Tedbirli Sultan Hikayesi

  • 29 Temmuz 2018
  • 12 kez görüntülendi.

Derviş İle Sultanın Hikayesi



Umman Denizi’nden gemiyle biri çıkıp geldi.Meğer bu adam gezginmiş.Çok zaman denizleri kat etmiş,çölleri tüketmiş.Arap’ı, Türk’ü, İranlı’yı,Rum’u tanımış.Onların meziyetlerini,bilgilerini temiz kalbine geçirmiş.Kıssası ; tüm cihanı taramış,değişik bilgiler almış,farklı adetlerle karşılaşmış.Güzel konuşmayı,arkadaşlık kurmayı kendine huy edinmiş.İrikıyım biriymiş,yoksulmuş.Üstündeki giyside iki yüz yama varmış.O elbise içinde bedeni yanarmış.

Neyse bu adam sahilde bir şehre çıktı.O şehirde ulu bir sultan vardı.Herkese güzel davranır,yoksulu gözetir,ardında iyi ad bırakmak için halkını hoşnut tutarı.Şehre yabancı bir adamın geldiğini duyan sultan onu huzuruna çağırdı.Hizmetkarlarına emredip adamı hamama gönderdi.Temizlenip geldi adam.Sultanın huzuruna çıkar çıkmaz saygıda kusur etmedi.Sultanı övdü,karşısında el bağlayıp onun adına türlü türlü dualar etti.

Sultan merak içinde sordu :”Gezgin buraya niçin geldin ve şehrimizde iyi kötü ne izlenimler edindin?” .Bu soruya karşılık usulca cevap verdi gezgin ve ‘Allah sizi başımızdan eksik etmesin’ dedi ve ardından şöyle devam etti : “Şehri karış karış gezgin dolandım da gönlü incinmiş kimse bulamadım.Bir sultan için ne büyük onur.Sarhoş da yok bu yerde,üstelik meyhaneler de dönmüş viraneye”.

Gezgin böyle güzel ve şeker konuşurken,sultan duyduklarından dolayı gayet memnun,habire onu alkışladı durdu.Gezgini yanına çağırdı,kıymetli eşyalar,altın ve mücevherler verdikten sonra ona, kim olduğunu,nereden geldiğini sordu.Bunun üzerine gezgin,heyecanlı bir dille başından geçenleri anlatıp sultanı mest etti.

Bir ara sultan düşündü, ‘Acaba bu zengini vezir mi yapsam ?.Ama acele etmemeliyim.Aksi takdirde yanılırsam halkımın gözü önünde itibarım kalmaz.Hele biraz daha beklemeli”.

Sonuçta acele işe şeytan karışır deyip onu sınamaya karar verdi.

Sultan bu düşüncesinde haklı idi.Zira tecrübe edilmeden iş yapanların,zarara uğraması kaçınılmaz. Hakim gibi olmalı sultan.İnce eleyip sık dokumalı.Davayı tüm yönleriyle ele almalı.İşin sonunda mahcup olmak var.Yay ile ok eldeyken hedef belirlenmiş olmalı.Ok yaydan çıktıktan sonra düşünmenin gereği yok.İnsan Yusuf gibi yıllarca izzetli ve şerefli olmalı,onca sıkıntı ve acıya başarıyla göğüs germeli ki Mısır’a vezir olsun.Zaman içinde kişinin halleri incelenmedikçe ne olduğu anlaşılmaz.

Bu düşünceler ışığında sultan,gezginin ahlakını teftişe koyuldu.Eper zaman sonra akıllı,güzel ahlaklı,insanların kıymetini bilen bir olduğunu anlayınca ona vezirlikten de yüksek bir derece verdi. Gezgin görevine başladıktan sonra halka o kadar güzel ve iyi muamele ediyordu ki,herkes ondan memnundu.Emrinde çalışanların kalbini kırmadı.Dürüst davranışlarıyla dedikoducuların dillerini bağladı.Halkın huzur ve refahının her geçen gün daha da arttığını gören eski vezir,içten içe onu kıskanmaya başladı.Eleştirilecek taraflarını aradı,fakat bulamadı.

