Kuran Yurdu

Zümer Süresi 1-14 Arası Ayetlerin Diyanet Tefsiri

    Zümer Süresi 1-2 Arası Ayetlerin Kur’an Yolu Meali : 1- Kitabın indirilişi, aziz ve hakim olan Allah’ın katındandır  2- Biz bu kitabı sana gerçeğin bilgisi olarak indirdik; öyleyse içten bir inanç ve bağlılık göstererek sadece Allah’a ibadet et.

    Zümer Süresi 1 Ve 2. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri : Müfessirlerin çoğuna göre her iki ayette geçen “kitap” ile Kur’an-ı Kerim kastedilmiştir; İlk ayetteki kitapla bu sürenin, ikincisiyle Kur’an’ın kastedildiğini düşünenler de vardır.

    İbn Atıyye’nin tercih ettiği bize daha isabetli görünen diğer bir görüşe göre ilk ayetteki kitapla başlangıçtan itibaren bütün peygamberlere indirilen kitaplara, ikincisiyle de Kur’an-ı Kerim’e işaret edilmiş; Yüce Allah’ın, önceki peygamberlere, insanlık için yol gösterici olan ve yasalar koyan kitaplar indirdiği gibi Hz.Muhammed’e de bu kitabı, Kur’an’ı indirdiği belirtilmiştir.

    Razi, Mu‘tezile’nin görüşünden de yararlanarak ilk ayetteki aziz ve hakim sıfatlarını bu bağlamda özetle şöyle açıklamaktadır:

    Aziz, “asla yenilemeyecek derecede güçlü

    Hakim, “arzularına göre değil hikmetin gereğine göre iş yapan” demektir; bu da Allah’ın evrendeki bütün olup bitenleri eksiksiz bildiği anlamına gelir.

    Buradan Allah’ın üçüncü bir niteliği ortaya çıkar ki o da hiçbir şeye muhtaç olmayışıdır. İşte ayetteki “el-azizi’l-hakim” kısmı Allah’ın bu üç sıfatını yani güçlü, kusursuz hikmet sahibi ve ihtiyaçtan münezzeh olduğunu ifade etmektedir. Bu sıfatlara sahip olan Allah’ın bütün yapıp yarattıkları kesinlikle iyidir, doğrudur; engel tanımayan mutlak gücü sayesinde, olağan üstü bir iletişim yolu olan vahiy ile indirdiği kutsal kitaplar da O’nun engin ilim ve hikmetinin dünyaya ve insanlığa yansıyan ışıklarıdır.

    2. ayette Kur’an’ın indirilişini “gerçeğin bilgisi” (hak) kavramıyla ilişkilendiren ifade de bunu göstermektedir. Her iki ayette Kur’an’ın Allah katından geldiği gerçeğine itiraz edenlere cevap verilmektedir.

    Allah, hiçbir şeye muhtaç olmadan dilediği her şeyi en doğru ve en iyi bir şekilde yapabilecek derecede güç, bilgi ve hikmet sahibidir; geçmişteki kutsal kitapları ve Kur’an’ı da O indirmiştir. Bu gerçek açıkça belli olduktan sonra, 2. ayette artık insanın görevinin, içten bir saygı ve bağlılıkla yalnızca Allah’a kulluk etmek olduğu sonucuna varılmıştır. Ayette bu saygı, bağlılık ve kulluk ihlas kavramıyla ifade edilmektedir. İhlas, “gerek ibadetleri gerekse diğer dini ve ahlaki davranışları riya ve gösterişten,çıkar kaygılarından uzak olarak yalnızca Allah rızası için yapmak” anlamına gelir.

    Zümer Süresi 3 Ayetin Kur’an Yolu Meali :Bilinmeli ki halis dindarlık yalnız Allah için olanıdır. Allah’tan başka şeyleri kendilerine koruyucu kabul edenler, -ki sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz” diyorlar- ayrılığa düştükleri konularda Allah onların arasında hükmünü verecektir. Yalancı ve inkara saplanmış kimseyi Allah kesinlikle doğru yola yöneltmez.

    Zümer Süresi 3. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri : Katıksız (halis) din” deyimini, kelime-i şehadete dayalı din veya İslam dini şeklinde açıklayanlar olmuştur.Ancak bu deyimi, daha açık olarak “her türlü şirkten, batıl inanç ve hurafelerden uzak bulunan; vahye dayanan ve kutsal kitabıyla,inanç ve amellere dair hükümleriyle orjinalliğini koruyan din” şeklinde anlamak isabetli görünmektedir.

