar çok anlatmakla bitmez kurslarımız işin vitrini olmuş? Arkada eğitime dair nerdeyse ezber- slogan dışında çok bir şey yok. Kurs, yapıya-cemaate para toplama aracı olmuş! Müslümanların yumuşak karnı bu, para başka türlü alınmıyor. Böyle söylüyordu bir kurs yöneticisi. Yatılı Kur’an kursu olunca istemese de yok diyemiyor, çıkarıp veriyor istediğimiz kişiler. Bir de gidin bu kurslarda İslami eğitim veren hocalara bakın! İddia ediyorum gidin işin uzmanı bir Müslüman bulun. Ona 10 soru tefsir usulünden, 10 soru hadis usulünden, 10 soru akait ilminden, 10 soru fıkıh usulünden hazırlatın ve burada hocalık yapan hocalara sorun. Yüzde doksanı sınıfta kalır. İşte bizim çocuklarımızı yetiştiren hocalarımız! Çok cesur hocalarımız! Gidin bakın, araştırın çoğunda eğitici (yani öğretmenlik diploması bile yoktur bırakın dini ilimleri Türkçe eğitim diploması bile yoktur.) İşte bizim çocuklarımızı emanet ettiğimiz kurslar, okullar bunlar. Ne yazık ki hakikat bu! Bu konuları dert edinmiş Müslüman kardeşlerimiz kendileri gidip araştırsın baksın, bu yazdığım manzara çıkacak karşısına. (Tabi istisnalar elbet vardır biz geneli analiz ediyoruz.) İşte böyle kurslarda okuyan genç, delikanlı hapisten kurtuluyor yaş olmuş 19-20 hayata atılıyor, meslek yok, iş yok, imkân yok, evlenecek o da imkânsız, atıyor kendini toplumun içine Allah ne verdiyse. Yok, olup gidiyor… Selin önünde ki çer çöp misali! Kızlarımız; bu yaşta ki kızlarımız da aynı. Kapalı ceza evi… Okul ya da Kur’an kursu mezunu olunca atıyor kendini hayatın içine. Sosyalleşemediği, her şeyini içine attığı, hayallerini süsleyen mezuniyet geldiği zaman kim tutabilir kızımızı! Tabi Müslüman, örtülü, tesettürlü, “artık yaşım da geldi” deyip evlenecek. Delikanlımız, hoca bir kız bulduğu için heyecanla evliliği bekliyor, Evlendikten birkaç yıl sonra,” yok yanlış yaptım!” deyip ver elini mahkeme veya hocalara. Nedeni çok açık değil mi? Siz okul-kurs diye tıkarsanız binaya, sonra kurs bitince o da yaşamak istediklerini tabi ki evlenip eşinden isteyecek. Başka çıkış yolu bilen varsa buyursun söylesin. Böyle bir sistemde başka çıkış yolu yok. İş bize düşüyor, anne babalara düşüyor. İlkokul öğretmenini önemsediğimiz kadar önemsesek gittiği yeri ve onu eğiten hocaları sonuçlar değişecek. Kurslarda her türlü imkânı arasak istesek buralara imkân para aktaran insanlar çocukların eğitimi için harcansın ben denetleyeceğim dese o paralar bu çocukların eğitimine ve sosyal imkânlarına harcanır. Cemaat bu paraları üyelerini otellerde 3-5 günlük tatillere götürmez, götüremez! Bu imkânları oradaki çocuklara harcar. Biz Müslümanlar iddia ediyorum gittiğimiz tatil yerini ve oradaki imkânları önemsediğimiz kadar önemsesek geleceğimiz olan çocuğumuzun gittiği okulu kursu işler değişecek.  