Tevbe Etmenin İncelikleri

  • 22 Haziran 2018
  • 47 kez görüntülendi.

Birincisi =Kişinin günahı ve ilahi hükmü düşüncesi ve bu konuda Allah’ın muradının ne olduğunu anlamaya çalışmasıdır.Çünkü Allah seni günah işleyip işlememe konusunda servest bırakmıştır.Allah Teala kul ile günah arasına ancak şu iki sebepten doalyı bir engel koymaz;

a- Allah’ın hükmündeki üstünlüğünü,kulun günahını örtmedeki iyiliğini,günahkara mühlet tanıma konusundaki sabrını,kulun ileri süreceği özrü kabuldeki keremini ve onu bağışlamadaki cömertliğini kuluna göstermek istemiştir.

b- Allah’ın kuluna karşı adil davrandığını göstermek için,bunun delil olmasını istemesidir.Çünkü bu,kulunu cezalandıracağı zaman delil teşkil edecektir.

Şunu bil ki,basiret sahibi bir kimsenin,bir hata işlediğinde şu hususlara dikkat etmesi gerekir;

1- Allah’ın emir ve yasaklarına bakması.Bu bakış kulu işlediği fiilin günah olduğunu itiraf etmesine ve bu günahın kendi nefsinden kaynaklandığını kabul etmeye götürür.

2- O’nun va’d ve vaidine bakmasıdır.Bu onda korku ve haşyet uyandırır ve onu tevbe etmeye sevk eder.

3- Allah’ın,bu hatayı işlemesi için ona imkan tanıdığına,kendisi ile günahı başbaşa bırakmasına ve o hatayı ona takdir etmesine bakmasıdır.Çünkü eğer P dileseydi,bu günahı işlemekten onu korurdu.Bu düşünce,Allah’ın isim ve sıfatları,hikmeti , rahmeti,mağfireti, sabrı ve keremi hakkında , o kulda çeşit çeşit bilgiler doğmasına sebep olur.Bu bilgi de o kulu,Allah’ın bu isimleri vasıtasıyla kendisine kulluk etmeye sevk eder.Bu kulluk da elbette beraberinde gereklerini de getirir.Böylece kul,mahlukat ve emir , O’nun ceza,va’d ve vaidi ile isim ve sıfatları arasındaki irtibatı görür.Bu hal,O’nun isim ve sıfatlarının bir gereği ve varlık aleminde bir tesirdir.O’nun her isim ve sıfatı,bu isim ve sıfatın tesir ve gereğini ve bunların isim ve sıfatla irtibatlı olduğu sonucunu doğurur.Kulun bunları görmesi onu,güzel bilgi,iman ve kaderin esrar ve hikmet bahçelerine ulaştırır ki bu hali anlatmaya kelimeler yetmez.

Bu bahçelerden biri ‘Kulun,O’nıun takdirindeki üstünlüğü bilmesidir’ cümlesidir.O Allah -O’nu her türlü noksanlıklardan tenzih ederiz- dilediği gibi takdir eden Aziz’dir.O,kişinin kalbini çekip çevirmek ve dilediği yöne sevk etmek suretiyle,izzetinin kemali ile kuluna hüküm ve takdir etmiştir.O,kulu ile kalbinin arasına girmiştir.Allah o kulu kendi dilediği şeyi istemeye sevk etmektedir.Buda O’nun üstünlüğünün mükemmel olmasından kaynaklanmaktadır.Çünkü bunu yapmaya Allah’tan başka gücü yeten biri yoktur.İnsan ise ancak senin beden ve dış görünüşün üzerinde tasarrufta bulunabilir.Fakat kendi dilediği ve istediği şekilde seni de istetip diletmeye ancak çok üstün izzet sahibi olan Allah kadir olabilir.

Kul Rabbinin üstünlüğünü bilir,onu kalbinde hisseder ve onu müşahadeye çalışırsa,günahın zilletinden kurtulup O’nunla meşgul olması,o kişi için daha uygun ve daha faydalıdır.Çünkü bu durumda o kişi,nefsiyle değil Allah ile beraber olmaktadır.