    “Sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz” şeklindeki ifadelerinden de anlaşılacağı üzere Cahiliye putperestleri, Allah’ın varlığına ve yaratıcı gücüne inanmakla birlikte, putları aracı tanrılar kabul edip kendilerine şefaat edeceklerine inandıkları için onlara taparlardı. Görünür veya görünmez varlıklara tapan başka çok tanrılı din mensuplarıyla Hz. Îsa’yı tanrı kabul eden Hıristiyanlar da benzer bir anlayışa sahiplerdi.Ayette, bu şekilde değişik batıl inanç gruplarıyla ilgili son hükmü Allah’ın vereceği, yani onları hak ettikleri şekilde cezalandıracağı belirtilmektedir. Yaratılmış ve sonlu, böyle olduğu için de eksik ve aciz varlıkları tanrı kabul etmek bir yalandan ibarettir, dolayısıyla bir küfürdür, yani gerçeği ters yüz etmek, inkar etmektir; bu sebeple de hidayetten mahrum kalmayı gerektirir.Bu suretle ayet şu gerçeği dile getirmektedir: Melekler veya cinler gibi görülmez varlıklara, güneş v.b. gök cisimlerine, Hz. İsa veya başka bir beşere, ata ruhlarına veya bu sayılanların sembollerine, heykellerine tapanlar ve Allah’ı bırakıp bunları koruyucu (veli) ve kurtarıcı kabul edenler, onlardan medet umanlar hak yoldan sapmışlardır; bunların inançları yalandan ve küfürden ibarettir.

    Yegane hak din, tevhid inancıdır; kurtuluşu hak edenler de sadece muvahhid (tek tanrı inancını benimseyen) müminlerdir.

    Zümer Süresi 4. Ayet Kur’an Yolu Meali : Eğer Allah (iddia ettikleri gibi) bir evlat sahibi olmak isteseydi elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. Ama O’nun böyle bir durumla ilgisi yoktur; O bir tek Allah’tır, mutlak otorite sahibidir.

    Zümer Süresi 4. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri : Putperest Araplar Lat, Uzza, Menat gibi putların Allah’ın kızları olduğuna inanırlardı. Ayete göre farzımuhal Allah evlat sahibi olmak isteseydi, iddia edildiği gibi taş toprak cinsinden yapılmış şeyleri değil, yarattıkları içinden en güzel varlıkları seçerdi. Ama Allah ile yarattıkları arasında hangi şekilde olursa olsun bir baba-evlat ilişkisi söz konusu olamaz, Allah bundan münezzehtir; O’nunla yarattıkları arasındaki ilişki halik-mahluk, uluhiyyet-ubudiyyet ilişkisinden ibarettir. Şu halde melekler, İsa, Muhammed veya herhangi bir canlı ya da cansız varlık, bunların hepsi yalnız ve yalnız O’nun mahlukudur ve bunların her biri Hakk’ın yasalarına boyun eğerek, bazıları da bilinçli ve iradeli olarak O’nu hamd ile tesbih eder (İsrâ 17/44). “O mutlak otorite sahibi tek Allah’tır”; dolayısıyla O’nun herhangi bir varlıkla ne bir ortaklık ilişkisinden ne de babalık-evlatlık ilişkisinden söz edilebilir.

    Zümer Süresi 5-6 Ayetin Kur’an Yolu Meali : 5- O, gökleri ve yeri hikmet ve fayda esasına göre yarattı; sürekli olarak geceyi gündüzün, gündüzü gecenin üstüne sarmaktadır; güneşi ve ayı da yasalarına boyun eğdirmiştir. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gitmektedir. Unutmayın ki Allah çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır 6- O sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini de var etmiştir; hayvanlardan da sizin için sekiz eş lutfetti. Sizi annelerinizin karnında üç karanlık içinde türlü yaratılış safhalarından geçirerek yaratmaktadır. İşte bu yaratıcı, rabbiniz Allah’tır. Hükümranlık O’nundur; O’dan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl olup da hakikatten uzaklaşabiliyorsunuz?