Keşke bu konuda yanılmış olsak ama hakikat ortada duruyor. Müslümanların hassasiyet için kurduğu resmi okullar da biraz böyle. “Şunu yapma, buna yapma, okul kapatılır” endişeleriyle törpülenen çocuklar özgüveni kalmayan edilgen insan olarak yetiştiriyor. Ama hakkını verelim Kur’an kurslarından çok daha kaliteli imkânlar veriyorlar. Öğrencilerine kıyasımız Kur’an kurslarıyla tabi. Eğitim temelden başlıyor. doğru eğitim, doğru yer, doğru ekipman ve doğru kişiler tarafından verilince amaç hâsıl oluyor. Bu bilgilerden sonra kurslarımızın dernek vs. Yerlerimizin neden başaramadığını biraz irdeledik. Gelin buralara biraz öz eleştiri yaparak iğneleyelim. Neler oluyor bu kurumlarda? Eğitimde başarısız isek demek ki başarılı olduğumuz başka yerler alanlar var. Çünkü kapanmıyor bu kurslar kurumlar. Nerelerde başarılıyız? Kursu vitrine koyup insanları sömürme konusunda başarılıyız. Allah adına bir şeyler yapmaktan çok kendi cemaat dernek veya şahısların çıkarlarını önemsiyoruz. Adımızı eğitim koyuyoruz ama ne müfredatımız da nede kurumumuz da eğitime dair hiçbir şey koymamakta başarılıyız. Allah için olması gereken eğitim de maalesef derneğimiz cemaatimiz için adam toplama alanına çevirmekte başarılıyız. İnsanlara topluma Allah’ın mesajını götürmek yerine, kendi cemaat dernek veya şahsımızın mesajını götürmekte gerçekten başarılıyız! Kendi cemaatimiz, düşüncemiz için Kur’an kurslarını dernek vs. kullanmaktan daha vahimi Allah’ın dinini araçsallaştırmakta mükemmel düzeyde başarılıyız. Kurumlarımız insanımızı Allah’a ve resulüne çağırmaktansa kendi cemaatimize çağırma, cemaatimizi dinin kendisi olarak görmekte gerçekten elimize su bile dökülmeyecek kadar başarılıyız! Allah’ın pak temiz dinini kendi kapitalist kafamızla kirletme konusunda başarılıyız! Daha sayamayacağımız neler var neler başarılı olduğumuz tarafta amaç anlaşılmıştır deyip kısa keselim. İşte başaramadığımız doğru. Başarmak istiyorsak ki (ben şahsen kimsenin böyle bir derdi yok diye bilirim.) Gerçekten dertliysek yapmak istiyorsak, Allah’ın dinini insanımıza götürmek istiyorsak, işte yukarda yazdığımız ve yazamadığımız bu yanlışlardan kurtulmak olmazsa olmazdır diye düşünüyorum. Burada herkese iş düşüyor kursu açana, orda eğitim verene, çocuğunu gönderen veliden, oralara para aktaran insanımıza kadar herkes ödevini hakkıyla yapsa işte birçok şey düzelecek. Bu Kur’an kurslarına çocuğunu gönderenlere tavsiyem: O kursları kuran, açan yöneticilere bakın. Kaç tanesi kendi çocuğunu buraya yani kendi kursuna gönderiyor? Varsa gönderen (ki ben pek olamadığını düşünüyorum) oradan mezun olan çocuğun hayatına bir bakın. Size ne yaptığınızı gösterecek ipuçları veriyor olacak. Müslüman zenginlerimiz Afrika’daki açları doyurmayı, su kuyularını düşündüğü veya oralardan beklediği sevabı kendi ülkesinde ki nesilleri yetiştirmek için harcasa eminim bu işler böyle olmayacak.  Tabi bunlar yapılmasın demiyoruz. Öncelikler fıkhı dediğimiz bir; bir kavramımız var bizim çoktan unuttuğumuz. Yukarda yazdıklarımız kimseyi veya herhangi bir kurumu töhmet altında bırakmak değil, tamamen bir tahlil-analiz amaçlıdır. Kimsenin hakkını, vebalini almak gibi bir derdimiz niyetimiz kesinlikle yok olmaz da! Amacımız yanlışların hataların görülüp düzeltilmesi yarın Allah’ın huzurunda “bize bu yanlışları kimse hatırlatmadı farkında değildik” dememeniz ve bizimde üstümüze düşen mesuliyetten kurtulmaktır. Rabbim yanlışa yanlış deme erdemine sahip olma feraseti basireti nasip etsin hepimize. Âmin.  