Kuran Yurdu

Peygamberimizin Davetine İcabet Etmek

    Şu kadarı var ki çağrısına icabet için namazı kesme konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir.Bazısı bunun sadece Resulüllah’a icabete mahsus bir durum olduğunu, başkasına icabet için namazı kesmenin caiz olmayacağını söylemişlerdir.

    Çünkü namazı kesmek, onu geçersiz kılmak demektir. Başlanılan ameli geçersiz kılmak ise haramdır Alimlerden bazıları ise namaz kılan herkesin farz namazda bile olsa, düşmekte olan, ateşte yanan veya suda boğulan insanı kurtarmak gibi gecikmeye tahammülü olmayan durumlar için namazını bozmasının vacip olduğu görüşündedir

    Bilinmelidir ki ilim, edep ve emniyet sıfatlarına sahip evliyaya icabet, işaret yoluyla Peygamber’e icabete dahildir. Çünkü onlar peygamber varisleridir ve yolları Nebi (s.a.v)’in yoludur. Allah’a vasıl olmak isteyen kimsenin mutlaka makam ve mertebeleri bilen kamil bir mürşidin sohbetine katılması, hoşuna gitsin veya gitmesin davet ettiği şeyleri kabul etmesi lazımdır.

    Yine bilinmelidir ki, tarikat ehli üç sınıftır:

    AbidlerAbidlerin yolu çok amel etmek, zinadan ve sapıklıktan kaçınmaktır

    MüridlerMüridlerin yolu batıni kirlerden temizlenmek ve boş meşgalalerden uzak durmaktır

    AriflerAriflerin yolu ise kalbi Allah için tertemiz hale getirmek ve O’nun rızasını takip yolunda dünya ve ahireti bezlemektir.

    Ve ey müminler, öyle bir fitneden sakinin ki, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz. Yalnızca işi yerinden oynatanlara mahsus bir musibet olmakla kalmaz, aksine umumî hale gelir ve hepinizi içine alır. Bazı günahlar vardır ki, zararı umuma şamil olur.O günahın sebep olacağı fitne ve karışıklık, getireceği sıkıntı ve bela, yalnızca o günahı işleyenleri ve işi yerinden oynatanları yere sermekle kalmaz.O alimlerle birlikte o işe bulaşmamış, o günahı işlememiş olanlara da isabet eder +Bir çok suçsuzları da gelip bulur Kurunun yanında yaşı da yakar’

    Mesela:

    Yasakların duyurulmasında, iyiliği emir ile kötülükten men etme gibi konularda idare- maslahat yönüne gitmek, akide ve inanç ile cihad konularında tembellik ve gevşeklik göstermek bu çeşit günahlardandır.

    Bir hadis-i şerifte de ifade buyrulduğu üzere:

    “Bir geminin dibini delmeye uğraşan bir kişinin fiili öyle bir boğulma olayı meydana getirir ki bu fitne o geminin içinde bulunanlardan yalnızca onu delenleri ve onlara yardim edenleri değil hiç haberi olmayanlara varıncaya kadar hepsine isabet edecek şekilde bir musibet halinde ortaya çıkar”

    Belki bu işten hiç haberdar olmayanlar, daha hazırlıksız yakalanacaklarından dolayı daha zararlı çıkarlar. Bu sebeple böyle umumi fitnelere meydan vermemek için, işin başından itibaren iyi korunmak,muhtemel gelişmelere karşı önceden tedbirli olmak, ictimai hadislerde kontrolü elde tutmak o gemide bulunanların hepsine farz-ı kifaye olan bir görevdir.

    Bunun için öncelikle farz-ı kifayenin ifasını yüklenenler bu görevi olduğu farz-ı ayn gibi icra etmelidir. Geminin kaptanı ve tayfaları gibi. “lyiligi emretmek ve kötülüğü önlemekle görevli yönetici kadro” yani idarenin başında olanlar görevini tam yapacaktır.  Böyle bir yönetim kadrosu yoksa veya var da vazifesini tam olarak yapmıyorsa farz ihmal ediliyor demektir

    Buradan anlaşıldığına göre umumi fitne, yalnızca cürmü işleyen zalimlerin cezası değil, aynı zamanda ona meydan veren gafillerin de de cezasadır. Son nefese kadar çalışıp da fitneye engel olamayanlara gelince: “Rabbinize karşı bir mazeret olmak üzere” (Araf süresi,164) ayeti gereğince Allah katında mazur olurlar.