    Zümer Süresi 5 Ve 6. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri : Büyük alem (makrokozmos) ve küçük alem (mikrokozmos, insan) denilen iki varlık alanını yaratan gücün ululuk ve yetkinliğine dikkat çekilmektedir. “Hikmet ve fayda esasına göre” diye çevirdiğimiz “bi’lhakkı” deyimi, yaratma ve yönetmenin temelindeki ilahi hikmete, yani eksiksiz kusursuz bilgiye ve yarara işaret eder. Buna göre yaratılışta saçmalıktan, anlamsızlık ve hikmetsizlikten söz etmek mümkün değildir; özünde her şey, iyidir, güzeldir, yararlıdır. Bütün İslam alimlerinin birleştiği bu inancın, en güzel ifadesini Gazali’nin şu sözünde bulduğu kabul edilir:

    İmkan aleminde halen mevcut olandan daha güzel, daha tam ve daha mükemmelinin bulunması mümkün değildir

    Evren hakkında ki bu iyimser düşünce, yine Gazali’ye isnat edilen bir özdeyişte, “Leyse fi’l-imkan ebde‘u mimma kan” (Var olandan daha mükemmeli mümkün değildir) şeklinde ifade edilmiştir. Allah’ın, “sürekli olarak geceyi gündüzün,gündüzü gecenin üstüne sarması’ndan maksat, gündüzden geceye geçilirken yavaş yavaş aydınlığın çekilip karanlığın bastırması, geceden gündüze geçilirken de tersine karanlığın yerini aydınlığın almasıdır. Ayetin bu cümlesi, “Geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler” şeklinde de yorumlanmıştır.Her gün tekrar ettiği için önemini fark edemediğimiz bu olaylar, ilahi kudretin ve yaratılıştaki hikmetin durmadan tecelli ettiğini gösteren birer ayettir, işarettir.

    Güneş ve ayın, Hakk’ın yasalarına boyun eğerek semamızı süslemesi,ısı ve ışık vermesi de böyledir.İnsanlık aleminin bir tek candan, Adem’den gelişi de evrenin oluşu ve işleyişi kadar muhteşem bir olaydır. Bu olay da düşünen aklı, hisseden kalbi dehşete düşürüp o yüce kudret karşısında secdeye kapandıracak derecede derin hikmetler taşıyan ilahî tecellilerdendir. Ayet, bütünüyle insanlığın bu oluş süreci yanında her bir insanın ana rahmindeki yaratılış sürecine de veciz bir üslûpla değinmektedir.

    Müfessirler,üç karanlık tabirini,

    Annenin karın duvarı,

    Rahim duvarı ve

    Cenini kuşatan zar (amnion zarı) içindeki karanlık tabakalar olarak açıklarlar.

    Bu karanlık tabakaları, rahim içinde birbirini kuşatan üç zarın teşkil ettiği tabakalar olarak anlamak da mümkündür. Bunların ilki, cenini koruyan, içi sıvı dolu amnion zarı, ikincisi amnionu dıştan kuşatan ve daha çok ceninin besin ve oksijen almasını sağlayan korion zarıdır. Rahim içini astar gibi kaplayan ve hamileliğin sonuna doğru gittikçe kalınlaşan üçüncü zar, üzerindeki kan damarlarıyla çocuk için besin deposudur. Hamilelikten sonra düştüğü için buna “düşen zar” (zara decidua) denilmektedir.

    Ayette bu tabakaların karanlık oluşuna bilhassa dikkat çekilmekle, bu karanlık ortamlarda olup bitenlerin dahi Allah’ın bilgisi ve kudreti sayesinde gerçekleştiğine; dışarıdan farkına bile varılmayan bu ortamda yaratılış harikalarının gerçekleştirildiğine işaret edilmiştir. “Türlü yaratılış safhalarından geçme ve sûrelerinde açılımı verilen nutfe, alaka ve mudga safhalarının ve bundan sonraki gelişmelerin kastedildiği anlaşılmaktadır.Rahim karanlığında döllenmiş hücreye (zigot) nutfe, hücrenin rahim cidarındaki asılı vaziyetine alaka denir. Bu suretle rahimde gelişimini sürdüren embriyo, önce mudga denilen şekilsiz etimsi bir parçaya dönüşür ve zamanla diğer aşamalarda kemikler oluşur; kemikler kaslar, damar ve sinirlerle kaplanarak insan bedeninin oluşumu tamamlanır. Hayvanlardan lutfedildiği bildirilen “sekiz eş”, En‘am sûresinin 143 ve 144. ayetlerinde zikredilen erkekli-dişili eşler olarak koyun, keçi, deve ve sığır çiftleridir.

