Vakı’a Süresi Gazali Tefsiri

Vakı’a , örneğin : Karia,Sa’d gibi kıyamet gününe verilen isimlerden biridir. Bu sürenin ilkeleri bellidir. Dünyanın son bulacağına, hesabın başlayacağına dair kısa bir sözle başlamakta, sonra yeniden dirildikten sonra insan sınıflarını zikretmektedir. Bu sınıflar, uzak yarışçılar(Ashabü’ssebki’lbaid), sağcılar (Ehlü’llyemin), solcular (Ehlü’şşimal) dır.

  • Sûre, bundan sonra yeniden dirilmenin hak, onu inkar etmenin budalalık olacağına dair beş delil sunmaktadır. İnsanın bu dünyadan ölümle yolculuk edeceğini niteleyerek ve sâbikûn, ehlü’lyemin ve ehlü’sşimâl olmak üzere üç sunuftan söz ederek son bulmaktadır.

Geçim sıkıntıları, tutkular, uyuşturucular altında tuhaf maddi yönleri dışında başka bir şey hissetmeyen bir yığın insan vardır. Bunlardan biri şaşkın bir şekilde şöyle diyor: Kıyametin olacağını sanmıyorum! Bir başkası şöyle diyor “Ancak rahimler dışarı atar, yer yutar ve bizi sadece dehir (zaman) helâk eder!” Bazen bu delilik üzerine yemin edebiliyorlar ve ölümden sonra hayatın olmayacağını kesin bir dille ifade ediyorlar “Onlar Allah ölen bir kimseyi diriltmez diye olanca güçleriyle Allah’a and içtiler”(Nahl: 38)

Yarının ölümünü görmek bugünün ölümüyle mümkündür. Bugünün ölümü, sahibine gelecekte olacakları, ölümden ibret almak istemeyenleri ansızın yakalayacağım haber vermektedir! Çağlar geçer, kitleler unutulur. İnkarcılar hiç eksilmeden çoğalmaktadırlar. Her yerde küfrün sesi yüksek çıkmaktadır.Kıyamet ansızın kopacak, küfrün sesi kısılacak ve sedası boşa çıkacaktır:

  • Olay olduğu(kıyamet koptuğu) zaman. Ki onun oluşunu yalanlayacak hiç kimse yoktur. Vakua: 1-2).İnsan, tabiatı itibariyle tartışmacıdır, inatçıdır. Fakat keşke dediği şey olmasaydı. Korku gelip çatti lfiraciların boğazları kurudu. Konusabilselerdi ya! “”O alçaltica, yükselticidir.” (vakı’a’3)”

Orada liderler ve krallar, yoksul ve muhtaç bir şekilde diriltilecektir. Çünkü onlar bu güne hiç hazırlanmadılar! Orada bilinmeyen meçhuller, kıyamet gününde lider olacaklardır “Bu dünyada nice giyinmiş olanlar kıyamet gününde çırılçıplaktırlar.” Çünkü o, durumları düzelten, sahteleri ayıklayan ve hakkı ortaya çıkaran bir gündür.

Kimi müfessirler, alçaltma ve yükseltmenin bu yeryüzünde olacağı görüşündedirler. Hadiste geçtiği üzere: “Kıyamet gününde insanlar, tıpkı katıksız ekmek gibi boş beyaz bir yerde dirileceklerdir. Orada hiç kimseye işaret yoktur.”

Her yalınayak ve çıplak, âlemlerin Rabbi için kalkacaktır: “(Resülüm!) sana dağlar hakkında sorarlar De ki Rabbim onları ufalayıp savuracak. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş göreceksin. “(Taha 105-107)

Her iki yorum da birbirini tamamlamaktadır.Aralarında savunmaya gerek yoktur. Orada nesepler ve lakaplar sosyal uyduran ve batıl şeylere inanan insanlardan istediğini yıkan sarsıntı olacaktir. Orada Yüce Allah’ın şu buyruğunda niteliği anlatılan maddi sarsıntı da olacaktır:”Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar parçalandığı, dağılıp toz duman haline geldiği zaman.” (Vakia: 4-6)

Kıyamet kopunca her şeyi sarsan sarsıntı olur. Sert kayalar, tıpkı bu ince evrende gördüğümüz hüzmelerdeki zerrelere dönüşürler “Yer başka bir yer, gökler de(başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah’in huzuruna çıkacakları gün(Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir) (brahim: 48)

Yeryüzü değişmeden önce bizim burada ne kadar kalacağımızı bilemiyoruz? Onlarca ve yüzlerce asır mı? Belli bir zaman tahdidi o kadar önemli değildir. Önemli olan, bu uzun tarihin son hasadının olacağıdır.Yüce Allah, Ademoğulları’nın üç gruba ayrılacağını açıkmıştır

  • Ve sizlerde üç sınıf olduğunuz zaman, sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere! Soldakiler, ne bahtsizdırlar onlar (Hayırda) önde olanlar, (ecirde) öndedirler, işte bunlar, naim cennetlerinde(Allah’a) en yakin olanlardır.” (Vakia: 7-12)

Vakia süresi, yeniden dirilmeye dair deliller zikretmiş ve tabiat ufuklarından ve insan deneyimlerinden çeşitli beş delil sunmuştur.

  • 1.Delil = “Sizi biz yarattık. Doğrulamanız gerekmez mi?” (Vakia: 57)

Birinci yaratış sahibi neden ikinci yaratıştan aciz kalacağı ile itham edilmektedir? Ben ders verirken yoruluyorum. Onu yeniden anlatınca bana kolay geliyor.