Dürüst adam bakır leğene,kötü insansa karıncaya benzer.Karınca ne kadar didinirse didinsin,bakır leğene delik açamaz.

Padişahın güneş yüzlü iki kölesi vardı.Bunlar daima sultanın huzurunda bulunurlardı.Huri gibi,peri kadar güzeldiler.Görseniz biri güneş diğeri ay parçası sanki.Güzellikte birbirlerinin dengiydiler.Öyle ki biri insansa,ötekisi aynaya yansıyan aksiydi.Yeni vezirin sohbetine katılan bu iki köle,onun tatlı sözleri karşısında kendilerinden geçtiler.Güzel ahlakını gördükçe eriyip onu derinden sevdiler.Gel zaman,git zaman vezir de onları sevmeye başladı.

Dar görüşlü insanların kötü anladığı şekilde değil ama. Cemallerine,yüzlerinin güzelliğine duyulan sevgi bu

Dostum,kulağına küpe olsun ! Eğer değerinin devam etmesini istiyorsan,güzel yüzlülere gönül verme.İçlerinde kin ve fitne olmasa bile,aranızdaki muhabbet ve hürmete zarar gelir.

Eski vezir bunu duyunca derhal padişahın huzuruna çıktı ve durumu şöyle arz etti ;

‘Sultanım bu yeni vezir neyin nesi,kimin fesidir ? Şehrimizde huzurla yaşamak istemiyor anlaşılan.Evet dili tatlı, muhabbeti şeker gibi ama çok gezenler zaten böyledir.Devlet geleneğini bilmez bu tür adamlar, öte yandan yedikleri ekmeğe nankörlük ederler.Duydunuz mu bilmiyorum,kölelerinize askıntı olmuş. Meğer şehvetperestin biriymiş.Padişahına ihanet eden adamdan ne beklenir,bu aşağılık herife vezirlik zül değil midir? Vezir olmasa ses etmeyecektim,ne ki söz konusu olan saltanatınız.Bu kötülüğü duyunca arz etmeye mecbur oldum.Dedikodu,iftira ,zan değil benimkisi.Kölelerimden biri, veziriniz olacak o aşağılık adamla kölelerinizden birini sarmaş dolaş görmüş.Durum böyle sultanım.Artık gerisi size kalmış.

İyilik bulmayası eski vezir,olayı çirkin bir dille anlattı.Aslında böyle anlatması onun adına doğaldı.

Çünkü kalbi fesat kazanında kaynayanlar,küçücük bir ateş bulmayanlar,hemen büyüklerin kalplerini ateşe verirler.Ateş bir kıvılcımla başlar,büyük odunları yakar.

Eski vezirin konuşması bitince,kan sultanın beynine sıçradı.Ateşte yanan tencere gibi kızardıkça kızardı.Derhal yeni veziri katletmek geçti aklından fakat dur dedi vicdanı,hemen acele etme.Kendi yetiştirdiğin adamı öldürmek,mertlik değildir.Bunca adalet ve lütfundan sonra böylesi zulüm doğru değildir.İncinip incitme sakın.Okunu tutana ok atılmaz.Madem kanını içecektin,bunca yıl ne diye besledin.Öte yandan hünerlerini araştırıp öğreninceye kadar ona hiçbir görev vermemiştin.Şimdi de öyle davran.Suçlu mu değil mi iyice araştır. Başkasının ağzına bakarak onu cezalandırman yerinde bir karar olmaz.

Padişah öfkesini yenip vezirinden duyduğu iğrenç olayları kimseye açmadı.Bakınız bilgeler ne güzel söylemiş ;

‘Akıllı kimse,sırların zindanı gönüldür,söylersen kaçar kurtulur’.