    Zümer Süresi 7 Ayetin Kur’an Yolu Meali :Eğer kafir olursanız şüphesiz Allah size muhtaç değildir.Bununla birlikte O kullarının kafir olmalarına razı olmaz.Eğer şükür ederseniz faydanız için ondan razı olur.Yük yüklenici hiçbir kimse başkasının yükünü yüklenmez.Sonra dönüşünüz Rabbinizedir.O size neler yapmakta olduğunuzu haber verecektir.Çünkü o göğüslerin özünü çok iyi bilendir

    Zümer Süresi 7. Ayetin Kur’an Yolu Tefsiri : Bütün bu kanıtlara ve uyarıcı açıklamalara rağmen Allah’a gereği gibi iman etmemekte direnenler bilmeliler ki Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi insanların kendisine inanmalarına da ihtiyacı yoktur. Şu halde inkarcılar bu tutumlarıyla yalnız kendilerine zarar verirler. Her ne kadar Allah, kullarını inanıp inanmamakta özgür bırakmışsa da,merhameti gereği kullarının iman edip kurtuluşa ermelerini ister, rızası bundadır; bu yüzden insanlara doğru yolu bulmaları için akıl vermekle kalmayıp ayrıca peygamberleri aracılığıyla gönderdiği kutsal kitaplarında varlığının ve birliğinin nice kanıtlarını göstermiş, inananlara müjdeler vermiş, inanmayanları ikaz etmiş ve böylece iman edip hükümlerini yerine getirmek suretiyle kendisine şükredenleri rızasına kavuşturacağını bildirmiştir.Onun rızası,yani kulundan hoşnut olup onu sevmesi ise bütün nimetlerin en büyüğü, en değerlisidir.İnsanın ödevi, kendisini bu değerli nimete layık kılacak bir hayat geçirmektir.

    Akli melekeleri yerinde olan her insan kendinden sorumludur ve yaptığı kötülüğün sonucu da yalnız ona aittir;ne o başkasının günahını taşır,ne de başkası onun günahını taşır. Onun için özgür ve bilinçli olarak yaptığımız işlerin sorumluluğunu başkasına yıkmaya kalkışmamalıyız; suçumuzu günahımızı başka birinin yükleneceğini ümit etmemeli, kendi hayatımızın iyi ve kötü sonuçlarının kendimize ait olduğunu bilmeliyiz. Dünyada hukuk ve kamuoyu karşısında bu böyle olduğu gibi ahirette Allah’ın huzurunda da böyle olacak; hepimiz sonunda kalplerimizin derinliklerini, en gizli sırlarımızı dahi bilen Rabbimizin divanına çıkıp dünyadayken yaptığımız her şeyi karşımızda bulacak, O’nun şaşmayan adaletiyle yargılanacağız.

    Zümer Süresi 8-9 Ayetin Kur’an Yolu Meali : 8- İnsana bir zarar isabet etse o Rabbine dönerek ona dua eder sonra ona kendi lütfundan bir nimet verirse ona yalvardığını unutur ve yolundan saptırmak için Allah’a eşler koşar.De ki : Küfrünle biraz eğlene dur! Muhakkak sen cehennemliklerdensin 9- (O mu) yoksa Ahiretten korkarak,Rabbinin rahmetini umarak,gece saatlerinde kıyamda durarak,secde ederek itaatte bulunan kimse mi (hayırlıdır?) Deki : Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak özlü akıl sahipleri öğüt alır.