Bu düşünceyi destekleme kabilinden bir başka ayette Allah şöyle buyuruyor”İlkin mahlükunu yaratıp (ölümden sonra bunu yaratmayı) tekrarlayan odur, ki bu onun için pek kolaydır. “(Rum’27)’ Allah da, zor kolay basit, daha basit yoktur. Bunun için bu desteklemeyi şu sözüyle sürdürüyor”Göklerde ve yerde (tecelli eden) en yüce sfat O’nundur O mutlak güç ve hikmet sahibidir. “(Rum: 27)

Bu delil, birçok sürede tekrarlanmiştir. Bu gayet açık olup bunu kendini beğenmiş budaladan başkası inkar etmez “Bir de onlar dediler ki: sahibiz bir kemik yığını ve kokuşmuş bir toprak olmuş iken, yepyeni bir hilkatte diriltileceğiz , öyle mil?’ De ki ister taş olsun, ister demir, isterse akliniza (yeniden dirilmesi), imkansz gibi görünen herhangi bir yaratık! Diyecekler ki : Bizi tekrar hayata kim döndürecek?’ De ki: Sizi ilk kez yaratan. (İsra: 49-51)

Kur’âni Kerim, bakıp düşünme isteğini ve başlangıç ve dönüş için bu varlık hakkındaki düşünceyi soruşturmayı teşvik etmektedir. Bir gerçekte varız. Nasil var olduk? Son dirilişi, uzak görmek ahmaklıktır.

Allah’ın, yaratılanı ilk baştan naıli yarattiğini, (ölümden) sonra bunu (nasil) tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır. De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasl yaratmış bir bakin. İşte Allah bundan sonra (ayni şekilde) ahiret hayatini da yaratacaktır. Gerçekten Alah, her şeye kadirdir. O, dilediğine azap eder, dilediğini esirger. An cak O’na döndürüleceksiniz. “(Ankebut: 19-21) 2.

2-Delil= Alemi ilk yaratanın gayreti tükenmemiş ve gücü azalmamıştır. O her gün, hatta her saat, her an yarattiğını: yenilemektedir! Ancak, insanın yaratılmasında ve sürekli yeni zürriyetlerin oluşunda bu böyledir.

Bu delil, Yüce Allah’ın şu buyruğunda da belirtilmiştir:

  • Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir? Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz önüne geçileceklerden değiliz. Böylece sizin yerinize benzerlerini getirelim ve sizi bilmediğiniz bir alemde tekrar var edilim diye (ölümü takdir ettik).” (Vakia: 58-61)

Meni ilginç bir sudur. Bu, Yüce Kadir’in dilinde adi bir su olup insandan bir defa çıkışında iki yüz bin canlı sperm taşır. Bu gözle görülmeyecek kadar küçük canlı, oluşumunda bütün insanın maddi ve manevi özelliklerini içinde barındırır

Bu eskiden beri bilinmektedir, Nur süresinde anlatlan mulaane kissasinda gayri meşru çocuk edinen hamile bir kadina Resul şöyle der: “Şayet bu kadın, gözleri sürmeli, kalçalari uzun baldırları geniş bir çocuk doğurursa onun doğurduğu Şureyk b. Sem’a’nındır

Beden özellikleri, tipki akli ve ahlâki özelliklerin taşındığı gibi babadan oğula canlı meni yoluyla nasil taşindiğıuna bakın

Dahi insanlardan oluşan cemiyetleri yöneten uluslararası fabrikatörler bu yumurtalardaki özellikleri üretebilirler mi? Hiçbir şey yapamazlar. Çünkü bunların maddesi kandan alınmaktadır. Kan da gıdadan, gıda ise topraktan gelmektedir.

Bunları ilk ve son şekliyle düzenleyen Allah tir: “O Allah iki, yarattığı her şeyi güzel yapmş ve ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.Sonra onun zürriyetini,dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir.Sonra onu tamamlayp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üfemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır Ne kadar az şükrediyorsunuz. (Secde: 7-9)

İnsanın sadece bir tek spermden yaratılması ve diğer iki yüz milyonunun boşa gitmesi müthiş bir olaydır! Adeta Allah kendini beğenen insana: “Senin ve senin gibi milyarlarin yaratilişi bir yükümlülük ifade etmez.demektedir.

Kendisinin felsefeyle uğraştığını sanan ahmak birine dedim ki: Spermi yaratarak onu rahimde tutan kimdir? Anne ve babandan her biri bir şeyden habersizdir! Sen gelip bir de inkâra yelteniyorsun

  • Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi? (Vakia-62)”

3. Delil = Üzerinde muhteşem varlıkları yaşatan yeryüzünde çardaklı ve çardaksız bağlar, bahçeler, ormanlar, bin bir türlü meyveler, çeşitli renk ve kokularda çiçekler görmektesin

Bütün bunları yaratan kimdir? Çiftçi toprağı sürer, tohumu saçar ve ondan sonra bir şey bilmez. Ancak Yüce Kudret’in yaptıklarına tanık olur, teslim olmuş bir halde Allah’ verdiklerini kabul eder. Bunlar, ya yaratani ve yoktan var edeni bilmeye ya da ölüm ve hayat kissasini kavramaya sevk eder

Vakia Sûresi’nde, son diriliş delillerinden olan ekin mahsuldeki şeylere göndermeler vardir: “Şimdi bana ektiğinizi haber verin. Onu siz mi bitiriyorsunuz. yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalirdiniz.” (Vakia: 63-65)

Ölüleri diriltme, dünyanın her tarafinda yinelenen bir kissadır: “(Bu hususta) ölü toprak onlar için önemli bir delildir Biz ona hayat verdik.” (Yasin: 33) insanları kabirlerinden çıkarma, çeşitli maden ve maddeleri taşıyan toprağın karanlıklarından bitkileri çıkarmaktan zor değildir: “Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir Sonra sizi yine oraya dondurecek ve sizi yeniden çıkaracaktır. (Nuh: 17-18) Başka sürelerde daha fazla açıklamalar vardır: “Yeryüzünü de döşedik ve ona sağlam dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik. Allah’a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunlar yaptık).” (Kaf: 7-8) Ayette geçen yönelme, aklin uyanmasıdır: Akil uykuya dalmiştı, uyandırdı. Kendinden geçmişti, dikkatli ol dedi.

Evet( kabirden) çıkış, Allah’a kavuşmak ve hesaba çekilmek içindir. Tıpkı küflü ve tuzlu topraktan çıkan bu meyvelerin glikoz, yağ, nişasta taşıması ve üzerinde hoş renkler oluşturması gibidir. Sonra insan, yeniden dirilmeyi inkâr etmeye çağırır. Oysa her an yeniden dirilmektedir.

