Uyarı Mı Hoşgörü Mü

Toplum halinde yaşayan insanlar,mesken,iş,seyahat,alışveriş,eğitim-öğretim,cami,park,cadde ve sokakların kullanımı gibi pek çok nedenlerle sosyal ilişkiler halindedir.Fert ve toplumun güven ve huzuru için sosyal ilişkilerin bir düzen ve disiplin içerisinde olması,karşılıklı haklara saygı gösterilmesi gerekir.Aksi takdirde hakların ihlali,terör,şiddet,anarşi ve kargaşa,canimal ve namusun korunmasında zafiyet,huzursuzluk ve güvensizlik olur,neticede fert,aile ve toplum hayatında kargaşa meydana gelir.

İnsanın iyilik,güzellik ve hayra yeteneği olduğu gibi,çirkinlik ve şerre de yeteneği vardır.Çünkü genel olarak insan azgın,hırslı,cimri,sabırsız,nankör,şımarık,tartışmacı ve zalimdir.Zayıf yaratılmıştır,zafiyeti; şehvetine düşkün,öfkesine mahkum,ibadetlerin meşakkatlerine dayanıksız,sebatsız,nefsinin arzularına ve dünya lezzetlerine karşı koymada aciz oluşudur.Nefsi ve şeytan düşmanıdır,onu daima kötülüğe teşvik eder ve Allah ile irtibatını kesmeye çalışır.Bu sebeple insan,felakete sürükleyen şehevi arzularına uyup inkar,isyan,zulüm,haram ve kötülüklere dalabilir.Bu itibarla onu şehvet,şeytan,inkar,isyan,zulüm ve gafletten uzaklaştırıp;iman,ibadet,itaat ve takvaya yöneltecek rehvere,uyarıcı ve öğüt vericiye ihtiyacı vardır.Bu nedenle olmalı ki yüce Allah,kullarına marufu emretmek ve münkeri yasaklamak suretiyle bizzat kendisi öğüt verdiği gibi,peygamberlerini de öğüt vermeleri için göndermiştir.

Yüce Allah müminlerin de uyarıcı ve öğüt verici olmasını istemektedir.Bu husus Kur’an’da pek çok ayette açıkça ifade edilmektedir.Konu ile ilgili ayetlerden biri Al’i İmran Süresinin 104. ayetidir.;

  • ‘Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir’

‘Vel-tekün minküm’ cümlesindeki ‘min’ edatının ‘beyaniyye’ olması halinde ayetin anlamı böyle olur.Eğer ‘min’ edatı ‘ba’zıyye’ olursa ayetin anlamı ‘İçinizden hayra çağıran,marufu emreden ve münkeri men eden bir grup/cemaat bulunsun.İşte kurtuluşa erenler ancak onlardır’ şeklinde olur.

‘Ümmet’ kelimesi,çeşitli grupları bir araya getiren,kendisine uyulan toplum/cemaat

  • Davet ; Çağrı,duyuru,tebliğ
  • Hayr ; Fert ve topluma yararı dokunan her türlü iyilik,güzelik ve nimet,İslam ve hükümleri
  • Maruf ; Aklın ve dinin iyi ve güzel,hoş ve yararlı gördüğü,söz,eylem ve davranışlar.
  • Münker ; Allah ve peygamberin yapılmasını yasakladığı ve akl-ı selimin çirkin,kötü ve zararlı gördüğü söz,eylem ve davranışlar anlamına gelir.

Ayet ; İslam toplumunda her türlü iyilik ve güzelliğin,hayır ve nimetin yaygınlaşmasını ; kötülük ve çirkinliğin,zulüm ve haramların işlenmemesini,şer ve zararlı davranışların önlenmesini ifade etmektedir.Bu görevi kim yerine getirecektir ? Müslüman toplumun her bir ferdi mi,yoksa bir grubu mu? Bu ayetteki ‘min’ edatına verilecek anlama göre farklı olacaktır.Türkçe Kur’an’ın meallerinde genellikle ikinci anlam tercih edilmiştir.

