Teğabun Süresi 15. Ayetin Tefsiri

  • Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır (Teğabun 15)

“Göklerin ve yerin hâkimiyeti O’nundur. Hayatı veren ve hayatı alıp öldüren O’dur. O her şeye kadirdir.O, evveldir ve âhırdır ve zâhirdir ve bâtınıdır ve O, her şeyi bilendir (1)” ve unutmayın ki “Bütün dönüşünüz Allah Teâlâ’yadır. O ise her bir şey üzerine kadirdir (2)””O’dur ki sizi bir tek candan yarattı ve bundan da, gönlü kendisine ısınsın diye eşini inşa etti. Erkek eşini sarıp bürüdü, o da hafif bir yük yüklendi, hamile kaldı. Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca her ikisi de Rab’leri olan Allah’a yönelip “Eğer bize sağlıklı, kusursuz bir evlat verirsen mutlaka Sana şükreden kullarından oluruz” diye yalvardılar (3)”.

Yüce Allah’da bu dualarına karşı icabet edip dualarını kabul etti.”Fakat Allah kendilerine kusursuz bir çocuk verince, annesi de babası da ölçüyü kaçırıp verdiği çocuk sebebiyle şirke bulaştılar (4)”

Oysa “Zekeriyya (a.s) Yüce Allah’ın;Meryem (a.s)’a yaz mevsiminde kış meyveleriyle,kış mevsimindede yaz meyveleriyle rızıklandırdığını görünce birde çocuğunun olmasını arzuladı.Oysa kendisi yaşı ilerlemiş,güç ve kuvvetten düşmüş ve saçı ağarmış bir ihtiyardı.Hanımıda yaşlı ve kısırdı.Ama tüm bunlara rağmen Rabb’ine içten dua ederek istekte bulundu ve şöyle dedi:’Rabbim! Bana tarafından (kendi katından) hayırlı bir nesil (salih bir çocuk) bağışla.Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin (5)’ (6)” şeklinde evlat olsunda nasıl bir evlat olursa olsun şeklinde değilde,salih,hayırlı bir evlat isteyerek yüce Allah’a münacaatte bulundu.Oysa yüce Allah “Mallarınız, evlatlarınız, sizin için sadece bir imtihandır (6)” şeklinde buyurmasına rağmen bunu kulak ardı edip,dünyada da ahirette de dostumuz olacağı gibi dünyada da ahirette de düşmanımız olacak ya bir eş istedik yada bir evlat istedik.Ancak bunları isterken ve yüce Allah’a münaccat ederken hakkımızda hayırlı olanı istemek aklımıza bile gelmedi.Ya evlenemedi diye kendi kendini içten içe yedi,yada çocuk sahibi olamadığı için yada olacak olsada kendisi erkek istemesine rağmen sürekli kız,kız istemesine rağmen sürekli erkek çocuk dünyaya geldi ve bundan dolayıda Allah’ın takdirine,hükmüne razı olmadı,rıza göstermedi ve “Ve biliniz ki, muhakkak mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır (7)” ayet-i celilesine takılıp tutulmuş olduğu imtihanda büyük bir zaafiyet gösterek helak olma yolunda bir adım daha ilerlemiş oldu.

Bu neye benzer biliyor musunuz;

“Hikmet ehlinden biri,Adem oğlunu ipek böceğine benzetir.İpek böceği cahilliğinden dolayı kozayı sürekli kendi üzerinde örer.Öyle bir an gelir ki çıkacak yeri kalmaz ve kendini öldürür ve başka bir kozaya dönüşür.Veya bunu da yapamadan kozayı tamamladıktan sonra onu öldürürler.Çünkü ondan doğacak yeni kurtçuk,güneşi görebilmek için dışarı çıkmak isteyecek ve örülen kozayı kesmeye çalışacaktır Bu sebeple onu öldürerek kozanın hasar görmemesini sağlarlar.İşte ömrünü servet uğrunda harcayan cahil de böyledir.Aslında ailesi ve malı ona bir ömrü heder ettirmiştir.

Çünkü uğrunda hayatını tükettiği servetin sefasını sürmek varislerinin hakkı olacaktır.Bu varisler, kendilerine bırakılan serveti Allah yolunda harcarsalar sevabı kendilerine,hesabını vermek babalarına düşecektir.Birde Allah’a isyanda ve günahkarlıkta harcarsalar,o zaman da varislerine böyle bir servet bırakarak onları azdırdığı için günahlarına ortak olacaktır. İşte böyle biri,ahirette şu iki halden hangisine daha çok pişman olacağını dahi bilemez.Ömrünü başkaları uğrunda tükettiğine mi yansın yoksa başka birilerinin hayır tartısında durduğunu gördüğü malına mı? (8)”.