Çiftçi, bu olup bitenleri kendisinin yaptigini düşünebilir. Bu yüzden Allah, şâyet bunları yerle bir etmek istese çiftçinin bir şey yapamayacağını ve bunları çekirge sürüsüne teslim edeceğini açıklamıştır:

  • Dileseydik onu kuru bir çöp yapardik da şaşar kalirdiniz. Doğrusu borç altına girdik. Daha doğrusu biz yoksul kaldık (derdiniz). (Vakia: 65-67)”

Bedenlerin dirilmesi, tipki yeryüzünün yeşermesi gibidir Burada açikça gözüken iş, gökleri ve yeri Yoktan vareden’in kudretidir. İmanin yeniden dirilme ve ceza görme ile motivasyon kazanması gerekir.

Ruhani olduğu sanılan uhrevi ceza kıssasını bir düşünelim :

İnsanın cisim ve ruhtan olduğu malumdur. Insanoğlunun erişmeye çalıştığı yükselişin, ancak bedenin yok olmasıyla ve ne istediğini bilmemesiyle tamamlanacağı doğru mudur? Ben, Kitap ve Sünnet’te bedenin işkence ve azap görmesine herhangi bir işaret görmedim.

Evet farz olan oruç vardır. Açlik ve susuzluğa maruz birakir. Bazen secde ve kıyami uzayan ve ayaklarinin alta şişen namaz vardır. Insan, rizkini ter döküp çaba sarfettiği bi sanat ile kazanabilir. Allah yolunda öldürülerek, ruhu alinarak ve kani dökülerek yaşami son bulabilir ve burada lbnu’r Rûmi’nin sözü gerçekleşebilir

Topraktaki bedeni sev Çünkü hevadir ve onu Allah’a yüksellen bir ruh olarak sev!

Fakat bütün bunlar, ruhen ve bedenen insanin ilahi imtihana çekilmesidir. Ruh bu imtihandan haz alır ve beden bu hazzi paylaştırır. Bedenin buradaki rolü aracı olmaktır, Beden kendisine isabet eden şeylerle düşünür, düşünce ile birlikte katlanır ve Allah’ın rızasını kazanma iradesine yönelir.

Sancı örneğin uyuşturucu ile durdurulsa ve insan ölene dek hiçbir şey hissetmese bu bir erdemlilik olmaz!

İnsan özellikleriyle temeyyüz eden bir cinstir. Allah insanı kendi eliyle yaratmıştir. Allah onu, bir erkek ya da kadının gelip, “Beden âdidir. Onun işkence ve azâp görmesi gerekir.” demesi için en güzel bir biçimde yaratmamıştir.

Allah, Adem’i yaratınca ona şöyle dedi: “Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin, orada kolaylkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yiyin. (Bakara: 35) Helal olan şeyde bedenin azap görmesi nerededir?

Allah peygamberleri yarattı. Onlarin yaratılışımı seçkin kıldı ve onlara şöyle dedi: “Ey peygamberler Temiz olan eşylerden yeyin; güzel ifler yapın. “(Mu’minun: 51) Bu teklifte yasak belirtileri nerededir?

Allah kendisine inananlari temiz riziklarla sevindirmiş ve bunlar karşilığında sadece şükretmeyi istemiştir”Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıklarin temiz olanlarindan yiyin, eğer siz yalnuz Allah’a kulluk ediyorsanuz ona şükredin. (Bakara: 172) Bunda bedene bir savaş ve ona ihanet etme planı var midir?

Şanı Yüce olan Allah, Ademoğulları’nın, bu dünyada uzun yolculuklarından sonra belli bir zaman içinde Allah’a yeniden döneceklerini ve hayatlarına kavuşacaklarını açıklamiştir: “Tıpkı ilk yaratmaya başladğumuz gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz (vaadettiğimizi yaparaz. (Enbiyâ: 104) Bu dönüş, insanların bir ruh olarak değil bedenen veya bir beden olarak değil de ruhen mi gerçekleşecektir?

Bu çok bozuk bir düşüncedir.

İnsanlar bu insanlardir. Onlar günah ya da sevap işledikleri organlarıyla ve hissi yâtlarıyla dirileceklerdir. Insanlar, yaptiklarini inkâr etmek için bir polemiğe girdiklerinde organları dile gelerek onları yalanlayacaktır: “Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye kant onlarin aleyhine şahitlik edecektir Derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? der Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu, ilk defa sizi O yaratrmytır. Yine ona döndürülüyorsunuz derler.” (Fussilet: 20-21)

Kötülüklerini giderme çabası içinde olan insan, ahirette erişeceği nimetle ödüllendirilir. lbni Kesir’in Taberâniden aktardığına göre, inanan kadınlar, göz aydınlğı cennetlerde ağırlanırlar. Ümmü Seleme bu niçin böyle dedi? Peygamberİ Onlarin Allah için kildıkları namaz, tuttukları oruç ve yaptikları ibadet sebebiyledir, dedi

Sonra şu hadiste inanan kadınların şöyle dedikleri aktarılmaktadır: “Biz ebedi kalacağız, asla ölmeyeceğiz. Biz nimetler içinde kalacağız, hiç ümitsiz omayacağızl Biz ibadet edeceğiz, hiç bırakmayacağiz. Dikkat edin, biz razi olacağız, asla gücenmeyeceğiz. Müjdeler olsun, bizim kendisinin olduğu, kendisinin de bizim olduğu kimselere

Dünyada cihad edenler, ahirette müsterih olanlardır. Bedenlerin yok olup bir daha dönmeyeceği, ahiretin sadece ruhlar için olacağı, âhiret sevabının ve cezasının gönül rahatlığı ve huzuruna benzer mânevi bir şey olacağı görüşü, temelsiz batıl bir görüştür.

Bu görüşün tahrif edilmiş dinlerden olan Hristiyanlığa geçtiği bellidir. Nice putperestlikler, dinlere sızmış, temellerini sarsmış ve ilkelerini darmadağın etmiştir.

İlginçtir, bedenlerin üstesinden gelme ve ruhbanlık felsefesi taşıyanlar, geçmiş kralların saraylarında görülmeyen kalabalik eğlence sanatçılarıyla eğlenen ve karakterleri bozmada nefisleri dejenere eden çağdaş medeniyete yenik düşme ve teslim olma unsuru olmuşlardır. Böylece yanliş, yanlışları doğurmuştur.