    Mamafih o zalim ve gafiilerin içinde bulunup onlara yakınlık gösterdiklerinden ve komşuluk ettiklerinden dolayı dünya hayatında o musibet çerçevesinin dışında kalmamaları da ihtimal dahilindedir Ahiret hayatında ecir alırlarsa da dünyada sıkıntı çekerler ve bunların çektikleri sıkıntı, o sıkıntıya sebep olan zalimlerin daha şiddetli azap görmelerini icap ettirir

    Bunun için fitneler zalimlerden başkasına isabet etmez sanmayınız ve ondan korununuz Ve şunu iyi biliniz ki, Allah azabı çetin olandır O’nun cezasının şiddetinden dolayıdır ki, fitnelerle gelen musibetler yalnızca zalimlere ve münhasır olmakla kalmaz, onların çevresinde bulunan yakınlarını da kaplar

    Tefsirde belirtildiğine göre “Allah ve Rasulü’nün davet ettiği hususlar bizi ihya edecek diriltecek ve bize hayat bahşedecek şeylerdir. Bunlar bizi bitki ve hayvan seviyesinden çıkarıp insanlık seviyesine yükseltecek, Allah’a kullukla hür ve huzurlu bir hayata kavuşturacak, bu hedefe ulaştıracak ilim ve ameli tahsile yönlendirecek bize ebedi saadeti bahşedecek hayati kaidelerdir.

    Peygamber (s.a.v) insanlığa bu hayat prensiplerini öğretmek için gönderilmiştir. Ayet-i kerimenin “Allah kişiyle kalbinin arasına girer” kısmına tefsinde şu mana verilmiştir:

    1- Bu ifade Allah’ın kula ne kadar yakın olduğunu temsili olarak anlatır. Buna göre Allah kulun kalbine kendisinden daha yakındır. Çünkü seninle başka bir şey arasında bulunan kişinin, o şeye senden daha yakın olduğu açıktır.

    2- Bu ifade, sahipleri gafil olsa da Allah’ın kalplerin bütün gizliliklerine müttali olduğuna dikkat çeker Nitekim Hz. Ali (r.a): Allah’im! Hakkımda bildiklerine göre beni bağışla!” diye dua ederdi

    3- Bu ifade, Allah’ın ölüm ve diğer afetlerle kişi ile kalbi arasına girmeden önce kalplerin kötü duygulardan arındırılıp temizlenmesi için gayretli olmaya teşvik etmektedir.

    Ayet-i kerimede sakınılması emredilen fitne,

    . toplumda dini inancın zayıflaması;

    . günahların yaygınlaşması;

    . anarşi,

    . kargaşa ve

    . hukuksuzluğun hakim olması ve

    . Allah’a kulluk yapmanın neredeyse imkansiz hale gelmesidir.

    Yüce Allah mü’minlere, toplumda günahların işlenmesine ve yaygınlaşmasına engel olmalarını emretmektedir. Aksi halde herkesi kuşatacak bir azap göndereceği ikazında bulunmaktadır.

    Bu sebepledir ki, Zeynep bint-i Cahş (r.anha): “Ey Allah’ın Rasulü, salih kimseler aramızda bulunduğu halde helak edilir miyiz? diye sorunca Efendimiz (s.a.v): “Evet, kötülük yaygınlaşacak olursa” diye cevap vermişlerdir

    Nitekim “kolera ve benzeri bulaşıcı hastalıkların bol olduğu ülkelerden gelenler, gümrüklerde kontrolden geçiriliyor, görüldüğü zaman sınır dışı ediliyor veya karantinaya alınıyor. İşte fitne de yeryüzünde bilinen hastalıkların tamamından daha tehlikeli, daha öldürücü ve yakıcıdır.

    Fitne” kelimesi Arapça’da altını ateşte eritip has altın ile karışık maddeyi birbirinden ayırmaya denir. Buradan hareketle insanı cehennem ateşine sokmaya sebep olan imansızlığa, imansızlık propagandasına, insanları dinden alıkoymaya, cennete perde olan dünya malı ile evlada da fitne denilmiştir.

    Bakara süresi 217.inci ayetinde fitne ‘ İsam’a giden yolu kapatma” olarak açıklanmıştır. Şu halde, açıklamakta olduğumuz ayet-i kerime mucebince insanları cehennem ateşine sürüklemek isteyenlere karşı bütün gücümüzle mücadele etmek durumundayız.

    Cenab-I Hak cümlemizi, Rasuü’nün hayat bahşeden davetine icabet edenlerden eylesin. Bulunduğumuz her yerde hayırların anahtar ve şerrin kilidi olmayı bizlere nasip eylesin.

    Amin.



    Kaynak = Cafer Durmuş / Ey İman Edenler / bkz: 469-472

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.