Tevhidi Bakış

  • 25 Haziran 2018
  • 47 kez görüntülendi.

Bu açıdan bakan insan Allah’ın yaratma ve hükmetme bakımından tek olduğunu, O’nun istediği şeyin olup istemediğinin olmadığını, hiçbir zerrenin O’nun izni bulunmaksızın hareket etmediğini bilir. Bütün mahlukat O’nun egemenliği altindadır. Bütün kalpler O’nun parmakları arasinda, kudreti dahilindedir, Onu doğrultmak isterse doğrultur, saptırmak isterse saptırır. Kalpler O’nun elindedir. istediği ve dilediği gibi onları değiştirir ve yönetir. Mü’minlere takvâyi veren, hidayete erdirip temizleyen, kötülere kötülüğü ilhâm edip saptıran O’dur. “Allah kime yol gösterirse işte yolu bulan O’dur. Kimi de saptrırsa ziyana uğrayanlar da onlardir.” (A raf, 178) Dilediğini lütuf ve rahmetiyle hidâyete erdirir, dilediğini adalet ve hikmeti ile saptırır. “O yaptığundan sorulmaz, ama onlar sorulurlar.” (Enbiyâ, 23)

ibn Abbas(r.a.) bu konuda şöyle demiştir: “Kadere iman tevhid akidesinin esasıdır. Kim kaderi inkâr ederse tevhid inancını bozmuş, kim kadere iman ederse tevhid inancini doğrulamış ve doğrultmuş olur.”

Bu pencereden bakan kul hem ilim hem de hâl olarak “İyyâke na’budu ve iyake nesta in” Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz) makamina çıkar. Böylece rubûbiyet birliği(tevhid) inancında yerini sağlamlaştırdıktan sonra, uluhiyetin birliği inancına yükselir. Çünkü zarar-yarar, verme-alma, hidâyet-dalâlet, saâdet-sekavet gibi şeylerin yalnız Allah’ın elinde olduğunu, kalpleri çevirip dilediği gibi yönetenin o olduğunu, sadece O’nun muvaffak kilip yardim ettiği kimsenin muvaffak olduğunu ve yalnız O’nun yardım etmediği ve yalniz bıraktığı kimsenin başarısız olduğunu yakinen bilen, kalplerin en doğru ve en sağlam, en kurtulmuş, en latif, en temiz, korkusu en fazla ve en yumuşak olanının yalnız Allah’ı ilâh ve ma’bud edinen kimse olduğunu ilme’l yakin bilen insan, Allah’i her şeyden daha çok sever, her şeyden çok O’ndan korkar, her şeyden da ha çok O’ndan umar. Kalbindeki Allah sevgisi her türlü sevginin önüne geçer ve tıpkı ordunun hükümdarın peşinden hareket etmesi gibi diğer sevgiler onun peşinden gelir. Kalbindeki Allah korkusu ve ümidi (havf ve recâ) da bütün korku ve ümitlerin önüne geçer. Diğer bütün korku ve ümitler onların peşinden gelir Bunlar kalpteki uluhiyet tevhidinin belirtileridir. Bu tevhide kendisinden girilen kapı ise rubûbiyet tevhididir. Yani ulûhiyet tevhidinin kapısı rububiyet tevhididir. Çünkü kalp önce rububiyet tevhidine tutunur, sonra uluhiyet tevhidine yükselir Nitekim Allah (c.c.) Kur’ân’ında kullarını bu tür tevhidden öbürüne yükselmeye davet etmiş, insanların rububiyet tevhidi inancına sahip olduklarını esas alarak, bunu onlara delil getirmiş, bu inançlarını uluhiyet noktasında şirk koşmak sûretiyle bozduklarını haber vermiştir

Bu bakış sahibi insanlar, “Yalnız sana ibadet ederiz” makamına yükselmiş olurlar. Nitekim Cenab-ı Allah, “And olsun ki, onlara kendilerini kim yarattığını sorsan,elbette Allah, derler. O halde(haktan) nasıl çevriliyorlar?” (Zuhruf,87) Yani Allah’tan başka bir Rabb ve yaratıcı olmadığını bildikleri halde, O’ndan başka bir ilâh olmadığından ve sadece O’na ibâdet etmekten nasıl geri kalıyorlar, buyurmuştur. “De ki: Eğer gerçekten biliyorsantz söyleyin bu dünya ve içindekiler kimindir? Cevaben Allah’ındir, diyecekler. De ki: Öyleyse düşünmüyor musunuz?” (Mü’minun, 84-85)

Yani, “Böylece O’nun tek başına dünya ve içindekilerin sahibi, yaratıcısı, Rabb ve hükümdarı olduğunu bildiğinize göre, yine tek başına onların ilâhı ve ma’budu olduğunu, O’ndan başka rableri olmadığı gibi, ondan başka ilâhları da olmadığın bilmiyor musunuz?” buyurmuştur. “Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın sahibi kimdir?” diye sorsan, Allah’tir, diyecekler. Öyleyse korkmuyor musunuz? de “Biliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekütu elinde olan, koruyup kollayan fakat kendisi korunup kollanmayan kimdir? diye sorsan, (Her şeyin yönetimi) Allah’a aittir, diyecekler.