Bizim dünyamızda örneğin ileri gelen ilim adamlarına verilen”Nobel” ödülüne bakalım. Edebiyat alanında belirlenen ödülde o ilim adaminin nefsi sarsılmaktadır. Fakat sadece edebi ölçü, ne açlığı giderir, ne de korkudan emin kilar. Burada verilen ödül ise bir hayli fazla ve kabarıktır.

Klavuzluk eden ceza kissasini açıklamaya geçiyor ve diyoruz ki: Bedenin istekleri sınırlıdır. Taşkınlık ve azgınlık rezaletini bir tarafa bırakınca bu isteklere karşılık vermek az külfeti gerektirir! Bu mânevi cezanın üstünde midir? Hayır!.. Farkli yetenekler himmetler ve gayretler, kimileri kimilerinden yüksek çeşitli cezalarla karşlaşırlar.

Siz samimi bir hizmetçinize yemek tabağı sunduğunuzda ona siz bakmadan önce o bakar! Size çok teşekkür eder.Fakat gözleri o tabaktan ve tabağın içindekinden ayrılmaz.Burada sizi bilen, takdir eden ve insanlara tanıtan bir başkası daha var. Siz ona yemek tabağı sununca onun size bakışları daha derin ve önceliklidir. Sizden aldığı yemek tabağını bitirince yazmış olduğunuz ilmini artıracak bir kitabınızı kendisine hediye etmenizi umut eder! Bu ikisi ayni mıdır ?

Kendisini uluhiyet övgülerinin meşgul ettiği iman ehli,sürekli onunla mesrur olur! Ya da sevinçli ve kederli anında genelde onlarla meşgul olduğu için sadece Rabbinden bekler.

Fakat sevinç ve kederin, beşerin çözemeyeceği psikolojik kanunları vardır. İman ehli hallerinden söz edince hiçbir şekilde şer’i edepleri aşamaz ve Allah’ın hudutlarını çiğneyemez.

Allah: “Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konuluyorsa o,gerçekten kurtuluşa ermiştir (Al’i İmran’185)” diye buyurunca hiç kimseye şunu demek yakışmaz: “Cennet ve onun nimetleri nedir? Biz Allah’ın kendisini istiyoruz.” Bu sakat bir sözdür

O kimse zakkum ağacının gölgesinde olduğu halde Allah’ı görmek ister mi? Eğer o ağacın gölgesi varsa! Allah, cennetinde, orada ve cennetin sürekli gölgesinde yürüyen mü’min kullarına tecelli eder.

Yüce Allah’ın şu buyruğunu bir düşünelim: Allah mümin erkeklere ve mümin kadinlara, içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetti. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür.İşte büyük kurtuluş da budur. (Tevbe: 72) ilâhi lütuf, her nimetin üzerindedir ve her lezzetten daha üstündür. Fakat biz, hikmetli Sâri’nin ibarelerini edepsizce reddetmekteyiz.

Alimlerimiz, ahiret sevabının ve cezasının maddi ve ruhâni olduğu üzerinde icmâ etmişlerdir. Bunu destekleyen birçok âyet ve hadisler vardır.

Bazı insanlar, kendilerine ve durumlarına bakıp sonra insanların işlerinde kapalı genel hüküm verdikleri için yanılabilirler. Oysa bu gerekmez.

Biz lsa ve Yahya (as)’nin evlenmediklerini biliyoruz. Fakat her iki peygamber de evlenmeye savaş açmadılar ve yabani ruhbanlık yolunu seçmediler çünkü onlar, yaşamı tahrip için gönderilmediler. Onlarin evlenmemeleri, sadece kendilerine özgü özel şartlardan ötürüdür.

Ibni Teymiye bekar olarak yaşamıştır. Aynı şekilde Cemaleddin Afgani de öyle yaşamıştır Her biri de bekarlığa davet etmeyi yeğlememişlerdir.

Gıdalarında yerden bitenlerle yetinen vejeteryanlar vardır. Ben onlardan biri olan Allame Ferid Vecdi’yi biliyorum. Varsın bu onun tabiatı olsun! Çünkü et yemek, dinsel bir yükümlülük değildir. Ancak biz, bunu dinleştirme temayülünde olan bu tabiati kabul etmeyiz. Ebu’I A’la Maarri, şöyle diyerek bu saçmalığı işlemiştir:

Din ve akıl hastalığına koştum evet böyle yaptim; doğru işller yapanlar bileyim diye!

Hayvanların ve kuşların etlerini ve hatta arı balını yasaklayan kasidesine devam etmiştir. Ben başkasının olsun diye ona dokunmadım.

Bugün bir kısım edebiyatçıl dilinde, Cennet’in”sebze pazarı” olmadiğına dair buna benzer sözler dolaşmaktadır! Onlar bununla maddi cezayı inkâr etmekte ve onun durumunu hafife almaktadırlar.

Bizim geçmiş ve yakın tarihimizde insanlar bu düşüncenin etkisinde kalmış ve düşmanıyla hareket etmiştir. Bu büyük bir cehalettir! Enes b. Nadr, Uhudda yenilenlerin durumunu kabul etmeyip tek başına müşriklerle savaşmaya yönelince ve bedeninde kılıç yaraları oluşunca Rabbini ve O’nun vadolunan cezasını görüyor ve: “Ben Uhud’un arkasından cennet kokusunu aliyorum.” diye haylırıyordu!

Bu koca mü’min, hayalci bir adam mıdır? O’nun hakkında alemlerin Rabbi şöyle buyurmuştur:

“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler vardır.İşte onlardan kimi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir Kimi de (şehitliği) beklemektedir…” (Ahzab: 23)

İslam sancağını elinde saklayan Caferi Tayyar, ancak kolu yittikten sonra sancağı düşürmüş, bu paha biçilmez sancağı taşımak için bir başka yiğit koşup eline almıştir.

O şehâdet şerbetini içerken şöyle diyordu: “Cennet veya ona yaklaşıp onun pak soğuk suyundan içmek ne kadar da hoş!”