Yukarıda yaptığımız eleştiriler baki kalmak şartıyla gelelim ne yapabiliriz tarafına. Bu konuda önce bir özeleştiri yapıp şu sorulara cevap bulmalıyız. Biz cemaat olarak üyelerimizi müşterimi görüyoruz yoksa iş ortağım? Realitede bütün cemaatler çevresinde ki kitleyi tanımlarken potansiyel müşteri algısı ve düşüncesiyle yola çıkar. Bu algı ve düşünceden kurtulmak şarttır. Kurs okul vs. buralardaki yöneticiler buraları kurarken oluşan talebe veya öngördükleri müşterilere ulaşmak için mi kuruyor? Görünen realite buralar kurulurken hedef müşteriler oluyor ki bu yanlış. Buralar en mükemmel dinin en mükemmel hizmet alanları olmalı. Bu dinin müntesipleri buralara gelmeli kullanmalı öğrenmeli gittiği yerlerde buralarda öğrendiklerini ulaştığı kitlelere ulaştırmalı. Ama böyle olmuyor benim cemaatim benim din algım en doğruyu bilende zaten benim oluyor. Kurs değil eğitim kurumu değil müşteri toplayan ticaret haneye dönüyor. Öz eleştiri yapalım bir ticaret erbabının malını pazarlamak için ne kadar reklam yaptığını ürününü kaliteli olması için net tür belgelendirmeler yaptıklarını bir düşünün. Müşterisine en kaliteli ürünü ulaştırmak amacıyla yapıyor bunları. Biz okul kurs işletiyoruz ürün değil insan yetiştiriyoruz. Bunlardan yüz kat daha fazla düşünmeliyiz. Yüz düşünüp bir yapmalıyız çünkü biz birde Allah adına yapıyoruz yaptıklarımızı. Biz şuralardan işe başlamalıyız önce zihinlerimizi Allah ve onun Resulüne yönlendirmeliyiz. Tek amacımız olmalı Allah’ın razı olacağı onun dinine en güzel şekilde örneklik yapacak nesiller yetiştirmek. Bu amaca hizmet eden kurs okul vb. yerlerimiz önce en güzel şekilde kurulmalı bina yer ve fiziki şartlar orayı kullanacak insanların tüm ihtiyaçlarına uygun olmalı. İşe binalarımızdan bulundukları yerlerden başlamalıyız kısaca fiziki şartlardan. Sonra buraları kullanacak buralarda eğitim alacak insanlarımızı göz önüne alıp onlara uygun müfredat oluşturmak olmalı. Sonra bu müfredatı insanımıza öğretecek eğiticilerimize bakmalıyız. Bunlar bu müfredatı uygulayacak beceri eğitim ve deneyime sahip mi değil mi? Bunların hepsinden önemli olan engin bir zihne yarınları öngören bir basirete nesil yetiştirecek ferasete sahip bir zihne ihtiyaç var. Biraz Hz. Peygamberin okullarına baktığınız zaman her şey anlaşılıyor. Onun okulları halka açıktı kapalı ceza evi değildi giriş çıkışların yasak olduğu göçmen kampı hiç değildi. Unutmayalım ki en güzel eğitim örnek olunarak yapılan eğitimdir. Çocuğa yap deyip kendisinin yapmadığı veya yanlış deyip kendisinin yaptığı bu nasıl olacak oturup bir düşünün. Kurs, okul vb. yerlerimiz ümmete birey yetiştirme yerleri olarak düşünülmeli böyle hareket edilmeli. Bizde ümmet diye bir olgu kalmamış ümmette cemaatimiz İslam’da bizim ta kendimiz olmuş. Bu söyleyeceğim çok tuhaf gelebilir yine de dikkatinize sunmak isterim. Peygamberleri gözünüzün önüne getirin onları Allah eğitti ve Risalet verdi doğrumu? Evet, doğru peki hepsinin farklı farklı meslekleri vardı buda doğrumu evet Kur’an öyle haber veriyor. Sanki yukarıda yaptığımız eleştirilerin cevapları buralarda olabilir mi? Allah’u Alem.