Bu kıssadan anlatılmak ve anlayacağımız husus şudur ki;ipek böceği gibi başkalarına faydamız dokunurken kendimize zararımız dokunmasın. Başkalarını aydınlatırken kendini yakan mum misali olmayın yada olmayalım.İşte bu yüzdendir ki;

“Ömür herhangi bir şey gibi,bir defa da telafi edilebilen bir varlık değildir.O,asla bir defada telafi edilemez.Çünkü o,vaktin ardından vaktin girmesiyle teşekkül etmekte ve parça parça kaybedilmektedir.Bu da Allah Teala’nın hikmeti gereğidir.Ömğr,tedrici olarak ve yavaş yavaş akıp gitmektedir;vaktin ardından vakit,günün ardından gün şeklinde geçmektedir.Merdivene çıkan kimse nasıl basamak basamak çıkıyorsa,Allah Teala’da kullarını aynı şekilde basamak basamak kendine doğru çekmektedir.Allah Teala,dünya mülküne hırs ve şehvetle bakan kimseyi kimi vakit Zatı’nı anmaktan meşgul eder,kimi zaman böyle biriyle meşgul olmasını sağlar,kimi zaman başkasını zikrettirirken,kimi zaman da kendisini anmayı unutturur.Böylece meşgul olduğu vakitler de,boş vakitleri gibi geçip gider.Onun andığı vakitlerde unuttuğu vakitler gibi olur.Çünkü o,hiçbir zaman Allah’ı anmaz.Allah Teala onu kimi vakitlerde kendinden uzaklaştırırken,kimi zaman da başkalarıyla birleştirir.Böylee onun günleri kayıpla geçer ve vakitleri de ölüme kadar azar azar dolar (9)”.Nitekim yüce Allah “Artık seni imrendirmesin onların ne malları ve ne de evlâtları. Allah Teâlâ ancak diler ki: Onları bununla dünya hayatında cezalandırsın ve onların kâfir oldukları halde canları çıkıversin (10)” şeklinde buyurmakta ve hakkında ne takdir buyrulmuş ise ona rıza gösterilmesi gerektiğini hatırlatarak ikaz etmektedir.

Nitekim Resulüllah (s.a.v)’in buyruğu üzere:”Resulüllah (s.a.v) yanındakilere:Sizden kim varisinin malını kendi malından çok sever diye sorduğu zaman yanındakiler:Ya Resulüllah! Hepimiz kendi malımızı varisimizin malından daha çok severiz dediler.Resulüllah (s.a.v):Şunu bilin ki sizden herkes varisinin malını kendi malından daha çok seviyor.Senin malından sana (Allah için) gönderdiğinden başka ne kalır.Varisinin malı ise senin harcamayıp artırdığındır buyurdu.Sonra siz içinizde kimi kuvvetli sayarsınız diye sordu.Kimsenin yıkamadığını dedik.Hayır,bilakis o öfkelendiğinde kendine hakim olan kimsedir buyurdu.Sonra siz içinizden kimi rakub sayarsınız diye sordu.Hiçbir çocuğu olmayan kimseyi dedik. Hayır,bilakis rakub (evladı olduğu halde) ondan kendisine hiçbir hayır dokunmamış kişidir buyurdu (11)” hadis-i şerifinde belirtilen baba misali evladı olduğu halde kendisine hiçbir hayrı dokunmayan kişi misali olmayın.

ve unutmayaın ki yüce Allah’ın buyurduğu üzere “Elbette kıyamet gününde size ne hısımlarınız ve ne de evlâtlarınız fâide veremeyeceklerdir (12)”



(1-Hadid Süresi’2-3);(2-Hud Süresi’4);(3-A’raf Süresi’189);(4-A’raf Süresi’190);(5-Al’i İmran’38);(6-İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C:2 / bkz:406);(6-Teğabun Süresi’15);(7-Enfal Süresi’28);(8-Ebu Talib el-Mekki / Kutü’l-Kulub / C:1 / bkz:295);(9-Ebu Talib el-Mekki / Kutü’l-Kulub / C:1 / bkz:310);(10-Tevbe Süresi’55);(11-İbn Kesir / Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C:2 / bkz:516)(12-Mümtehine Süresi’3)

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.