Cennet gölgesinde rahatı yeğleyen adam, baıişlarını ve fıtratlarını bozan kimselerin sandıklan gibi hayal veya fikir yoksunu olabilir mi?

Allah’ın Kitabı’ndan ve Resulü’nün sünnetinden soyutlanarak islam hakkında konuşan dindar ve öğrenen kesimlerin susmaları kendileri için daha hayırlıdır.

Yakıcı cehennem ve yeşil cennetle alay ederek ve İslam’ın açıkladığm maddi cezaları hafife alarak Hristiyanlığı anlatan bazı papazları okudum. Bu insanlar, yerleşik fikirlerden ve vahiyy’den kopuk felsefelerden etkilenmişlerdir. Bir bakalim, onlar insanliga bu sözden daha hayırlı ne sunmuşlardır?

Onlar çağdaş medeniyeti yükseltmiş ve yoğunluğunu hafifletmişler midir? Halk ve elit insanlari şehvetlerine engel olan ruhânilere dönüştürmüş ve göklerde süzülmüşler midir? Onlar insanliğin psikolojik tedavilerinde yanılmış ve içinde dönüp açacak olan anahtarı bilememişlerdir. Saçmalıklarla kabaran ölçüler, akıl sahiplerini dine girmekten ve onun miraslarina saygı duymaktan engelleyerek insanlarin akıllarına ve kalplerine yerleşirler.

Madde ve ruhtan oluşan insan ancak maddesini ve ruhunu kabul eden öğretilerle kurtulur. Bütün peygamberler bu öğretilerin sancağını taşımış ve bu peygamberlerden biri olan Musa,kavmini bahane göstererek

Allah a şöyle yalvarmıştır:”Sen bizim velimizsin,bizi bağışla ve bize acı.Sen bağışlayanların en iyisisin! Bize bu dünyada da yilik yaz, ahirette şüphesiz biz sana döndük.” (Araf: 155-156) Musa’dan önce İbrahim de Rabbine şöyle diyerek yalvarmıştı: “Rabbim, bana hikmet ver ve beni iyiler arasina kat Bana sonra geleceler içinde, iyilikle anılmayı nasip eyle! Beni Naim cennetlerinin varislerinden kıl. Babam’ da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et) çünkü o sapıklardandır. (Insanlaın) dirilecekleri gün, beni mahcup etme, O gün, ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah’a kalbi selim ile gelenler (o günde fayda bulur). (o gün) cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır.Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir. (Şuara: 83-91)

Bu sürede, cennet ehli iki kisma ayrılmaktadır: Birincisi: Hayırda yarışanlardır.

İkincisi ise: İyilikleri yeğledikleri ölçüde kurtulanlar. Geri kalanlar da solun adamlaridırlar. Bazı müfessirler, Yüce Allah’ın şu buyruğunda zikredilenin sadece bu sınıf olduğu noktasında yanılmışlardır Onlardan (insanlardan) kimi kendine zulmeder, kimi ortadadir kimi de Allah’n izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır “(Fatur: 32)

Vakia Sûresi, mü’miniyle kâfiriyle bütün insanlardan söz etmektedir. Ama bu yanlış anlaşılan âyet, özellikle Müslümanlardan söz etmektedir. Ayetin baş tarafi buna işâret etmektedir: “Sonra Kitab’ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendine zulmeder kimi ortadadir, kimi de hayırlarda öne geçmek için yarışır”(Fâtir: 32)

Vakia Sûresi, yarışanları şöyle nitelemiştir:

  • “(Onlarin) çoğu önceki ümmetler (sülletün mine’levvelin)den, birazı da sonrakiler (qalilun mine’lâhirin)dendirler.” (Vakia: 13-14)

Bazıları, yette geçen “sülletün mine’levvelin den risaletleriyle Muhammed’i geçen peygamberlerin, “qalilun mine lahirin”deni Müslümanlarin kasdedildiği görüşündedirler. Onlar, geçmiş peygamberlerin ve milletlerin çokluğundan ötürü bunun doğal olduğunu sanıyorlar.

Bize göre, burada nitelenen sadece Muhammed ümmetidir. Ayette geçen”sülletün mine levvelin”, dini ilim ve amelleriyle yeryüzüne yayan Selefi Salih’tir.”Qa lilun mine’lahirin ise, dönüşümlü güçler ve sancılı düşmanlıklar ortasinda takvalarında garip olanlardır.

Geçmiş peygamberlere gelince, onların risâletleri geçici ve sınırlıdır. Birkaç çağda ve belli şehirlerde tamamlanmıştır.

Biz Tevratı’na inanan Musa ve İncili” ne inanan İsa yanlılarına saygılıyız. Uzun asırlardır nerede onlar? Onlar ve onların yol göstericileri kayboldular. Onlar yerlerini gökle bağı olmayan kimselere bıraktılar.

Biz yarışanların veya kazanma özellikleri olanların, Yüce Allah’a yaklaşma ya da büyük lütuf olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden şöyle denmiştir:

  • (Hayırda) önde olanlar, (ecirde) öndedirler. Işte bunlar Naim cennetlerinde, (Allah’a) en yakın olanlardır.” (Wakia: 10-12)

Mutlu yerlerde yaşayan bu insanlarin halini bir düşünelim.

Onların dünyada tanıdıkları gaybe iman, şehâdet eden imanın en bariz olanıdır! Onlar boş zamanlarda teorik olarak kabullendikleri Allah’ın yüceliğini bugünlerde yakinen görmektedirler! Bu yüzden Allah’ı çok övüyor, O’na şükredi yor ve hamd ediyorlar! Bu kesintisiz zikir, herhangi bir çaba usanma ve bıkkınlık olmadan tamamlanmakta, hattâ bu yaşamda bizlerden sadır olan kirlenme ve paklanma olduğu sürece devam etmektedir!