 Muharremi doğru anlamak için önce Hüseyin olmak gerekir. Hüseyin demek, adalet demektir. Hüseyin demek, kıyam demektir. Zulme başkaldırmak demektir.

İslâm’ın, Hz. Peygamber Efendimizden başlayan ilâhî sistemini ilk uygulayıcısından, Allah Resûlünden öğrenen, İslâm’ın gerçek hayata insanı inşa etme yöntemini en iyi bilen birisiydi Hz. Hüseyin.

Peygamber Efendimizle başlayan vahyin insanı ve hayatı inşa ettiği sistemi; Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.anhum) kadar, en güzel şekilde uygulanmıştır. Âdaleti, yani Allah’ın yeryüzünde uygulansın diye insanlık için gönderdiği ilkeleri uyguladılar en azından bunun için tüm gayretleriyle çabaladılar, Allah hepsinden razı olsun.

Hz. Ali döneminde, Peygamberimizden sonra en güzel şekilde sürdürülen İslâm’ın siyasal sisteminden rahatsız olan birileri çıktı. Benim adamım, benim çıkarım, benim istediğim diyen birileri, kendi çıkarlarını ümmetin çıkarının önüne geçirdi. Buna itiraz eden başta güzide sahabeler de olmak üzere tüm vahyin şahitlerini dinlemedi, hatta onları düşman ilen ettiler bu kimseler.

İşte Hz. Hüseyin’i anlamak istiyorsak, onun, kendi döneminde neye ve niçin itiraz ettiğini iyi bilmek zorundayız. Çünkü tarih, ders çıkarmak için yazılır, masal olsun diye değil. Hz. Hüseyin ve Kerbela, bize çok şeyler anlatmaktadır. Müslüman bireylere, Müslümanların önünde duran hoca, âlim, kanaat önderi vb. unvanları olan herkese bir mesaj gönderiyor Kerbela’dan.

Müslüman bireylere: “Sakın dininizi satmayın, araştırın, öğrenin, gerçek kaynağı olan vahiyle kendinizi inşa edin, Allah Resûlünün sahih sünnetine bakın ve kendinizi bunlarla inşa edin” diyor. Sakın hocalarınızı, âlimlerinizi, dinde hüccet ve dinin tek sahibi yapmayın diyor, tüm gür sesiyle haykırarak Kerbela’dan.

Hocalara, cemaat önderlerine haykırıyor; “sakın bilginizi, Allah ve resulünün önüne geçirmeyin, kendinizi masum görmeyin, çevrenizde toplanan insanları sömürmeyin, onların üzerinden menfaat sağlamayın” diye haykırıyor Kerbela’dan. “Sakın insanlarla ilişkilerinizde adaletten şaşmayın; bu aileniz, akrabanız, kendinizin aleyhine bile olsa hiçbir insanın hakkını yemeyin, gasp etmeyin. Hak sahibi bir gayr-i müslim bile olsa, ona hakkını mutlaka tam olarak verin.  Çünkü dedem olan Allah Rasûlü’de bunu yaptı; Allah da bunu emretti; bende bunu gerçekleştirmek için Kerbele’dayım” diyor Hz. Hüseyin (r.a.). “Ey Müslümanlar! Sakın adalet terazisini yanlış ölçmeyin. Ey cemaat önderleri! Cemaatinizde veya çevrenizde bulunan kimselerin sakın hakkını gasp etmeyin, bunu sakın ha sakın, Allah ve Resûlü adına hiç mi hiç yapmayın” diye haykırıyor, Hz. Hüseyin Kerbela çölünden.

Hz. Hüseyin’in itirazı adaletsizliğe, adam kayırmacılığa, ümmetin malını kendi malı olarak görme haksızlığına, vahyi bırakıp saltanat peşinde olanaydı. Bu durum sadece o günde kalmadı, o gün yaptığı bu itirazı bugünü inşa edenlerin dikkatine sunmuştu. Bir anlamda: “Dikkat edin, yarında; Muaviyeler, Yezitler olacak, ey Müslümanlar, dikkat edin!” diyerek uyarıda bulunuyordu bizlere. Heyhat gel gör ki, onun bu itirazını, uyarısını, dinlemeyen Müslümanların oluşturduğu bazı cemaat hocaları veya önderleri, bugün bile saltanatları uğruna harcamadığı Müslüman kalmadı. “Yapma hoca, yanlış yapıyorsun” dediğinde, bırak bu uyarıları dinlemeyi seni linç etmeye, hatta aforoz ederek seni dinin dışına atıyorlar. Yezidler, bunu, mertçe yaptılar fakat bunlar onlar kadar da mert olamadılar. Kürsülerden, salonlardan, makalelerden ahkam kesmek değildir Hüseyin’i anlamak. Onun insanlığa mesajı: âdaletin; hakkı hak sahibine teslim etmek olduğunu bir fiil uygulayarak iletmekti.

Sözde İslâmî kimi cemaatler; kendi görüşünü benimsemeyeni Müslüman saymaz, kimi cemaatker; okulunu kendine adam yetiştirme fabrikası yapmış, kimi cemaatler; kendi derneğinin, vakfının, mescidinin maddi imkânlarını ancak kendi düşüncesine dâvet için kullanmanın olmazsa olmaz şartı haline getirmiştir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür, fakat bu kadarla konunun yeterli miktarda anlaşıldığını düşünüyorum.