Şu halleri bilmesi de O’nun takdirindeki üstünlüğünü bilmesinden kaynaklanır: Kul,kendisinin idare ve güç altında tutulan bir varlık olduğunu,kafa ve gönlünün başkasının elinde bulunduğunu kabul eder.O’nun korumasından başka bir korumanın olmadığı,O’nun yardımı olmadan başarısının söz konusu olamayacağını,kendinin zelil ve hakir olup,Aziz ve Hamid olan Allah’ın tasarrufu altında bulunduğunu bilir.

Aynı şekilde zikredeceğimiz şu hususları bilmesi,O’nun takdirindeki üstünlüğüne vakıf olmasından kaynaklanır.Mükemmellik,övgü, hiçbir şeye kesinlikle muhtaç olmaması ve üstünlük ; bütün bunların Allah’ın olduğuna şahidlik etmesi ve de kulun nefsinin kusur,zemmedilme , ayıplanma,zulm ile olduğuna ve muhtaç bir şey olduğuna kesinlikle inanması gerekir.Kendisinin zelil,eksik, kusurlu ve muhtaç olduğuna dair bilgi ve kanaati arttıkça,Allah’ın üstünlüğüne, mükemmelliğine,hamdına ve kimseye ihtiyaç duymadığına dair kanaati de artar.Bunun aksi de böyledir.Günah ve zelilliğin azalması da O’nun üstünlüğünü idrake götürür.

Şu da yukarıda zikrettiğimiz duygular ve haller nevindendir :Kul,sırf isyan olduğu için Mevlasına isyan etmeyi arzulamaz.O’nun hükmünün tahakkukunu,tercih etmediği bir meselede O’nu fail kılmasını,O’nun irade,dileme ve tercihiyle o işi yaptığını görünce şöyle düşünür:Sanki kendisi,seçme hürriyeti bulunmayan hür,bir şey irade edemeyen bir iradeli varlık,bir şey dileyemeyen bir ihtiyar sahibi varlık olarak görür.Bu da Allah’ın üstünlüğüne, büyüklüğüne ve gücünün mükemmelliğine delil teşkil eder.

Yani bu tür duygulardan biri de Allah’a isyan ettiği anda,O’nun kulunu tam olarak görmesine rağmen bu günahını diğer insanlardan gizlemesinin O’nun bir iyiliği olduğunu bilmesidir.Dileseydi o kişinin günahını ifşa ederdi ve böylece insanlar da o kişiden sakınır,çekinirlerdi.İşte Allah’ın bu davranışı O’nun bir lütfudur.O’nun güzel isimlerinden biri de ‘el-Berr’ dir.Bu da,Allah’ın hiçbir şekilde kulun yardımına muhtaç olmaması ve kulun O’na muhtaç olması şeklinde bir mutevaya sahiptir.Böylece kul,bu nimeti düşünmek ve bu lütfu ve ihsanı müşahede etmekle iştigal eder.Bu halde iken günahını hatırlamayı terk eder ve Allah ile beraber olur.Bu hal o kişi için,günahı ile meşgul olmak ve isyanının onu zelil kılmasını düşünmekten daha faydalıdır.Çünkü Allah ile meşgul olmak ve O’ndan başkasını hatırlamamak en yüce arzu ve en ulvi gayedir.

Fakat bu durum bile kulun günahını tamamen unutmasını gerektirmez. Bu -hali kaybettiğinde günahı yeniden düşünmeli ve hatırlamalıdır.Her vakit ve durumun münasib bir kulluğu vardır.

Günah işleyen kişiye mühlet tanıması konusunda Allah Teala’nın sabrını bilmesi bu zikrettiğimiz haller türündendir.Dileseydi onu hemen cezalandırırdı.Fakat O,acele etmeyen sabır sahibi bir zattır.Bu duygu onu,Allah’ın ‘Halim’ ismini bilmesine,’hilm’ sıfatını müşahadeye ve bu isimle O’na kulluk etmeye sevk eder.Hikmet ve günahtan doalyı bundan hasıl olan fayda,Allah’a daha sevimli gelip kul için daha uygun ve faydası daha fazladır.Sebep olmaksızın neticenin meydana gelmesi imkansızdır.