Ayette şöyle geçmektedir “Onlarin oradaki duası: Alahrm, seni noksan sufatlardan tenzih ederiz (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkları söyledikleri ise “selam’dir. Onlarin dualarının sonu da şudur: Hamd alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur (Yunus’10)”

Onlar, herhangi bir külfe tolmaksızın tesbihe devam etme hususunda meleklere katılıyorlar: “Onlar bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah’ı) tesbih ederler”(Enblya: 20)

İnsanlar içinde dünyada Kur’an’ı uygular ve O’nu korumak, yaşamak ve tebliğ etmek için yaşarsa hadisi şerif’te belirtildiği üzere ona şöyle denir “Kur’ân okuyana, kiyamet gününde tıpkı dünyada okuduğun gibi makam üzere uyanık bir şekilde oku, denilir.” Evet bu beceri ve o önderlikle saygın pak sayfalarla beraber zaman geçirmiştir.

Cennetlikler, sürekli iyiliklerin tekrarlandığı lezzetleri içinde yaşar, sevgi ve arzuyu tatmak isterler. Adeta sürekli ve iyilik üzere kalma özelliğine sahiptirler. Çünkü bunlar yokluğu yenmişlerdir. şu, subhanallah, elhamdulillah, lailahe illallah, Allahü ekber sloganları nasıl yok olabilirler?

Müminin davranış ilkeleri dünyadadır. Sonra ahirette cennet ehlinden olacaktır.

Diğerleri ne yapmıştır? Bolluk içinde yokluk yaşamışlardır.

Ağaçlarin, tembellerin yolunda engel, gayretkeşlerin yolunda merdiven olduğu söylenir. Tembeller dönerler, gayretkeşler ise çıkarlar. Bu yüzden orada hazırlanan ceza nitelemesinde yakın dostlara şöyle denir:

  • Yaptıklarına karşılık olarak(verilir) (Vakı’a’24)

Cömert, bir misafir gelince onu en güzel biçimde ağırlar, en iyi şeylerini yedirir. Cennetlikler Allah’a döndükten sonra nerede ağırlanacaklardır? Onlara sunulacak olan şeylerin en hafifi, dünya krallarının bile tadamadıklan şeylerin en pahalısı ve üstünüdür

Biz, cennette gözün hiç görmediği, kulağın hiç duymadığı insanın hiç aklına gelmediği şeylerin olduğunu ve bunlarin yaklaşık isimlerini ve bu isimlerin dünyada çalışanlara teşvik olsun diye örnek olarak verildiklerini ve işin düşündüğümüzün üstünde olduğunu biliyoruz.

Önemli olan, cennet ehli karşılaştıkları nimetlerle birlikte tembel ve atalet ehli değildirler. Onlar zikirden ve şükürden ilham alırlar. Onların Allah’ın kendilerine ikrammyla sevineceklerinde kuşku yoktur. Fakat onlar, bunlardan daha çok gece gündüz Allah’a yaptıkları ibadetlerinden ve gizli açuk yakarışlarından mutlu olurlar.

Cennet nitelemesinde aktarılan bizim aşina olmadığımız bazı kelimeleri açıkliyoruz:

Ayette geçen”essururu’lmevdûne” hoş cevherlerden iş-lenmiş tahtlar demektir:

  • Karşılıklı olarak üzerlerine oturup yaslanırlar.” (Vakia: 16)

Yani yüzleri birbirlerine dönük bir şekilde üzerlerine otururlar:

  • Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır.” (Vakı’a: 17)”

Delikanlılık çağında olan gençler onlara hizmet ederler. Cennette süt, bal, su, içki gibi birçok içecekler olmasına rağmen Allah içkinin sarhoşluluğunu gidermiş ve onu mübah kılmıştır. Bu yüzden baş ağrısı ve bşs döndürmesi yoktur:

  • Bu şaraptan ne başlar ağrıtılır ne de akılları giderilir (Vakı’a’19)”

Ayette geçen”nezifsarhoşlar arasında bilinen hezeyan ve ne dediğini bilmeme anlamına gelmektedir.

Cennetin bariz özelliklerinden biri de huru’layn’dır.

Elhuru’layn: Başka kalıplara girince gençlikleri giden, çirkinleşen ve özelliği kaybolan Adem’in kızlarıdır. Veya cennet ehline kendilerinden faydalanmaları için Allah’ın göz alıcı bir biçimde yarattığı başka genç yaratıklardır. Elhuru’layn’ın bu iki sınıfı içinde barndirdiği, erkeklerin ve kadinlarin bedenlerinde ve şekillerinde büyük bir değişikliğin olacağı bir gerçektir. Bu en mükemmel ve en şerefli bir değişikliktir. Ademoğulları’nin dışkıları olmayacak ve mümin aile özelliği sevgi ve rıza ile onarılacaktır. Ölçü Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “(O yurt) Adn cennetleridir; oraya babalarindan, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlarla beraber girecekler,melekler de her kapıdan onların yanına varacaklardır.(Melekler:) Sabrettiginize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! (derler). “(Rad: 23-24)

Gerçek şu ki; insan bedeninin güzelliği kaybolur, stres ve zorluk karşısında değişir. Nimetler ancak en üstün, en temiz, en güçlü ve en iyi biçimde insan organlarının değişimiyle tamamlanır.

Belki de insanin böyle yaratılması, bu dünyada başımıza gelen bazı imtihanları hissetmesi içindir. Kuranda muttakiler için hazırlanan bütün güzel bedelleri içeren sure yoktur. Ancak her sürede, uygun nimetleri belirten, şevke getirerek okuyanın gönüllerini ve açan portreler ve pasajlar sunulmuştur

Bu sürede hayırda yarışanlar ve sağcılar için hazirlanan nimetlerden bir parça gördük. Bunlar sayıca birinci sınıftan daha fazladırlar:

  • Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir. Birçoğu da sonrakilerdendir.” IVakia: 39-40)”

Onların sevapları sadedinde bazı kelimelerin açıklanması, nimet kategorilerini belirtir. Sidr, küçük meyveli bir ağaçtır. Bol suda biter. Belki de bu, hoşluğunu sahrada gizler. Dokununca kaşındırabilen dikenleri vardır. Ama bunun cennette hiç dikenleri olmayacaktır

Ayette geçen”ettalhu’lmemdud”, birbirine girmiş muzdur. Batılıların ve diğer insanların bildikleri bir meyve olduğu söylenir “Ezzıllu’l-memdud”,’ güneş sıcaklığını geçirmeyen gölgedir: “Yemişleri ve gölgesi süreklidir İşte bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur. (Rad: 35) “Elmau’lmeskub”, cennette saraylar altından akan veya yukarı doğru fişkıran sudur.

