Vakıa Süresi Geylani Tefsiri

Hakk’in vahdetini keşfedip, onu hakiki anlamda kavrayarak, hayatin başlangcına ulaşan ve tahkik erbabı olanlara şu gerçek gizli kalmaz: Bütün kulların mebde ve maada (ahirete ve hayatin başlangıcına) dönüşleri farklı farklı, grup grup ve mertebe mertebe olacaktr. Bunlar da genel olarak şu üç kısımda toplanabilir:

Bir kısmi; karanlik ve imkin perdeleri ile hakikatten perdelenmis olanlardır. Onlar, dünyevi lezzet ve zevklere dalmış oldukları için huzur-i ilihinin ve vuslatin zevkinden kesinlikle mahrum kalacaklardir. Bunlar şimal erbabi (solcular), ezeli ve ebedi olarak mahrumiyeti hak etmiş olanlardır.

Bir kismi; nurani perdelerle, ahiret ve oradaki türlü türlü nimetler, kendilerine vaadedilmiş olan ruhani ve cismani birtakim lezzetlerle perdelenmişler olanlardir. Bunlar yemin erbabi(sağcılar), sonsuz ikram ve bereketi, ezeli ve ebedi mutluluğa hak etmiş olanlardir.

Bir kısmi da; Hak tarafindan tamamen cezbedilmiş, kendisine çekilmiş, kendi nasuti (cismani) elbiselerinden tamamen soyutlanmış,Hakk’ın lahuti (manevi) hüviyetinde fani olmuş, onunla mülaki olmak zevkinde müstağrak olmuş olanlardir. Bunlar Hakk’a koşuşan, onun cinibine yürüyen, hiç tereddüt göstermeksizin beşeri elbiselerinden bir çırpıda soyutlanan, dünyevi ve uhrevi zevklerin hiçbirisine en küçük bir iltifat göstermeyen şuttar (şatırlar) yani gönül ehlidir.

  • İşte Cenab-ı Hak bu sürede bu üç gruba işaret etmekte, kendisine tabi olan marifet ve iman ehlini irşat etmesi icin habibine onlarla ilgili bilgiler vermektedir.

Ey resullerin en kamili! Hakk’in hükümlerine karşı sorumlu olup da her şeye ibret nazariyla bakmaya çaliışn kimselere şunları hatırlat. Hak tarafindan vadedilmiş olan o dehşetli “Vakıa gerçekleştiği zaman! (1) Hak tarafindan ahdedilmiş olan “tamme-i kübra büyük felaket)” hadisesi meydana geldiği zaman!

  • Kaldı ki, o meydana geldiğinde, Onu kimse yalanlayamayacaktır(2). O zaman, şimdiki yalanlandığı gibi yalanlanamayacak.

Yine bu büyük olay meydana geldiği zaman onu ne “Aşağı çekecek birisi, ne de yukarı çekecek birisi(3) olacaktır. Bilakis, bu olay meydana geldiği zaman, hiçbir tereddüde, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak, hiç kimsenin müdahelesine imkân vermeyecek şekilde, kesin bir biçimde olacaktir

Ey resullerin en kamili! Bu olayın, kıyamet gününün gerçekleşeceğini inkar edenlere, bu hususta ve bu olayın alametleri hakkında tereddüdü olanlara şunları anlat:

  • “Yeryüzü sarsıldığı zaman! (4) Yeryüzü, üzerindeki sapasağlam,muhkem binalar yerle bir olacak şekilde şiddetle yerinden oynatıldığı zaman !

“Dağlar parça parça edilip(5)” kendisini oluşturan bölümler ve parçalar un ufak edilip, tıpkı bir püre gibi

  • “Dümdüz bir hale getirildiği zaman! (6)” Dağlar, üzerinde ne var ne yoksa, her seyiyle birlikte toz toprak edilip ortadan kaldirildiği zaman!

Ey mükellef ve ibret ehli olanlar! Işte o zaman, dünyadaki yaşayışınıza göre : “Sizler üç grup olursunuz (7)”

“Meymene ashabı Salih amelleri, güzel halleri övgüye layık ahlaklari ve tavırlar sayesinde, ahyar, ebrar ve muhsinlerin derecesine ermiş olan iyilik, güzellik, ikram sahibi olan sağcılar

“Meymene ashabi ne güzel! (8)” Amellerinin düzgünlüğü, inançlarinin doğruluğu ve razı olunmuş ahlakları ile nail oldukları saadet ve güzellikler sayesinde onlarin halleri, nail olduklar ikramlar ne yüce, ne yüce!

