Yerin,Göğün Ve Hz Adem’in Yaratılması 2.Bölüm

Sonra Münezzeh olan Allah,yerin kalınından ve incesinden ,tatlısından ve tuzlusundan toprağı bir araya getirdi,onu çamur oluncaya kadar suyla karıştırdı.İyice karışıncaya kadar karıştırıp yoğurdu. Ondan kıvrımlı ve eklemli,uzuvlu ve bölümlü bir suret yarattı.

Birbiriyle yapışıncaya kadar onu dondurdu.Sayılı bir zamana ve malum bir sona değin tamamen kuruyuncaya kadar onu kuruttu. Sonra da ona ruhundan üfürdü.Böylece o suret,kullanabildiği zihinleri ve kendisiyle tasarrufta bulunabildiği akılları,istihdam ettiği uzuvları,hareket ettirebildiği aletleri olan,hak ve batılı,tatları, kokuları,renkleri ve cisimleri birbirinden ayırabildiği marifet sahibi bir insan oldu.

O insan, muhtelif renklerin,uyumlu benzerlerin ve çelişen zıtların,sıcak ve soğuk,ıslak ve kuru gibi farklı karışımların çamurundan yoğurulmuştur.Münezzeh olan Allah,Meleklerden yanlarındaki emanetini ve onlara olan vasiyetini ona secde ederek boğun eğmek ve üstünlüğünü kabul etmek suretiyle yerine getirmelerini istedi.

Münezzeh olan Allah ‘Adem’e secde edin (1)’ dedi.İblis hariç hepsi secde ettiler. Taassup ona çattı;sapıklık ona galip geldi.O ateşten yaratılmış olmakla övündü ve kuru balçıktan yaratılmış olmayı küçümsedi.Allah,kızgınlığını hak etmek,imtihanını tamamlamak ve vaadini tutmak için ona mühlet verdi.’Sen bilinen bir vakte kadar kendilerine mühlet verilenlerdensin (2)’ dedi.

Sonra Münezzeh olan Allah,Adem’i yaşantısını müreffeh ve durağını güvenilir kıldığı bir yerde ikamet ettirdi.Onu İblisten ve düşmanlığından sakındırdı.Fakat düşmanı,ikamet ettiği yeri ve iyilerle arkadaşlığını kıskandığı için onu kandırdı.Adem,kesin bilgiyi, şüphesine ; kesin kararı ise zayıflığına karşılık sattı.Mutluluğu korkuyla,gururu pişmanlıkla değiştirdi.Sonra Münezzeh olan Allah,onun tövbesini kabul etti ve onu rahmetinin sözüyle karşılaştırdı.Ona cennetine tekrar dönüşü vaad etti. Onu imtihan edileceği ve zürriyetinin çoğalacağı yurda indirdi.

Münezzeh olan Allah,onun çocuklarından vahiyle misaklarını ve risaleti tebliğ etmek üzere emanetlerini aldığı peygamberler seçti.Ne zaman ki mahlukatının çoğu Allah’ın onlara verdiği ahdi bozdular,hakkını bilemediler ve O’na eşler koştular,Şeytanlar da onları O’nu tanımaktan uzaklaştırıp ibadetten alıkoydular.

İşte o zaman Münezzeh olan Allah da fıtratlarına koyduğu misakını tutmalarını iğstemek, nimetine karşı düştükleri unutkanlıklarını hatırlatmak,tebliğle delil getirmek,akılların hazinelerini harekete geçirmek,üstlerindeki gökyüzü,altlarındaki yeryüzü,onları yaşatan maişetler ve yok eden eceller,onları yaşlandıran zorluklar,başlarına peşi sıra gelen olaylar gibi takdir edilmiş muhtelif ayetleri göstermek üzere onlara resullerini ve nebilerini aralıklarla,peşi sıra yolladı.

Münezzeh olan Allah, insanları gönderilmiş bir nebiden,indirilen bir Kitap’dan,gerekli olan bir delilden ya da sağlam bir yoldan asla yoksun bırakmaz.Onlar ne sayılarının azlığı ne de yalanlayanların çokluğunun zayıflattığı,kendisinden sonra gelecek olanın adı bildirilen bir geçen ya da kendisinden önce gelen tarafından bildirilmiş gelecek resüllerdir.