Topraktaki mevsimlik meyveler bazı aylar ortaya çıkar, geri kalan aylarda ise gizlenir. Cennet meyveleri tükenmeyen ve yasaklanmayan (Vakia: 33)” olarak nitelenmiştir.

Soylu Arap kadınları kendilerine yönelen kocalarından hoşlanırlar. İster yeni şekillenmelerinden sonraki dünya kadınları olsunlar ister cennetlikler için özel yaratılan hüriler olsunlar, bunlar yaşça birbirlerine yakındırlar. Bu anlam Yüce Allah’ın şu buyruğunda ifade edilmektedir:

  • Hep yaşıt bakireler; sağın adamları için (Vakia: 37-38)”

Sözün tamamı, gördüğümüz kadarıyla, Muhammed (s.a.v) ümmetinden olanlaradır. Önde gidenler, çağdaşlardan çok azdır. Fakat onlar sayıca kabarktırlar. Bunun dışındaki yorumlar da câizdir.

Sonra bağlam “ashabu’l-meş eme” ye veya”ashabu’ş şimal”‘e (solculara) taşınmaktadır. Bunlar Resûl’e eziyet eden, tamamen dinden dönen dünya yaşamına razı olan, ahireti hafife alan ve dünyalarında hedeflerinden başkasını tanımayan yalancılar, günahkârlar ve mülhidlerin genelidirler.

Azap nitelemesinde:

“Semum (içlerine işleyen bir ateş) ve hamim (kaynar su) içinde (Vakia: 42″) kavramları kullanılmıştır. Bu, sıcağıyla kavuran rüzgârdır. Ayette ezasının aşırılığından ötürü”semum” olarak isimlendirilmiştir. “Hamim ise kaynar sicak su demektir.

  • Kara dumandan bir gölge altında (Vakia: 43)”

Gölgesinin bir değeri olmayan yoğun bir duman altında. Bu yüzden başka bir yerde şöyle denmiştir “Üç kola ayrılmış,, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin (Mürselât: 30-31)” Ayette geçen kömürdür.

Solcular bu azâpı neden hak etmişlerdir? Çünkü onlar dünyada ondan salih amelle korunmadılar. Asla ona inanmadılar. Onların yeryüzündeki yaşantıları dünya lezzetlerinden yararlanmak ve ister olsun, ister olmasın Onların peşinde koşuşturmaktır.

Şüphesiz yüce Allah kafirin dünyadaki yaşamını dünyaya hasrederek şu şekilde nitelemiştir : “Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal mülk sebebiyle) şımarmıştı.O hiçbir zaman dönmeyeceğini sanmıştı .Rabbine kavuşmayacağını sanıyordu.Oysa gerçekten Rabbi onu görmekte idi (İnşikak’13-15)”

Kafirler, hayatlarını yeniden dirilmeme üzerine inşa etmektedirler. Bu düşünce neredeyse bütün dünyayı sarmıştır. Bu, kötülüğünü hissetmeksizin veya onu işlemekten pişmanlik duymaksızın günahlara batmanın esasını oluşturur.

Bu, Kur’an-ı Kerim’in şu âyetlerinde kastedilen büyük bir rezalet yani açik bir suçtur:

  • Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahate dalmışlardı. Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı. Ve diyorlardı ki: ‘Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz Önceki atalarımız da mı?’ De ki: “Hem öncekiler hem de sonrakiler, belli bir gün için buluşma vaktinde mutlaka toplanacaklardır (Vakia: 45-51)”

Söz dönüp dolaşıp yeniden inkarcıların karşılaşacakları azabı niteliyor:

  • Sonra siz ey sapıklar, yalancılar! Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz (Vakia:51-52)”

Ayette geçen zakkum pis, acı bir yiyecektir. Ondan Allah’a sığınırız. İnsan ondan yediğinde su içme ihtiyacı hisseder ve kaynamış sudan başkasını bulamaz: “Bağrsaklarını parça parça edecek kaynar sudan içirilen (Muhammed: 15)” Onun aşırı etkisine rağmen kişi ondan yediğinde susuzluğunu gidermek için daha fazla su içmeyi arzular. Ki onun bu hali ateşli bir hastalığa yakalanan yük devesinin suya olan arzusuna benzer.

Cehennem ehli, karınlarını zakkumla doldurup ardından ateşli bir devenin su arayışıyla nitelenmiş, fakat ne mümkün:

  • İşte ceza gününde onların ağırlanışı bu(şekilde olacak) tır(vaka: 56)

Sevap ve ceza şekillerinin tamamı teyvik, uyarı ve güzel ahlakı desteklemek içindir. Özellikle bilim, sanat, korkunç iletişim ve insanları ahirete karşı bilgisiz ve duyarsız bir girişiminin yaygın olduğu bu çağda kaçınılmazdır.

Sadece teşvik ve uyan hislerini uyandırmak yeterli değildir. Bununla birlikte düşünmesi, doğrulaması ve lâyıkıyla hareket etmesi için insan aklını uyarmak gerekir.

Vakia Suresi’nde geçen 4. delil yeniden dirilmenin hak olduğu üzerinedir. Bunu Yüce Allah’ın şu buyruğunda görmekteyiz :

  • Ya içtiğiniz suya ne dersiniz? Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi? (Vakia: 68-70)”

Su, hayatın aslı ve devamlılığının esasıdır. Bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Her canlu şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmayorlar mu?” (Enbiyâ: 30) Yerkürenin beşte dördü sularla kaplıdır. Bu üzerinde derince düşünülmesi gereken bir fonksiyona sahiptir. Rüzgâr örneğin topraklaraımızı ve hayvanlarımızı sulasın diye bulutları Hind Okyanusu’ndan sürükler, sonra kullanılmış su mecrasına akıp gider, azalıp eksilmeksizin rolünü tamamlayarak ve başka bir rol oynayarak denizlere ve okyanuslara katılmak için bilmediğimiz yollar edinir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Gökten belli bir ölçü ve miktarda su indirdik ve onu yerde durdurduk. Biz onu gidermeye de kadiriz (Müminun: 18)”

Evet onu var eden yok etmeye de kadirdir.

  • Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi? (Vakia: 70)

Sadece Yüce irade, varlıkla yokluğun kaynağıdır. Su bu dünyadaki ve öldükten sonraki hayatın doğal aracı olup bu mutlak iradenin itaatkâr unsurudur. Sünnette geçtiğine göre, Allah, adeta serpiştirerek yağmur yağdırır. Bundan insanların bedenleri yeşerir.” Insanlar kabirlerinde yok olurlar.

Tatlı su, havada oluşur. Fizikçilerin kendisinden söz ettikleri elektrik etkileşimleri arasına sadece Yüce Allah hakim olur

  • 5. Delil = “Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi, onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık (Vakı’a’71-73)

Bu delil bana göre, modern bir bilimi ortaya çıkarmaktadır. Biz solunum yaparken oksijen aıir, karbondioksit veririz. Bitkiler ise bunun tam aksini yaparlar. Bitkilerin solunumunda karbon alıp oksijen verirler. Karbon, kömür demektir. Yeşilin ateş depolaması ve yaşam parıltisinin yanıp kül olmak için bir perde olmasi ilginçtir. Ağaçların, kök dallarinda ve yeşil yapraklarinda kurumasi ve ateşin yaktığı odun haline gelmesi çok çabuk olur!

Biz ölümü yaşam aralıklarında işte böyle görürüz.

Maddenin özellikleri, ister sade ister bileşik olsun araştırma ve istifade etme konumunu sürdürür. Kimyasal bileşik, kendisini oluşturan ayrıntıların zıt niteliklerini ortaya koyabilir. Örneğin içtiğimiz su, bizi suya kandırır ve susuzluğumuzu giderir. Bize göre, suyun birbirlerinden oluşan her iki unsuru da birbirlerinin yanmasını daha da yakınlaştırır.

Biz bahçelerde ve bağlarda ortaya çıkan ve parlayan âyetler görürüz. Bir an içinde yanıp kül olduktan sonra hiçbir şey görmeyiz. Zıt olan şeyler işte böyle birbirini takip etmekte ve ilâhi kudrete ne kadar da yaklaştırmaktadır: “Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Diledigine sayısız rızık verirsin. (Ali imran: 27)

Keresteler ve toprağa dönüşen odunlar, nasıl ki yediğimiz bitkiler bedenlerimizde canlı hücrelere dönüştüyse bunlar da çesitli bitkiler için yeniden gübreye dönüşmektedir.

Bütün insanlığın önünde iki randevu olduğu bir gerçetir: Bunlardan biri, yakın, hemen olacak olan ve diğeri ise ilerde gecikmeli olarak, olacak olandır, insanlar, gelmesi uzun sürmeyen ölümle karşılaşmakta ve herkes onu tatmaktadır Ardından günler geçse de mutlaka olacak olan kıyametle karşılaşacaktır: “Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanı takdir eden ancak Odur Bir de onun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâlâ şüphe ediyorsunuz.” (Enam-2) ” Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin, Allah asla sözünden dönmez. (Ali Imran: 9)

Kıyameti anmayı bilerek tekrar etme, aklı kıt olanların anladiklari gibi ne medeniyetler için bir tehdit ne de insanlık uygarlığını durdurmak içindir. Bu olsa olsa aldanmayı ve kusur hedefleri ortadan kaldırmak içindir.

İnsanların kıyamet gününü anmaya kesin ihtiyaçları vardir. Çünkü bu anma, onların kötü huylarını giderecek ve hırslarını engelleyecektir. Normal akıl, bugünün gerçek olduğunu bildiği zaman azı çoğa, faniyi baki olana tercih etmez. Çağdaş medeniyetin yaptığı gibi ahiret cezasından vazgeçmez

Modem bilim, bazı maddenin sırlarını ve tabiat güçlerini ortaya çıkarabilir. Bu neye delâlet eder ve avantajı nedir? Bu olay, ne yeryüzündeki varlık hikmetini ne de Kur’ani Kerim’in şu sözlerle özetlediği yaşam mesajını ortadan kaldırabilir: “Hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır (Mülk: 2)

Bir de insanın maddi ve edebi imkânları genişlediği oranda ilâhi sınama alanları genişlemekte ve derinleşmektedir.

Vakia Suresi, yaratıkları önüne katan bir meydan okuma çeşididir: Insan kesin olan cezadan kurtulabilir mi? İnsanlar, istedikleri kadar birbirlerine yardım etsinler, kendilerinden ölümü savabilir ve ondan kurtulabilirler mi?

  • Hele can boğaza dayandığı zaman. o vakit siz bakar durursunuz. (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz. Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz, onu geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz (Vakı’a  83-87)”

Kendisi için belirlenen süre tamamlandıktan sonra insan dünyaya dönmeyecektir. Bununla beraber insanlar, ahirete hazırlıklarına göre gruplara ve bölüklere ayrılacaklar Kazandıkları derecelere göre dağıtım yapılacaklardır.

  • Fakat (ölen kişi Allah’a) yakın olanlardan ise, Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır (Vakia: 88-89)
  • Eğer o sağdakilerden ise,ey sağdaki ! Sana selam olsun (Vakı’a’90-91)”

Bu, yaşam mücadelesinde başarıp kurtulanları meleklerin selamlaması ve Allah’a kavuştukları gün sevinçli ve mutlu olmaları için onları karşılamalarıdır.

  • Ama yalanci sapıklardan ise, İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır! Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.” (Vakia: 92-94)

Bunlar, solcular ve kötü gidişatli olanlardır.

Böylece sürenin sonu baş tarafını tasdik etmekte ve özetlemektedir. İnsanlar bu yöne doğru yönelişlerini anlamışlar mıdır? lster anlasınlar isterse anlamasınlar. Gerçek değişmeyecektir:

  • şüphesiz ki bu, kesin gerçektir. Öyle ise ulu Rabbinin adını tenzih ile an.” (Vakia: 95-96)


Kaynak = Muhammed Gazali / Kur’an’ın Konulu Tefsiri / bkz: 703-725

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.