De ki: Öyleyse nasil büyüleniyorsunuz?” (Mü’minûn, 86-89) ve”De ki: Hamd olsun Allah’a ve selâm olsun onun seçtiği kullarna. Allah mi hayirli yoksa ortak koştukları şeyler mi? Gökleri ve yeri kim yarattı? Size gökten(kim) su indirdi de onunla sizin bir ağacını dahi bitiremeyeceğiniz, gönül açan bahçeler bitirdi? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onlar (haktan) sapan bir kavimdir(Neml, 59-65)”

Cenab-ı Allah zikrettiğimiz bu ayetler ve benzerlerinde bu kavimlere bütün bunları kim tek başına yapıyorsa O’nun onların yegane ilahları olduğunu söylüyor. “Eğer O’ndan başka bir Rabb var ve bunlardan birini yapıyorsa ona ibadet edin. Şayet O’ndan başka bunları yapan bir Rabb yoksa nasil O’ndan başka ilâhl ma’bûdlar ediniyorsunuz?” diye delil getiriyor.

Burada delilin tam olması için ayetin “Allah ile beraber başka ilâh mı?” kismini”Allah ile beraber bunları yapan başka bir ilâh mi var?” tarzında takdir etmek daha doğrudur. Bunun cevabı mutlaka “hayır” olacaktır. Soru “O’nunla birlikte, O’nun gibi iş yapan başka bir ilah olmadığına göre O’ndan başka bir ilaha nasıl ibadet ediyorsunuz?” biçimini alacaktır. Böylece Allah(c.c.), “Kendi dilinizle O’ndan başka birinin Rabb olmadığını söylediğiniz gibi ondan başkasınin ilâh olamayacağunu da itiraf etmeniz gerekir.” şeklinde delil getirmektedir.

Allah ile beraber başka bir ilah mı?” ayetinde “bunları yapan” kelimelerini takdir etmeden anlamak ve manalandırmak şeklindeki görüş iki açıdan zayıftir:

Birincisi, müşrikler Allah ile beraber başka ilâhlar olduğunu kabul ediyor, inkâr etmiyorlardı.

İkincisi ise böyle bir takdir yapılmadığı takdirde müşrikleri susturmak, onları ilzam etmek mümkün olmazdı. Yani, “Mademki Allah ile beraber, O’nun yaptığı gibi iş yapan bir başka ilâh olmadığını söylüyorsunuz, O’nunla beraber hiçbir şey yaratmayan, aciz bir ilahın varliğına nasil inanıyorsunuz?” demelidir ki ilzâm edilebilsinler.

Nitekim “Yoksa Allah’a O’nun yarattiği gibi yaratan ortaklar koştular da (ikisinin) yaratma(sı) birbirine benzer mi göründü? De ki: Her şeyin yaratıcisi Allah’tir. O, tektir, kahreden (her şeye üstün gelen) dir.” (Ra’d 16) ” İşte Allah’ın yarattıkları ortadadır. Gösterin bana O’ndan başka tanrı dedikleriniz mi yarattı?” (Lokman, 11), “Hiç yaratanla yaratmayan bir olur mu? (Nahl, 17),

“Müşriklerin Allah’ı bırakip da kendilerine tapıp yakardiklari putlar hiçbir şey yaratamazlar, bilakis kendileri yaratilmışlardır.” (Nahl, 20), “O’nu bırakip, hiçbir şey yaratmayan, aksine kendileri yaratılan birtakım ilâhlar edindiler.” (Furkân, 3) gibi ayetlerde ve bu mealdeki birçok ayette bu husus görülmektedir. Delil de ancak bu sûretle tam olmaktadır

Özetlersek, bu bakışa sahip olan insan suç ve günahların kendisi ve diğer insanların başına izzet ve hikmet sahibi olan Allah’ın takdiriyle geldiğini, Allah’in gazabından ve O’na götüren sebeplerden ancak O’nun koruyabildiğini, ancak O’nun yardımıyla O’na itaat edilebildiğini yalnız O’nun tevfikiyle O’nun rızasina nâil olunabildiğini görür. Her şeyin kaynağının O olduğunu, her şeyin sonunun yine O’na varacağını bilir. Başarının her türlü anahtarının O’nun elinde bulunduğunu, insanlar için O’ndan başka yardim talep edilecek, itimad edilecek hiç kimse olmadığını müşahede eder. Tıpkı peygamberlerin hatibi olan Şuayb (a.s)’ın dediği gibi: “Başarının ancak Allah (ın yardim) iledir. Yalnuz O’na dayandim ve yalniz O’na yönelirim.” (Hud, 88)



Kaynak = İbn Kayyım el-Cevziyye / Medaricu’s Salikin / bkz:372-375