Daha önce geçtiği şekilde kulun özür dilediği zaman,Rabbinin özrünü kabuldeki cömertliğini bilmesi de zikrettiğimiz haller türündendir.Kaderi mazeret olarak ileri süremesi ise Allah’a karşı düşmanlıkta bulunmak ve O’nunla tartışmaktır.Allah onun özrünü,keremi ve cömertliği ile kabul eder.Bu duygu,O’nu anmasını ve O’na şükretmekle meşgul olmasını gerektirir.Ayrıca bu duygu,o kişi de daha önce bulunmayan bir sevgi oluşturur.Yaptığın bir iyiliğe karşılık sana bunun karşılığını veren ve mükafatlandıran,sonra da yine senin işlediğin bir kötülükten dolayı seni affeden ve yargılanamayan birine karşı duyduğun sevgi,yalnızca iyiliğinin karşılığını verene duyduğun sevgiden kat kat fazladır.Hakikat bu duruma şahiddir.Günahtan sonra tevbe etmek bir kulluk olduğu gibi bu da bir tür kulluktur.

Allah’ın mağfiret konusundaki lütfunu idrak etmesi de bu tür hallerdendir.Mağfiret Allah’ın bir lütfudur.Yoksa sırf kendi hakkından dolayı seni hesaba çekmesi,adalaetinin bir sonucudur.O’nun affetmesi,kulun o affa hak kazandığından dolayı değil,O’nun lütfundan doalyıdır.Bu düşünce kulu,Allah’a şükretmeye,sevgi duymaya,O’na yönelip O’nunla sevinç duymaya,O’nun ‘Gaffar’ ismini tanıyıp kavramaya ve bu sıfatın gerekleriyle O’na kulluk etmeye yöneltir.O’na karşı kulluk,sevgi ve bilgi de en mükemmel bir haldir.

Bu hallerden biri de şudur:Cenab-ı Hak huzurunda,kulun baş eğmesi,küçüklüğünü itiraf etmesi,üzüntü duyması ve O’na ihtiyaç duyması konusunda gerekli bütün mertebeleri hazırlamıştır.Nefsin yapısında rububiyete özenme ve benzeme sıfatı vardır.Fakat eğer nefsin elinde bir kudret olsaydı Firavun’un söylediğini söylerdi.Fakat Firavun kadir olduğunu sanmış ve bunu açığa vurmuştur.Onun dışındakiler ise aciz olduklarını düşünerek bunu gizlemişlerdir.Rububiyete benzerlik uyandıran duygulardan,ancak O’na kulluk görevi şuuruyla boyun eğme kurtarır.Bu da dört mertebeden ibarettir:

Birinci Mertebe = Mahlukat arasında müşterek olan bu duygu,Allah’a muhtaç olduğunu zarureten hissetmesidir.Göklerde ve yerdeki bütün mahlukat O’na muhtaçtır.Yalnız başına O ise,onların hiçbirine muhtaç değildir.Gökleri ve yeryüzünün mahlukatı O’ndan isterler.O ise hiç kimseden hiçbir şey istemez.

İkinci Mertebe = O’na itaat ve kulluk etmeye boyun eğmek.Bu da tercihini böyle kullanmaya mecbur hissetme duygusudur.Bu hal itaat ehline mahsus bir haldir ve O’na kullukta bulunmanın sırrı da budur.

Üçüncü Mertebe = O’na sevgi duymanın getirdiği,itaat ve zillet.Çünkü seven kimse,O’nun zatından dolayı O’na boyun eğmiştir.O’na olan sevgisi ölçüsünde teslimiyeti artar.Sevgi,sevilen kimse karşısında duyulan itaat ve küçüklük üzerine kuruludur.Nitekim şair şöyle der;

Sevdiğin kimseye boyun eğ,itaatkar ol !

Çünkü sevginin hükmünde,burnunu dikmek ve aldırmamak yoktur.

Dördüncü Mertebe = O’na karşı isyan ve günah işlemenin verdiği küçüklük ve zillet.

Bu dört mertebe bir araya geldiğinde Allah’a itaat ve teslimiyet en mükemmel ve tam manada gerçekleşmiş olur.O kişi,Allah’a karşı korku,haşyet,sevgi ,tevbe,itaat ve O’na muhtaç olduğunu hissederek boyun eğer.

Bunun da hakikatı ve esası mutasavvıfların işaret ettiği fakirliktir.Fakat bu mana sırf ‘fakr’ olarak isimlendirilmekten daha yücedir.Hatta bu kulluğun özü ve sırrıdır.Bu duygunun meydana gelmesi kul için en faydalı ve Allah’a en sevimli gelen şeydir.