Sözün özü Hz. Hüseyin’i anlamak; onun itiraz ettiklerine itiraz etmekle olur. Kendi canı pahasına Allah’ın dâvasını her şeyin önünde tutmakla olur. Gelin Ey Allah’ın kulları! Tek olan Allah’a kul olmaya, Allah’ın davasını tüm çıkarlarımızın önünde tutmaya, hakkın ve âdaletin yanında saf tutmaya, dâvet ediyordu Hz. Hüseyin. Bu dâvete icabet etmekle Hüseyin olunur veya Yezid’in değil de Hüseyin’in safında yer alınır.

Hz. Hüseyin isteseydi Mekke’de, Medine’de mal-mülk, zenginlik, istediği her şey önüne gelirdi, rahatlık içinde yaşardı. Eğer mal-mülk adına; “ben şunu istiyorum” deseydi, hangi Müslüman bundan geri durur, verilebilecek her şeyini ona vermekten kaçınırdı? Ama hiç o taraflarda tarağı olmadı. O, Peygamberin torunuydu, bundan daha büyük bir rütbe veya makam var mıdır bir Müslüman için. Düşünün, o, hiç bu unvanını kendi dünyevî faydası için kullandığını duydunuz mu? Hüseyin olmak ve onu anlamak, gece yarıları, karanlıkta, ihtiyaç sahibini bulup gizlice kapılarına çuval taşımak ve onları doyurmak için hamallık yapmakla olunur.

Bugün sözde İslâmî olma iddiasında bulunan cemaatlerin önünde duran şahıslara bir bakın, lüks arabalarda, lüks dairelerde, bir eli yağda diğeri balda olduğu hâlde yaşıyor, bu durum kendilerine yeterli gelmiyor yine de “yok mu”, diyorlar. İşte bu şahıslar kürsülerden, tv. kanallarından Hz. Hüseyni anlatıyorlar İslâm ümmetine. Müslümanların, cemaatlere verdikleri zekâtları, infakları, kendi menfaatleri için de kullanıyor, yan gelip yatıyorlar. “Bu yaptığınız yanlıştır” dediğinizde; “Efendim bunun delili şu ayettir, Hz. Peygamberin şu hadisidir" diye başlıyorlar ahkâm kesmeye. Hiç sormaz mısınız kendilerine? Hz. Hüseyin de bu ayetleri okudu, ne işi vardı Kerbela çölünde, evinde yan gelip yatsaydı ya. Demek ki asıl olan, yaptığına delil aramak değil, Allah’ın ve Resûlünün amasız, fakatsız neferi olmaktı, yegane doğru.

Biz Müslümanlar için asıl delil, Allah’ın kitabı, Rasûlünün bu dini yaşayarak bizlere bıraktığı örnekliğidir. Vahyin inşa ettiği bu örneklik apaçık bir şekilde aramızda bulunduğu hâlde bugün bunların hiç birini istisnalar dışında şu cemaat liderlerinde, kanaat önderlerinde görmüyoruz. Burada yazdıklarımız genel bir değerlendirmedir tabi ki. İstisna diyeceğimiz kadar azda olsa hocalar, kanaat ve cemaat önderleri vardır ve biz bunları takdir ediyoruz. Kimsenin vebalini almak, kimseye hakaret etmek, kimsenin itibarını toplum nezdinde zedelemek değildir amacımız. Bunları gündeme getirmekteki tek amacımız; uyarı yapmak, yarın Allah’ın huzuruna vardığımızda bu kimselere hüccetin ikame edilmiş olması ve kendimiz açısından da uyarı görevimizi yetine getirmediğimizden dolayı Allah’ın kınamasıyla karşı karşıya kalmamamız içindir.

İşte Muharremi, Hz. Hüseyin’i ve Kerbela’yı doğru bir şekilde anlamak istiyorsak, önce gündeme getirdiğimi konuyla ilgili Allah ondan razı olsun, Hz. Hüseyin’nin amacının ve mesajının, ne olduğunu doru bir bakış açısıyla bakıp, o mesajı doğru bir şekilde anlamakla mümkün olduğunu unutmamalıyız. Ve salam dua ile kalın.

© 2022 Kur'an Yurdu aittir tüm hakları. Düzenleme webhizmetlerim