Eğer ayetin anlamı ikinci şekilde olursa dini tebliğ etme ve anlatma,haramları ve kötülükleri önleme görevi,Müslüman toplumun tamamına ait değil,bu konuda uzmanlaşmış bir gruba aittir.Bu yoruma göre ümmet kelimesi ayette ‘topluma önderlik edecek olan grup’ anlamına gelir.Yüce Allah Müslümanların içinde onlara önderlik edecek,birlik ve beraberliklerini sağlayacak,onlara marufu emredecek,onları münkerden sakındıracak,İnsanları İslam’a çağıracak bir cemaatin / kurumun bulunmasını istemektedir.Bu yoruma tevbe süresinin;

‘Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar (Tevbe’122)’ anlamındaki ayeti delalet eder.Bu anlama göre marufu emretmek ve münkerden men etmek farz-ı kifaye’dir.Toplumdan bir grup / kurum bu görevi yaparsa cenaaze namazı gibi diğer Müslümanlar sorumlu olmaz.Bu yorumu savunanlar,herkesin marufu emir ve münkeri men görevini yerine getiremeyeceğini bir görevi yapacak kişilerin özel eğitilmesi gerektiğini,bu eğitimi alamayanlar iyiliği ve kötülüğü anlatma görevini hakkıyla yerine getiremeyeceğini ileri sürerler.

Eğer ayetin anlamı birinci şekilde olursa dini tebliğ etme ve anlatma,haramları ve kötülükleri önleme görevi,Müslüman toplumun tamamına aittir,bu konuda her fert sorumludur.Kur’an ve Sünnetin geneli ayetin bu şekildeki yorumunu teyit etmektedir.Aynı sürenin 110. ayetinde;

  • ‘Siz,insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz,marufu emreder,münkerden men eder ve Allah’a iman edersiniz’. Nahl süresinin 125. ayetinde;
  • ‘Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!’ buyrulmakta ve bu görev,İslam toplumunun tamamına verilmektedir.

‘O tövbe edenler, o ibadet edenler, o hamd edenler, Allah’ın rızası için sefer edenler, o rükû edenler, o secdeye kapananlar, iyilikleri yayanlar, kötülükleri önleyenler ve Allah’ın hudutlarını bekleyip koruyanlar yok mu? İşte o müminleri müjdele (Tevbe’112)’ anlamındaki ayet,marufu emretmeyi ve münkerden men etmeyi teşvik etmekte ve Tevbe süresinin 71. ayetinde müminler,kadın erkek ayırımı yapılmadan

  • ‘Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır,marufu emreder ve münkeri men ederler’ şeklinde tanımlanmaktadır.Peygamberimiz (s.a.v);

‘(Ey müminler!) Sizden kim bir münkeri (İslam’ın hoş görmediği söz,fiil ve davranışları,bir haramın işlenişini) görürse,hemen onu eli ile değiştirsin,(eliyle değiştirmeye) gücü yetmezse dili ile değiştirsin,(dili ile değiştirmeye) gücü yetmezse kalbi ile (kötülüğü tasvip etmesin,onu protesto etsin).Bu son durum imanın (gerektirdiği emellerin) en zayıf olanıdır.

  • Sonuç olarak;

Yüce Allah Al’i İmran süresinin 104. ayetinde müminlerin;insanları hayra çağıran,marufu emreden ve münkerden men eden kimseler olmasını emretmektedir.Bu emre uyarak mümin,kendisi insanları hayra çağırdığı,marufu işlediği,münkerden sakındığı,kimseye zulmetmediği gibi başkalarının da marufu işlemelerini,münkerden sakınmalarını,kimseye zulmetmemelerini ister,bu konuda elinden geleni yapar,ilgili ve yetkililere yardımcı olur,zulme seyici kalmaz.İslam’ı öğrenir,öğrendiklerini usülü dairesinde başkalarına en azından aile fertlerine ve yakınlarına anlatır,kendisi İslam’ın emir ve yasaklarına uyar,bu emir ve yasaklara başkalarının da uymalarını ister.

İslami anlayışta ‘bana ne,bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ anlayışı yoktur.Müslüman vurdumduymaz,ilgisiz ve bencil olamaz.Mümin,kendisi için sevip arzu ettiği şeyi diğer insanlar içinde sevip arzu eder.Toplumda hırsızlık,gasp,fuhuş,kumar,edepsizlik,haksızlık,hile,yalancılık,çevre kirliliği,saygısızlık ve benzeri kötülükler karşısında Müslüman duyarsız kalamaz,yerine ve usulüne göre uyarıcı olur.Toplumu saran ve ahlakı kemiren kötülüklere hoşgörü diye duyarsız kalamaz.



Kaynak = İsmail Karagöz / Kur’an’dan Öğütler / bkz:303…308.

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.