Fakat bu duygunun hasıl olabilmesi için bazı sebeplerin takdir edilmesine gerek vardır.Bunlar zayıflık,ihtiyaç, kulluk,itat,sevgi ,tevbe,isyan ve O’na karşı gelme sebepleridir.Çünkü neticelerin sebepsiz meydana gelebilmesi imkansızdır.Netice ve sebebin bulunmasının takdir edilmesinden maksat,bulunması bulunmamasından daha hayırlı olan bir maslahatı temin etmektir.Aynı şekilde netice ve sebebin takdir edilmesinden bir zarar da doğabilir ki bu zararın ortaya çıkmaması çıkmasından daha mühimdir.

Hikmet iki zarardan büyüğünü küçüğü ile giderme ve iki faydadan büyüğünü küçüğünü bırtakmakla elde etme esasına dayanır.O senin için bu kapıyı açmıştır.Eğer ma’rifet ehlinden isen bu kapıdan gir.Değilsen kapıyı kapat ve selametle geri dön.

Yukarıda işaret ettiğimiz hallerden biri de şudur: Cenab-ı Hakk’ın güzel isimlerinin bulunması,tıpkı sebeplerin müsebbebleri doğurması gibi bunların da tesir ve neticelerinin bulunmasını gerektirir.’Semi’ (işiten) ve ‘Basir (gören) sıfatları,iştilen ve görülen varlıkların mevcudiyetini gerektirir.’Rezak’ (rızık veren) ismi rızık verilenv arlığı gerektirir.’Rahim’ (merhamet eden) sıfatı merhamet olunan varlığı,aynı şekilde ‘Gafur’ (bağışlayan),’Afüv’ (affeden), Tevvab’ (tevbeleri kabul eden) ve ‘Halim’ (sabırlı) sıfatları da bağışlanan,affedilen , tevbesi kabul edilen ve sabırla muameleye muhatab olan varlıkların mevcudiyetini gerektirmektedir.Bu isim ve sıfatların tesirsiz,fonksiyonsuz bir halde olduğunu söylemek (ta’til) imkansızdır.Çünkü bu isim ve sıfatlar,güzellik, mükemmellik , büyüklük,hikmet, iyilik ve cömertlik ifade eden sıfatlardır ve bunların tesirlerinin bu kainatta ortaya çıkması gerekir.Bu konuya mahlukat arasında Allah’ı en çok bilen Hz Peygamber (s.a.v), ‘Eğer siz günah işlemeseydiniz Allah sizi ortadan kaldırır ve günah işleyen,sonra O’ndan af isteyen ve O’nun da affedeceği bir topluluk getirirdi’ şeklinde değinmiştir.

Eğer bütün canlıların var olmadıklarını farzetsek,Rezak olan Allah kime rızık verecek ? İsyan ve günahın bütün kainatta ortadan kalktığını ileri sürsen,O kimin günahını bağışlayacak,kimi affedecek,kimin tevbesini kabul edecek ve kime sabırla muamele gösterek? İhtiyaç duyulan herşeyin elde edildiği,kullarını bu dertten kurtulmuş zengin varlıklar olduğunu farzetsen, O’ndan istemek ve O’na yakarıp yalvarmak,O’nun da bu duayı kabul etmesi,O’nun lütuf ve nimetini görmek,bazı kullarına özellikle nimet vermesi ve ikram etmesi nerede kaldı?

Bütün tanıtma yollarını kullanarak kendini mahlukatına tanıtan,bütün delilleriyle onlara yol gösteren,bütün yolları onlar için açan ve sonra doğru yolu gösteren ve bu yolu onlara bildiren ve ona kılavuzluk eden Allah’ı ter türlü noksanlıklardan tenzih ederim. ‘Ta ki helak olan kişi apaçık bir delil(i gözüyle gördük)den sonra helak olsun,diri kalan kişi de yine apaçık delili (gözüyle) görerek hayatta kalsın.Şüphesiz Allah hakkıyla işiten,kemaliyle bilendir (Enfal’42)’



Kaynak = İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin – Kur’ani Tasavvufun Esasları – / bkz = 190…194