    Zümer Süresi 8 ve 9. Ayetin Kur’an Yolu Tefsiri :Buradaki “insan”la öncelikle Kur’an’ın muhatapları arasındaki inkarcı kişilerin kastedildiği ayetin devamından anlaşılmaktadır. Başka yerlerde de belirtildiği gibi gerçek mümin hem sıkıntılı zamanlarında hem rahat zamanlarında hep Allah ile olur, O’na güvenip dayanır. Bu bağlılığını kötü günlerinde isyan etmeden sabırla, iyi günlerinde azmadan şükürle gösterir. Allah’tan gelen her şeyi, “Lutfun da hoş, kahrın da hoş” diyerek karşılar. 9. ayet, inancında döneklik yapan biriyle her durumda Allah’a iman ve bağlılığını sürdürenin aynı değerde olamayacağını ifade etmektedir. Halis imanın ve samimi dindarlığın çok veciz bir özeti olan bu ayette, böyle bir dindarlığın en çarpıcı ameli tezahürü olan gece namazına, sorumluluk boyutu olan ahiret endişesiyle rahmet ümidine ve dindarlığın zihni şartı olan bilgi donanımına dikkat çekilmiştir. İbadette dinî şuur ve duygu ne kadar yoğun olursa ibadetin değeri de o oranda yüksek olur. Bu yoğunluk geceleri daha da fazla olacağı için ayette özellikle gece  ibadetinden söz edilmiştir. Derin dindarlığın diğer bir tezahürü de ahiret bilincinin canlı oluşudur. Ebedi hayata inanan iyi bir mümin, her durumda Rabbine kulluk görevlerini yerine getirmekle birlikte, bir yandan da kulluğuyla O’nun merhamet ve sevgisini kazanmayı, bu sayede ahiret kurtuluşuna nal olmayı arzular.

    “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ifadesindeki “bilme”den maksat, bu ayetler bağlamında öncelikle, yalnız zor durumda kalındığı zaman değil, her zaman Allah’ı bilip tanımayı, bu irfan sayesinde yaratılmışlara kul olmaktan kurtulup yaratana kul olmanın önemini kavramayı ifade eder. Bununla birlikte “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” cümlesi, daha genel olarak (hangi konuda olursa olsun) ilmin yani doğru bilginin Allah katında mutlak bir değer olduğuna işaret eder. Esasen iman da ilim sayesinde kazanılır. Nitekim kaynaklarda ilim, “bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen inanç” (itikad) şeklinde tanımlanır.Kur’an-ı Kerim’de gerek dini gerekse din dışı konularla ilgili olarak ilim kelimesi ve türevlerinin 750 defa geçmesi, bilginin ve bilme faaliyetinin önemine işaret eder. Kendisini de Allah’tan gelmiş bir bilgi olarak tanıtan Kur’an ‘  ‘Rabbim, ilmimi artır!” diye Allah’a dua etmemizi öğütler. Hz. Peygamber de ilmi övmüş ve teşvik etmiştir.Alimleri peygamberlerin varisleri olarak gösteren hadis,bilginin değeri yanında ilim adamlarının, bilgilerini insanlığın hayrına kullanmakla sorumlu olduklarına da işaret eder. Buna göre, ilim bizatihi bir değer olsa da birçok hadiste ilmin amelle bütünleşmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.Şu halde davranış ve uygulama planında olumlu sonuçlar doğurmayan veya kötülüklere alet edilen bilgi kıymeti bilinmemiş, şükrü eda edilmemiş bir nimet olup ayrıca sorumluluğu gerektirir. Nitekim bir hadiste, sadece basit dünyevi emellere ulaşmayı amaçlayan ve bu suretle bilgisini kötüye kullananlar “erdemsiz bilginler” diye anılmıştır

    Zümer Süresi 10. Ayetin Kur’an Yolu Meali : Deki : Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun.Bu dünyada ihsanda bulunanlara bir güzellik vardır.Allah’ın arzı da geniştir.Sabredenlere de ecirleri hiç şüphesiz hesapsız verilir.

    Zümer Süresi 10.Ayetin Kur’an Yolu Tefsiri : Müslüman sayılmanın vazgeçilmez şartı iman etmektir. Bununla birlikte ayette ayrıca, “Rabbe karşı gelmekten sakınma” olarak çevirdiğimiz takva ile “iyilik” olarak çevirdiğimiz hasene de iyi bir müslüman olmanın şartı olarak gösterilmiştir. Takva, Allah’a sorumluluk bilinciyle saygı gösterip buyruklarını titizlikle yerine getirmek suretiyle ilahi cezadan korunmayı,hasene ise doğru inançtan başlayarak,ister büyük ister küçük olsun her türlü iyi ve güzel halleri erdemleri, tutum ve davranışları ifade eder.Ayette bu anlamda iyiliğin karşılığının da iyilik olacağı bildirilmektedir.Tefsirlerde çoğunlukla, karşılık olarak verilecek bu iyilik cennet olarak açıklanmışsa da ayette böyle bir sınırlama olmadığına göre bunu her türlü dünyevi ve uhrevi hayır ve mutluluk olarak anlamak daha isabetli görünmektedir.

