Şura Süresi Abdülkadir Geylani Tefsiri

Şura Süresi Geylani Tefsiri



Hakkın hücceti ve yakinin yolu açıklığa kavuştuktan  ve Allah’ın çağrısına uyulduktan,yani o çağrıyı akıl,nakil,doğru keşf ve zevk kabul ettikten Sonra cedelin ve çürük muga-latların kuyruğuna sarılarak Allah ‘ın birliği Hakkında tartışmaya girenlerin tutundukları Delilleri kendilerine ve marifet ve tevhid görevine uygun yetiştiren Rableri katında batıl  ve geçersizdir.Onlara inatçı-lıkları ve apaçık hakikatle ilgili olarak tartışmaları sebebiyle Allah’tan inen Bir gazap vardır.Ayrıca onlar için ahiret hayatında daha çetini ve korkuncu olmayacak olan Çetin bir azap vardır (16).

O halde ey icabet ve kabulle mükellef olanlar! Allahtan,kendisindeki azabı Geri çevrilmesi imkansız olan bir gün,yani size azabın isabet edeceği gün Gelmeden önce,sizi tevhid fıtratı üzere yetiştiren Rabbinizin çağrısına uyun,sadece O’na yönelin,davetçisi Muhammed’e (s.a.v) icabet edin ve çağrısını tasdik edin.Allah bir kez kesin hükmünü verdikten sonra O gün sizin için O’ndan başka Ne bir sığınak vardır ve size azap etme hükmü de gerçekleşmiştir,ne de azap edilmenize yol açan sebepleri ve gerekçeleri İnkar edebilirsiniz (47)  organlarınız işlediğiniz günahlara şahitlik edecektir.Ey Resullerin en kamili! Şu halde onlara hatırlatma olarak Bizim yerimize böylesi ibret ve öğütleri anlat.Eğer onları kabul ederlerse,doğru yolu bulmuş olurlar.

Eğer inat-çılıkları ve büyüklenmeleri sebebiyle o hatırlatmalardan  ve uyarılardan Yüz çevirir ve onlara aldırış etmezlerse,ey resullerin en kamili! Bilesin ki Biz seni onlara kendilerine zarar veren ve kendilerini azdıran her şeyden koruyan bir Koruyucu olarak Göndermedik.Bilakis Sana düşen,sadece tebliğdir ve sen tebliğini yaptın.Dolayısıyla tebliğini yaptıktan sonra onların hesabıyla ilgili olarak ortada seni ilgilendiren bir durum kalmamıştır.Sonra Allah Teala insanların iradelerinin gevşekliğine ve inançlarının zayıflığına şöyle işaret eder:Biz yüce cömertlik makamımızdan  İnsana hak etmemesine rağmen sırf ona olan ihsanımız gereği Katımızdan bütün organlarını kapsayan Bir rahmet tattırdığımızda onunla genişleyip sevinir.Elleriyle yaptıkları işler yüzünden olmasına rağmen,yani çeşitli zararlara yol açan günahları sebebiyle olmasına rağmen Onlara kötülük dokunursa,o zaman da insan pek nankördür (48).Yani derhal nankörlük eder ve unutur ; sanki Bizden hiç iyilik ve nimet görmemiş gibi davranır.Fakat onlar nasıl olur da Hakk’ın nimetinin bolluğunu ve rahmetinin genişliğini inkar ederler! Oysa Göklerin ve yerin hükümranlığı,yani ruhani ve cismani alemin ve o ikisinden oluşan varlıkların hükümranlığı,bütün mazharları kuşatan ve varlığa getiren Allah’tandır.O,iradesi ve özgür seçimi ile Dilediğini yaratır.Cömertliği ve fazlı ile kullarından Dileediğine sadece Kız çocukları,dilediğine sadece Erkek çocukları verir (49).

Yahudiler Hz Peygamber’i (s.a.v) kötüleyip peygamberliğine dil uzattılar  ve şöyle diyerek alaya aldılar.Eğer o nebi olsaydı,Allah’la konuşması ve O’na bakması gerekmez miydi? Nitekim Hz Musa Allah’la konuşmuş ve O’na bakmıştır.Bunun üzerine Hz Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur : ‘Musa , Allah Teala’ya bakmamıştır’.Çünkü Allah Teala gözlerin Kendisine bakmasından ve görme duyularının Kendisini idrak etmesinden ve düşüncelerin kuşatmasından yücedir.Daha sonra aşağıdaki ayet inmiştir.

Allah’ın Kulu İle konuşması Nasıl Olur?

Bir bşer için , Allah’ın kendisine vahiy ile,yani ilham ve riya şeklindeki vahiyden kaynaklanan bir konuşma ile veya perde arkasından işitilen konuşması.yani belli bir şeyin geri-sinden konuşması dışında konuşması söz konusu değildir.Nitekim Hz Musa,Allah’ın konuşmasını ağaç perdesinin gerisinden işitmiştir.Benzer şekilde fena-fillah makamını gerçekleştiren arif de Allah Teala’nın konuşmasını O’nu hal ve söz ile tesbih eden bütün mazharların arkasından işitir.Bu durumda beşer türü için Allah’ın ona doğrudan,perdesiz ve örtüsüz konuşması mümkün değildir ve insan türünün böyle bir şeye gücü ve istidadı yoktur.Zira yönlerle sınırlanmış olan ile sınırlanmamış ve sınır ve yönlerden müstağni olan arasında bir uygunsuzluk vardır ve bu yüzden ikisi arasında konuşma gerçekleşemez.Yahut bu konuşma elçi ve tercüman vasıtasıyla olur.Şöyle ki Allah zatının hizmetkarlarından,ki isim ve sıfatlarının kemalatının taşıyıcıları olan meleklerdir,Bir elçi gönderir ve o melek O’nun izniyle O’nun dilediğini,yani dilediği sözü dilediği kuluna vahyeder ve işittirir.Şüphesiz O,Kendine has işinde ve Kendine layık kemalatında Yücedir ve kudretinin izzet duvarları etrafında hiçbir mahlukunun dolaşmasına izin vermez.Yüceliğinin kemal ve nihayetinde Hikmet sahibidir (51).Nitekim O bazen vahiy ve ilhamla konuşur,kimi zaman örtü ve perde gerisinden konuşur,bazen de elçi vasıyasıyla konuşur.



Kaynak : Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C:V / bkz: 204-219