Şeytandan Korunanların Düştükleri İhtilaflar

Şeytandan korunmanın gerektiğini kabul eden bu görüş de,kendi içinde üç gruba ayrıldı ve ayrı ayrı görüşler ileri sürdüler.

  • 1-)Bir Grup Dedi ki=Allah madem bize şeytandan sakınmayı emretti,öyleyse en önemli görevimiz devamlı olarak şeytanın bizi saptırmasından sakınmak,bir an bile olsa bu korkuyu akıldan çıkarmamaktır.Çünkü bir anlık ihmal,bizi felakete sürükler.

2-)Diğer Bir Grupda Şöyle Dedi=Biz devamlı olarak şeytanın bize yapacağı kötülüklerden korunarak bununla meşgul olursak,bu bizim Allah’ı anmamıza engel olur.Çünkü şeytanın istediği zaten budur.Biz bir taraftan ibadet ve zikirle uğraşırken,diğer taraftan da şeytanın düşmanlığını ve ondan korunma ihtiyacını aklımızdan çıkarmamalıyız.Her iki konuyu da dikkate alarak tercih etmeliyiz.

Eğer şeytanı tamamen unutursak,şeytan ummadığımız yerden gelip bizi yoldan çıkarabilir.Devamlı olarak şeytanla uğraşmak ise bizim Allah’ı zikretmemize engel olabilir.En iyisi mümkün mertebe iki tarafı da dikkate alıp ona göre kendini hazırlamaktır.

Bu konuda araştırma yapan bilginler ise iki tarafında lüzumsuz konuştuklarını söylediler.Çünkü birinci grup yalnız şeytanla uğraştığından Allah’ın zikrini unuttu.Bunun gereksiz olduğu meydandandır.Zira bizim şeytandan sakınmak ve korkmakla emredilmiş olmamız,şeytanın bizim Allah’ı zikretmemize engel olmaması içindir.O zaman devamlı olarak kalbimizde şeytan nasıl düşünürüz.Onun istediği zaten bu değil mi? Böyle bir durum kalmizin ilahı nurdan yana boşalmasına yol açar ,şeytan böyle zikir nurundan boşalan bir kalbe yöneldiği zaman,bu kalb şeytanı savuşturmada gerekli güce sahip olamadığı için şeytanın kalbe karşı üstünlük sağlamasından korkulur.

Esasta biz şeytanı devamlı olarak beklememekle veya devamlı olarak akılda tutmakla emredilmiş değiliz.Diğer görüşte yanlıştır.Çünkü o da öncekinin yolundadır.Kalbi Allah’ın zikredilmesi ve şeytanın anılması ile doldurmuş,ikisini bir araya getirmiştir.Kalb şeytanın hazırlanmasıyla ne kadar meşgul olursa,Allah’ı zikretmeyi de o kadar azaltmış olur.

Gerçekte ise,Allah bize yalnız zatını anmamızı ve şeytanda dahil bütün kötülükleri kalbimizden çıkarmayı emretmiştir.Bu konuda yapılacak en doğru iş şudur:İnsan,şeytanın insana olan düşmanlığını ve şeytandan duyduğu korkuyu iyice kalbine yerleştirdikten sonra,devamlı olarak Allah’ı zikrederk bütün gayretini ona vermelidir.Şeytanı artık aklına getirmemelidir.Şeytandan duyduğu korkuyu kalbine yerleştirdikten sonra;Allah’ı andığı bir sırada,şeytan ona musallat olacak olursa,hemen kendini toparlar ve onu başından savar.

Demek oluyor ki;Allah’ın zikriyle olan meşguliyet,şeytanın insana verdiği vesveseyi önlemeye engel değildir.Hatta bir insan önemli bir işi için sabah erkenden kalkacağını kararlaştırarak uykuya yatınca sabaha kadar bilmediği halde bir kaç defa uyanır.Çünkü önceden kalkmakonusundaki kararını kalbine bir korku olarak yerleştirmiştir.Uykuda durum bu olunca,Allah’ı zikrettiği bir anda düşmanlığını önceden kalbine yerleştiren şeytana karşı uyanık olması,daha önceden sabit olur.Bu şekilde yalnız Allah’ı zikrederek heva ve isteklerini öldüren,akıl ve nuruyla kalbini aydınlatıp şehvet zulmetlerini söndüren kimsenin kalbi,düşmanın uzaklaştırılması esnasında daha kuvvetli olur ve şeytana galib gelir.Kalb gözü gören insanlar şeytanın insanlara olan düşmanlığını ve ondan sakınmak gerektiğini kalblerine yerleştirdiler.Artık onunla yani zikir ile uğraşırlar.

Böylece kendilerini düşmanın kötülüğüne karşı savunup zikir nuru ile aydınlandı ve düşmanlarını akıllarından çıkarıp kalblerinden attılar.Kalp,pis sulardan temizlendikten sonra temiz ve tatlı su bulunması istenen bir kuyuya benzer.Şeytan ile uğraşan kimseler pis suları kapılardan atan kimselere benzer.Hem Allah’ı zikredip hem de şeytanı aklından çıkarmayanlar,kapının bir tarafını temizledikten sonra,temizlediği yeri diğer taraftan tekrar pisleyen kimseye benzer.Böyle olunca da kuyu kolay kolay temizlenmez.Akıllı insan,pislik tarafını kapatır ve kuyunun tamamını temiz su ile doldurur.Böylece de dışarıdan gelen pis suyu temizlememesi daha kolay olur.

  • Kaynak= İmam Gazali / İhya Ulumi’d-Din / C:3 / bkz:885-886
Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.