    “Allah’ın arzı geniştir” ifadesindeki “arz”dan cennetin kastedilmiş olabileceği yönünde zayıf bir görüş varsa da,müfessirler genellikle bu ifadeyi hicrete işaret olarak anlamışlardır. Kuşkusuz her Müslümanın, sosyal çevresinde veya ülkesinde inançlı ve erdemli olarak yaşayabileceği düzeyde bir özgürlük ortamının oluşması için çaba göstermesi; ayrıca özgür bir ortamda yaşıyorsa bunun değerini bilmesi gerekir. Ancak ayetteki “Allah’ın arzı geniştir” cümlesi, bir kimsenin, bulunduğu yerde dini ve ahlaki hayatını gerektiğince yaşama şartlarından yoksun kaldığı ve bu ortamı olumlu yönde değiştirme imkanı da bulamadığı takdirde, inandığı değerlerden vazgeçmeyip serbestçe yaşayabileceği başka bir ortam bularak oraya gitme alternatifini de dikkate alması gerektiğine işaret etmektedir. Bu, iş yerini değiştirmekten, başka bir ülkeye göç etmeye kadar her türlü yer değişikliğini kapsar. Nitekim bu ayetin gelmesinden birkaç yıl sonra Hz. Peygamber ve arkadaşları, bütün çabalarına rağmen Mekke’de dinlerini yaşama özgürlüğünü sağlayamayınca Allah’ın emri uyarınca Medine’ye göç etmişlerdir. İnsanın değerleri uğruna böylesine bir özveriyi göze alması büyük bir sabır ve kararlılık işi olduğu için ayette, “Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir” buyrulmuştur

    Zümer Süresi 11-14 Arası Ayetlerin Kur’an Yolu Meali : 11- Deki : Ben Allah’a,dini yalnız ona halis kılarak ibadet etmekle emrolundum 12- Müslümanların ilki olmakla da emrolundum. 13- Deki : Ben Rabbime isyan edersem gerçekten büyük bir günün azabından korkarım 14- Deki : Ben dinimi kendisine halis kılarak ancak Allah’a ibadet ederim.

    Zümer Süresi 11-14 Arası Ayetlerin Kur’an Yolu Tefsiri : Bu ayetler, Hz. Peygamber’in, ümmetine tebliğ ettiği buyruklara öncelikle kendisinin uyması,kendisini kanunlar üstü görmemesi gerektiğini ifade eder. 10. ayette iyi bir müslüman olmanın şartları, doğru inançtan ibadetlere ve güzel ahlaka kadar bütün İslami yükümlülükleri kapsayan şu üç kelimeyle özetlenmişti: İman, takva, hasene (iyilik). Burada ise aynı görevler başka ifadelerle dile getirilerek Resûlullah’ın bu görevlerle yükümlü kılındığı ve bu suretle, “müslümanların ilki olmakla sorumlu tutulduğu bildirilmekte, ayrıca bu durumunu insanlara açıklaması istenmektedir. Özellikle “Eğer rabbime isyan edersem, dehşetli bir günün azabına uğrayacağımdan korkarım” şeklindeki ifade, kötülük yapması halinde onun da başka insanlar gibi Allah’ın azabına uğrayacağını,teorik olarak kendisine bu hususta bir ayrıcalık, bir dokunulmazlık tanınmadığını ifade etmesi bakımından son derece anlamlıdır.Nitekim Abese sûresinin başında Hz. Peygamber, yanlış bulunan bir davranışı dolayısıyla ikaz edilmiştir. Kuşkusuz bu ayetler, onun bir ilah gibi hatasız görülmemesi gerektiğini ortaya koyması bakımından önemlidir. Fakat bundan daha önemli olanı şudur ki, Resûlullah bu ayetleri de bütün ayetler gibi kutsal saymış ve en ufak bir komplekse kapılmadan insanlara duyurmuştur. İşte bundan dolayı o, insanlığa örnek, alemlere rahmet kabul edilmiştir



    Tefsir : Diyanet İşleri Başkanlığı / Kur’an Yolu Tefsiri / C: IV / bkz : 597-607

    Meal : Meal :  İbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri (Tefsiru’l Kur’an’il Azim) / C: IX / bkz : 601-607

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.