O günden sonra sultan çaktırmadan vezirini yakın takibe aldı.Bir sohbet faslında vezirinin, kölelerinden birine baktığını,kölenin de ona gülümseyerek karşılık verdiğini gördü.Akılla kalp birleşince dudaklar oynamaz ama hasbihal gönülden gönüle süregider.

Şiddetle susayan birinin Dicle nehrini içse bile susuzluğunun gitmeyeceğini sanması gibi göz de güzele bakmaya doymaz.

Neyse,öfkesinden küplere binse de belli etmedi sultan,içi içini yese de dışa vurmadı.Kanına dokunan,nefsini kudurtan bu manzara karşısında her şeye rağmen susmayı yeğledi fakat olmadı. Hiddeti hafifleyince vezirinin gözlerinin içine bakıp şunları söyledi : ‘Seni akıllı biri sanmış ve şehrimin tüm imkanlarını hizmetine sunmuştum.Sersemin,ahlaksızın biriymişsin meğer.Sana verdiğim vezirlik,asla hakkın değilmiş.Ancak kabahat sende değil,bende asıl.Baktığım soysuzun bana ihanet edeceğini önceden bimeliydim.Besle kargayı oysun gözünü’.

Sultanın bu sert sözleri karşısında birden afarladı vezir.Ne olup bittiğini anlamak için usulca konuştu

‘Ulu sultanım.Eteklerim kabahatten temiz olduktan sonra,fesatçıların bana attığı iftira çamurundan korkmam.

Size ihanet mi asla.Bu iftirayı bana kim attı,bilmek isterim.’

Padişah,vezirinin rahatlığını görünce sinirinden dudaklarını ısırdı ve kızgın bir dille ‘Sana söylediklerimi,birazdan düşmanların zaten yüzüne söyleyecek.Kim olduğunu mu merak ediyorsun, işte söylüyorum,eski vezirim’ diye cevap verdi.

Bunun üzerine veziri dudaklarını parmağına götürüp bir süre düşündü,ardından gülümsedi ve sultana cevap mahiyetinde şunları söyledi Eski veziriniz söylemişse,bunda şaşılacak,bu denli kızacak ne var ? Beni,kendi yerinde gören bu kıskanç adam,kötülüğümden başka ne ister ki ! Sultanım,size tercihinizi benden yana kullanınca,o da ister istemez bana düşman oldu.O beni kıyamete kadar sevmez,hem nasıl sevsin ki ? Ben başarılı oldukça,o zelil yaşayacak.Sultanım izninizle size bir kıssa anlatmak istiyorum

Sultan tahtına oturup anlatmasını bekledi.Vezir,kalktığı yerden şöyle devam etti.’Hangi kitap da okuduğumu şimdi hatırlamıyorum ama vaktiyle adamın biri rüyasında şeytanı görür.Bakar ki,servi gibi boyu,huri gibi siması var.Yüzü güneş gibi ışık saçıyor.Adam bu güzellik karşısında şaşakalır, yanına gide ve ona ‘Aman Allah’ım,bu ne güzellik böyle! Yüzün ay parçası kadar güzelken,insanlar seni neden kötü,çirkin bilir,herkes seni korkunç sanır.Hamam kapılarına resmedilen suretin çirkin, saray nakışlarına işleyen görüntün bedbin.Bu neden böyledir ?’ diye sorunca ,şeytan feryad edip inler, ‘Ey Ademoğlu! Bu resimlerdeki sima,ben değilim.Gerçekte ben,tıpkı senin gördüğün gibi güzellikte eşsiz biriyim.Gör ki;kalem,düşman elindedir.Sırf Adem’i cennetten attırdım diye beni böyle çirkin ve kötü çizerler’.

Kıssasını bitirdikten sonra vezir kendinden emin bir dille konuşmasına döndü. ‘Sultanım ben masum ve temizim.Ne ki beni kıskanan eski veziriniz,durumu öyle çarpıtmış ki,siz de haklısınız.Halkın nazarında değerim arttıkça,kendi itibarı azalan bu hain adamın bana kurduğu tuzaklardan kaçmam lazım.Şu anda inanın gazabınızdan korkmuyorum ve suçsuz olduğum için rahatça söylüyorum.