“Meş’eme ashabı Solcular, yani binbir türlü piişmanlık ve perişanlikla batil yollara sapmis, çeşit çeşit küfür, fisk ve isyanlarda, bozuk akidelerde, kötü ahlak ve huylarda israr etmiş mufsit ve musrifler “Meş’eme ashabı ne kötü! (9)” Onlar n halleri ne kadar da kötü! Yapmış olduklari ifsatlar ve yanlişliklar sebebiyle üzerlerinde daimi olan şakilik, uğradıklar azaplar ve perişanliklar ne kadar şiddetli!

“Ve önde gidenler… Fena yolunda Hakk’a doğru en önde gidenler. Onunla mülaki olma şevki ile, yüce derecelere doğru, bütün gayretlerini Hak yolunda bezledenler. işte onlar Önde gidenlerdir (10). Gayelerini Hakk’ın huzurunda ve onunla olmaya hasretmiş, kendi batil benliklerinden tamamen yüzçevirmiş olanlardır.

İşte bu gerçek mutluluğa erişmiş ve Allahü Teala’nın katında makbul olan:

Mukarrepler(11), işte onlar Naim cennetlerinde(20),yani ilmelyakin, aynelyakin ve hakkalyakin olan zati vahdet bahçelerinde nimetlere gark olacaklardir

İşte bu vahdet merkezine vasil olmuş ve Hakk’ın yakınlığına erişmiş olanlar, takip ettikleri yollara göre farklı farklı nimetlere ve farkli yüce derecelere nail olacaklardır. Bundan dolaydır ki, Evvelkilerden büyük bir grup vardır (13). Bunlarin büyük bir kısmi, önceki ümmetlerden yani tevhid-i sifat ve tevhid-i ef’al ile Cenab-ı Hakk’a yakinlaşmış olan ebrardan olacaktır.

“Ve küçük bir grup da sonrakilerdendir (14)” Öncekilere nispetle azinlikta olan Ümmet-i Muhammed’den de bir grup olacaktır. Onlar da tevhid-i zat yoluyla Hakk’a ulaşan hatta neredeyse onunla birleşen kimselerdir. Bunlar bütün izafet ve kesretlerde mütedillerdir. Önceki ümmetlere nazaran azinlikta olmalarına rağmen bunlar daha değerlidir. Azinlikla vasfedilmeleri bundan dolayıdır. Aslında bütün gruplar vahdet bahçelerindeki yerleri ve konumlarına göre kendi aralarında derece derecedir.

Onlar “İşlemeli tahtlar üzerindedirler(15). Yüce dereceleri, yüksek makamları itibariyle tezyin edilmiş tahtlar üzerinde oturacaklardır.

Fakat Ashab-ı şimâle,

yani o şakavet-i ezeliyye ile damgalanmuş, imkân pisliklerine iyice boğulmuş olanlara gelince,

Ashab-ı şimal ne kötüdür! (41) Onların hali ne kadar da berbat, ne kadar da fecidir

Onlar Kızgin bir ateşte ve kızgın bir su içerisindedirler(42). Onlar, gaflet ve dalalet sahiplerini kasıp kavuran imkan (bedensel ve maddi) zevklere, türlü türlü fitne ve azgınlıklara düşüren hayvani şehvetlere ve isteklere sonuna kadar daldıkları için, kavurucu rüzgar gibi, insanin bedenini kavuran, çok kızgn, harıl harıl yanan bir ateşin içerisinde ve ebediyyen kalacaklardır. Yine, onlar dünyada iken, tevhid ve yakin sirlarından uzaklaştiran cehaletten kaynaklanan nefsani emel ve kuruntuların zevklerinde boğuldukları için, bir yudumu bile bağırsaklari yok eden çok kızgın bir suyun içinde olacaklardir.

Cehennem ateşinden yükselen simsiyah bir dumandan hasil olan Zifiri karanlık bir gölge altındadırlar(43)

O gölge diğer gölgelerde olduğunun tersine Ne serindir, ne de hoştur (44).Yani ondan hiçbir fayda gelmez.

Kısaca: Onlar, serkeşlik ve gafletlerinin şiddeti sebebiyle Bundan önce müsrifçe bir lüks içinde idiler (45). Dünyada iken dalalet ve şehvetler içerisinde boğulmuş idiler.

O zaman : Onlar büyük günahta israr ediyorlardı (46). Bu büyük günah Allah’a şirk koşmak ve onun y tevhidini, birliğini inkâr etmektir.

İşte bundan dolayıdır ki ona ancak temizler dokunabilir (79). Taklit ve tahmin kirlerinden, saf tevhit şarabina ulaşmaktanalı koyan hayal ve vehim pisliklerinden arı duru olanlar, bütün izâfetlerden kurtulmuş olanlar el sürebilir



Kaynak = Abdülkadir Geylani – Geylani Teffsiri – C: V / bkz: 497-511

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.