Münezzeh olan Allah,vaadini yerine getirmek ve nübüvvetini tamamlamak için Muhammed (s.a.v)’i kendi elçisi olarak gönderinceye kadar asırlar ve zamanlar peş peşe geçti;babalar geçip gitti ve arkalarından çocukları geldi.Gerçek şu ki;kendinden-önceki nebilerden misakı alınmıştır,onun alametleri meşhurdur,doğumu da seçkindir.Yeryüzünün sakinleri o zaman,-kimi Allah’ı mahlukatına benzeterek, kimi ismi hususunda mülhid (3) olarak,kimi ise başkalarını Allah’a ortak koşarak farklı dinlerde,yaygın din dışı görüşlerde ve darmadağınık gruplar halindeydi.Allah onunla,onları sapıklıktan hidayete erdirdi ve konumuyla cehaletten kurtardı.

Sonra Münezzeh olan Allah,Muhammed (s.a.v)’in kendisiyle mülaki olmasını murat etti ve onun için yanındaki nimetleri seçti.Onu düünya yurdundan alarak şereflendirdi ve O’nun musibetlerle karşılaşmasını engelledi.Kerem sahibi olarak onu yanına aldı.O,sizin aranızda daha önceki Peygamberlerin, ümmetlerini açık bir yol ve dikili bir bayrak bulunmaksızın yalnız başlarına terk etmemek için-onlara bıraktıkları şekilde,helalini ve haramını,farzlarını ve faziletlerini,nasihini ve mensubunu, ruhsatlarını ve azimetlerini,hassını ve ammını,ibretlerini ve mesellerini,mürselini ve mahdudunu,muhkemini ve müteşebihini açıklamış olarak,mücmelini tefsir ederek,kapalı yerlerini açıklayarak, bazen ilmi hususunda kendisinden misak alınarak ve cehli hususunda kullar üzerinde genişletici olarak,bazen farzı Kitap’da sabit,neshi sünnette malum;alınması sünnette vacip Kitap’da terkine ruhsat verilmiş olarak,bazen vaktiyle vacip,müstakbeliyle zail;yapıldığında ateşiyle tehdit ettiği büyük günahlarından veya mağfiretini hazırladığı küçük günahlarından haramları arasında açıklanan,bazen alt sınırında makbul,üst sınırında genişletilen Allah’ın kitabını bıraktı.

  • Hac

Allah,beşeriyete kıble yaptığı,develerin geldiği gibi kendisine gelinen,güvercinlerin divane oldukları gibi kendisine bağlanılan beyt-i haramını haccetmenizi size farz kıldı.Münezzeh olan Allah beyt-i (4) insanların kendi azameti karşısındaki tevazularına ve izzetine olan itaatlerine bir alamet kıldı. İnsanlardan davetine icabet eden itaatkerler seçti.Bu itaatkarlar O’nun sözünü tasdik ettiler. Onlara uymak suretiyle nebilerinin durdukları yerde durdular.Arşını tavaf eden Meleklerine benzediler . Böylelikle O’na ibadet alış-verişinde kazançlar elde ederler.Mağfiretini vaad ettiği yerde koşuşturarak çabuk hareket ederler.Münezzeh ve Yüce olan Allah beyt-i,İslam için bir alem ve sığınanlara harem yaptı.Orayı haccetmeyi farz kıldı,hakkını eda etmeyi gerekli gördü.Orayı ziyareti size farz kıldı.Münezzeh olan Allah ‘Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi,Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.Kim inkar ederse bilmelidir ki,Allah bütün alemlerden müstağnidir (5)’ buyurdu.



Kaynak= eş-Şerif er-Radi (ebu’l Hasan Muhammed b.el-Huseyn b. Musa el-Muesvi (406-1015)

(Hz Ali’nin Konuşamarı,Mektupları ve Hikmetli Sözleri)_ Nehcü’l Belağa / bkz:31…34

(1-Bakara Süresi’30) ; (2-Hicr Süresi’37-38) ; (3-Allah’a uygun olmayan sıfatlar nispet ederek) ; (4-Kabe’yi) ; (5-Al’i İmran Süresi’97)