Çarşıya çıkan yazıcıdan,okkasıyla dirhemi eksik olanlar korksunlar. Kalemimden dökülen sözler doğru olduktan sonra,tüm cihan kusur bulmak için toplansa ne yazar.

Vezirin cesaretini gören sultan el işaretiyle onu susturup araya girdi.Öyle suçlular var ki;riya,hile ve lafebeliğiyle işin içinden sıyrılmak ister.Sana düşmanlık eden eski veziri bir kenara bırakalım.Bizzat kendi gözlerimle gördüm.Sarayımda onca insan varken,ne diye sadece kölelerime bakıyorsun ?

Vezir durumu anlayınca gülümseyip cevap verdi.

Evet haklısınız.Güvenilir insan,doğruları gizleyecek kadar hain olamaz.

Ara sıra kölelerinize baktığımı yadsıyacak değilim.Ancak bu işin ince bir anlamı var.İzninizle arz edeyim:Sizin de takdir edeceğiniz üzere bir yoksul,zengini gördüğünde ona gıptayla bakıp içini çeker.İşte ben yoksula,köleleriniz de zengine benziyor.

Derin düşüncelere daldı vezir ve bir zaman sonra sesine yansıyan dalgınlığı fark etmeden durgun bir dille tekrar konuşmaya başladı:

“SULTANIM! VAKTİYLE BENDE GENÇTİM.NE Kİ GENÇLİĞİMİN DEĞERİNİ BİLEMEDİM.O GÜNLERİ BOŞA GEÇİRDİM.OYSA ŞU KÖLELERİNİZE BAKIN.İKİSİ DE GÜZEL,İKİSİ DE GENÇLER.ONLARA BAKTIKÇA ESKİ GÜNLERİMİ ANIYORUM.KAYBETTİĞİM GENÇLİĞİMİN HASRETİNİ BUGÜN ONLARA BAKARAK GİDERİYORUM.ESKİDEN GÜZELLİKTE YÜZÜM GÜL,BEDENİM BİLLUR GİBİYDİ. BENİM DE SAÇLARIM ONLARIN Kİ GİBİ SİMSİYAH, KIVIRCIKTI.GİYDİĞİM ELBİSELER BEDENİMİN GÜZELLİĞİNDEN MAHCUP OLUP BURUŞURDU.

Vezir içini çekti ve saçlarını göstererek ‘Ya şimdi’ bakınız apak saçlarım,vücudumsa kupkuru.Artık bu teni ancak kefen paklar.Dişlerim ,görkemli surları andıran inciler gibiydi.Bir bir döküldü,hiç biri kalmadı,eski kalelerin yıkık duvarlarına döndü.İŞTE KÖLELERİNİZE BAKIŞIMIN NEDENİ BUNLAR SULTANIM.

KONUŞMASINI AĞLAMAKLI BİR SESLE ŞÖYLE BİTİRDİ:”SÖYLEYİN ALLAH AŞKINA,BEN BAKMAYAYIM DA NE YAPAYIM.ONLARA BAKTIKÇA TELEF OLAN ÖMRÜMÜ YAD EDİYORUM.YAZIK Kİ ESKİ GÜNLER GERİDE KALDI VE ÖMRÜMÜN ZEVALI ÇOK YAKLAŞTI.

Sultan bu konuşmasından sonra vezirinin yanına yavaş adımlarla geldi,pişman olduğu sesinden belliydi.

“Eğer akıllı hareket etmeyip süşmanın sözüne kulak verseydim,seni incitmiş olacaktım.

Biliyorum,acele ederek hırsla kılıca el atan adam,sonradan pişman olup kılıç tutan elinin tersini ısırıp durur.Kindar insanları dinlememek lazım.Çünkü öfkeyle kalkan zararla oturur.



Kaynak=Sadi Şirazi / Bostan Ve Gülistan / bkz:30-35