Tasavvufi Bir Makale

  • 28 Temmuz 2018
  • 16 kez görüntülendi.

Allah’a Yönelenlerin Düştükleri Tuzaklar



Allah’a yönelenlerin düştüğü,amel edenlerin hedefledikleri son nokta ve gaye olan bu durum;

Ubudiyet,Muhabbet, Allah’a kavuşmayı arzu etme,onun neşe ve sevincini duyma halidir. Bu halde olan kişi daima diliyle ve kalbiyle sevgilisinin adını anar.Daha önce aklından geçen kötü işlerin yerini muhabbet düşünceleri ; günah ve Allah’ı kızdıran şeyleri işlemek istemenin yerini onun yakınında olma ve rızasını kazanma istekleri,dil ve diğer organlarıyla günah işlemenin yerini taat fiilleri alır.Kalbi Allah sevgisiyle dolar.Dili daima O’nu zikreder.Organları O’na itaate koyulur.

Görüldüğü üzere bu özel kırıklık ve tevazu’un Allahs evgisi hususunda ifade edilemeyen ölçüde büyük bir etkisi vardır.

Ariflerden birinin şöyle dediği hikaye edilir:

Ben bütün taat kapılarından Allah’ın huzuruna girmek istedim.Hangi kapıya gittimse orada sıkışıklıklar gördüm ve bir türlü içeriye giremedim.Sonra acz ve fakr kapısına geldim.Baktım bu kapı,Allah’a en yakın ve en geniş olan kapıdır.Burada hiçbir sıkılıklık veya engel yoktur.Ayağımı eşiğine koyar koymaz,bir de baktım Allah Teala elimden tutup beni huzuruna davet ediyor.

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye de şöyle derdi:

Ebedi saadeti isteyen,kulluk eşiğinden ayrılmasın

Nitekim ariflerden biri de şöyle demiştir:

Allah’a kulluktan daha yakın bir yol,benlikten ise daha kalın bir yerde yoktur.Amellerine güvenip kendini beğenme,kibirlenmeyle birlikte amel ve taatin hiçbir manası kalmaz.Acziyet ve zilletini anladıktan sonra farzlar müstesna amelsizlik bir zarar vermez.

Özetle bu acziyet ve özel manadaki tevazu,kulu Allah’ın huzuruna götürür.Ona sevgi yolunu açar.Bu yolda ona başka hiçbir yolda açılamayacak olan bir kapı açılır.Gerçi diğer iyi amel ve taat yollarında da bazı muhabbet kapıları açılırsa da ancak kulun kendini zayıf,kusurlu,eksik,günahkar ve hatalı gördüğü zaaf,acz,tevazu ve nefsini hakir görme yolunda açılan muhabbet kapısı daha başka,daha değişiktir.

Bu yolda giden kul,insanlar içinde ayrı dolaşan bir kimsedir.Diğer insanlar bir tarafta ,o başka birt araftadır.Bu yola Uçup Gitme yolu denir.Bu yolda yatağında uyuyan,yolda koşanla yarışır.Sabah olduğunda yol kesilip kervana el konur.Uyuyan kimse bu arada olup bitenleri anlamakla meşgul iken bir anda kervan kurtulur ve kervanla gidenler geçip giderler.Çünkü Allah yardım istenendir.Bağışlayanların en hayırlısıdır.

Kulun bu yolda elde ettiği kazanç Allah’ın onu sevmesi ve tevbesi ile sevinmesinin neticesidir.Çünkü Allah tevbe edenleri sever ve kullarının tevbeleri sebebiylefevkalade sevinir.

Kul,Allah’a karşı günah işlemesinden önce,sonra ve günah işlediği sırada O’nun kendisine lütfetmiş olduğu nimetleri,iyilikleri ve hoşgörüyü her müşahade edişinde kalbinde O’na karşı muhabbet selleri çağlar.O’na vasıl olma arzusu coşar.Çünkü kalp kendisine iyilik edene karşı bir sevgi hissiyle yaratılmıştır.

Allah’ın ihsanından daha büyük kimin ihsanı olabilir?

Kul O’na ma’siyetlerle karşı çıkarken,O,kuluna nimetler vererek ihsanlarda bulunur.Ona lütfuyla muamele eder,onun kusurlarını gizler.,kendisini yok etmek için en ufak bir tökezlemesini kollayan düşmanlarının şerlerinden korur,onları püskürtür ve onlara engel olur.O.kulunu her an görür ve kavrar.

Öte yandan gök,üstüne fırtına yağdırmak,yer içine almak,deniz ise boğmak için fırsat kollamaktadır.

Bakınız Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde rivayet ettiği bir kudsi hadiste ne buyruluyor;

” Her gün deniz insanı boğmak için Allah’tan izin ister.Melekler ise onun yakasına yapışıp helak etmek için izin istediler.Allah ise onlara şöyle der : Kulumu bırakınız.Madem ki onu ben yarattım,ben onu sizden daha iyi bilirim.Şayet o sizin kulunuz ise istediğinizi yapınız.Eğer benim kulum ise ben kuluma ne yapacağımı bilirim.

İzzet ve celalim hakkı için o bana gündüz de gelse,gece de gelse kabul ederim.O bana bir karış yaklaşsa ben ona bir arşın yaklaşırım.O bana bir arşın yaklaşsa ben ona bir kulaç yaklaşırım.O bana yürüyerek gelse ben ona koşarak gelirim.Eğer benden mağfiret dilerse onu bağışlarım.Benden af dilerse onu affederim.Bana tevbe etse kabul ederim.Benden daha cömert ve lütufkar kim vardır?

Ben cömert ve kerimim.Kullarım geceleri bana karşı günahlar işleyerek yatarlarken,ben onları yataklarında korur ve gözetirim.Kim bana yönelirse onu uzaktan karşılarım.Kim benim için bir şeyi terk ederse,ona daha fazlasını veririm.Kim benim gücüme dayanarak hareket ederse ona demiri yumuşatırım.

Beni anan,benim meclisimde bulunur.Bana şükreden,nimetimi artırdığım kimselerden olur.Bana itaat edene ikram ederim.Karşı gelenlere rahmetimden ümit kestirmem.Eğer bana tevbe ederlerse,onların dostu olurum.Şayet etmezlerse onların tabibi olurum,kusurlarını temizlemek için onlara musibetler veririm.”

Tevbenin hakikatini anlamaya,onu tanımaya olduğu gibi,amel ve hal yoluyla da elde etmeye muvaffak kılan Allah’tır.O’na tevekkül eden,O’na sığınan ve O’ndan yardım zarar görmez.Güç ve kuvvet yalnız Allah’tandır.

La havle vela kuvvete illa billah



Kaynak = İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikın / bkz = 389-391