Kuran Yurdu

Ümitvar Olmak

    Reca (ümit),Allah’ın fazlına, atasına, ihsanına , keremine, rahmetine ve lütfuna bel bağlamak anlamına gelir. Yeis (ümitsizlik) halinin zıttıdır. Ümit, ileride meydana gelecek olan, arzu edilen bir şeye karşı kalbin duyduğu ilgidir. Korku gelecekle ilgili olduğu gibi,ümit de gelecekte vukuu umulan şeyle ilgilidir. Kalbin hayatı ümitle sürer, yani gönül ümitle yaşar. Ümit ihsanı bol olan Allah’ın cömertliğine güvenmektir. O, Rahmet olarak gönderdiği Peygamberinin diliyle bize bu cömertliğini şöyle bildiriyor:

    Kulum! Bana ibadet ettiğin, benden ümitvar olduğun ve bana ortak koşmadığın sürece işlediğin hata ve günahları affederim. Bana yer dolusu hata ve günahla gelsen, seni o büyüklükle af ile karşılarım, mağfiret ederim ve (günahının büyüklüğüne) aldırmam

    Allah (c.c) müminin hayatında ümitsizliğe yer olmadığını şöyle beyan ediyor: ‘Sana gerçeği müjdeledik, ümitsizlerden olma‘ dediler. O da : Sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümit keser ki? dedi (Hicr 55-56) .De ki : Ey günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, gafur ve rahimdir (çok affedicidir,merhamet ve ihsanı fazladır) (Zümer 53) .O’dur ki, insanlar ümitlerini kestikten sonra yağmur indirir, rahmetini her tarafa yayar. O, gerçek dost ve koruyucudur, bütün övgülere layıktır (Şura 28).

    Allah’ın rahmet ve merhamet sahibi olması, mümindeki ümidin en temel kaynağıdır. Kur’an da besmele 114 yerde zikredilmektedir. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla denmektedir. Bundan başka Kur’an, ümitsiz olmayı insanın kendisine karşı bir zülum olarak değerlendirir. Elbette insanda yalnızca ümit duygusu yoktur. Onda korku ve ümitsizlik duygusu da vardır ve çok defa insan ümitsizliğin gırdabına kapılmaktadır. Oysaki ümitsizlik iman adına korkunç bir şeydir. Öyleyse insanın bunun gibi ruhi, kalbi ve akli gırdaplara kapılmaması için, öncelikle sağlam bir inanca, teslimiyet ve tevekküle sahip olması gerekmektedir.

    Sağlam akide, teslim ve tevekkül,mümindeki ümit ve ümitsizlik duygularını dengelemekte ve sağlam bir zemine yerleştirmektedir.

    Ümit, insanın kendi ruhunu keşfetmesi ve ondaki iktidarı sezmesinden ibarettir. Bu sezişle insan, kainatlar ötesi Kudret-i Sonsuz’la münasebete geçer ve onunla her şeye yetebilecek bir güç ve kuvvete ulaşır. Bu sayede, zerre güneş; damla derya; bütün ve ruh kainatın bir soluğu haline gelir.

    Adem Nebi (a.s), semasının karardığı, azminin kırıldığı ve canının dudağına geldiği bir devrede, ümitle silkindi. ‘Nefsime zulmettim (A’raf 23)’ dedi ve dirildi. Şeytan ise, gönlünden akıttığı ümitsizlik, kan ve irini içinde bocaladı durdu ve nihayet boğuldu

    Her gönül eri ümitten bir meş’ale ile yola çıkmış, bununla tufanları göğüslemiş, fırtınalarla fençeleşmiş ve dalgalarla boğuşmuştur. Kimisinde ümit bir Cudi tomurcuğu, kimisinde İrem bağları, kimisinde de Medineleşen bir Yesrib haline gelmiştir. Bu vadide her ümit kahramanı, aynı zamanda Hakk katının azizi,halkın da bayrağı olmuştur.

    Ümit ve azimle coşan bir Berberi köle, Herkül sütunlarına yeni bir nam getirmiş ve deniz aşırı ülkelerin efsanevi kahramanı olmuştur, ümitle yardımlaşan genç bir serdar, çağlarla oynamış ve beşer tarihinde pek az insanın elde edebileceği yüceliklere erişmiştir. Bir de, her şeyin bittiği, milletin belinin büküldüğü, gururunun kırıldığı devrede, iman ve ümidini dasitani bir hal alması vardır ki; inancın derecesine göre,onu elde eden, kainata meydan okuyabilir; elli bin defa çarkı, düzeni bozulsa sarsılmadan yoluna devam eder; yoklukta,varlık cilvesi gösterip, ölü ruhlara can olur.

    Ümit etmekle uzun yollar aşılır, ümitle kandan irinden deryalar geçilir ve ancak ümitle dirliğe ve düzene erilir. Ümit dünyasında mağlup olanlar, pratikte de yenilmiş sayılırlar. Ne yiğitçe ve çalımla yola çıkanlar vardır ki, iman ve ümit zaafından ötürü, yarı yolda kalmışlardır. Küçük bir zelzele, gelip geçici bir fırtına, akıp giden bir sel, onların azim ve iradelerini de beraber alıp götürmüştür. Ya kendilerine ümitle bağlanılıp sonradan onlarla beraber yeis bataklığına düşüp boğulanların hali, o hepten yürekler acısıdır.

    Solmayan renge, sönmeyen ışığa, batmayan güneşe bilbeste olan ruhtur ki; gecesi sabah aydınlığında, gündüzü cennet bahçeleri gibi rengarenktir. Böylelerinin, karanlık bilmeyen ufuklarında güneşler kol gezer ve değişen mevsimler, farklı manzaraların büyüleyici meşherleri gibi birbirini takip eder durur. Veyahut her biri bir ulu ağaç gibi, semaya doğru ser çekmiş ve kök kök üstüne zeminin derinliklerine inmiştir ki; ne karın, dolunun şiddeti, ne de tipinin, boranın yakıp kavuruculuğu onları müteessir eder. Sonsuza bağlanmış ve ümitle dolu bu gönüller, bahar demez, yaz demez , hazan demez, kış demez, kucak kucak meyvelerle gelir ve o görkemli kametten bekleneni yerine getirirler.

    Bizler topyekün bir insanlık olarak, dayanıp darılmayan, azmedip yılmayan ve hele ümitsizliğe asla kapılmayan yol göstericilere; ekmek kadar, su kadar, hava kadar muhtacız. Hevesle yola çıkıp hevalarına göre aradıklarını bulamayınca ya ümitsizliğe düşmüş veya Yaradan’la cedelleşmeye girişmiş olanlara gelince; onlar bizden, biz de onlardan fersah fersah uzağız

    Kaynak : Akademi Araştırma Heyeti / Bir Müslümanın Yol Haritası / bkz: 685-688

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.