Ölümün Aslı Ve Hakikati

Ölümün aslını öğrenmek isteyenler bilmelidir ki, insanın iki ruhu vardır.

  1. Biri hayvanlara ait ruh cinsinden olan Hayvani ruh,
  2. diğeri de meleklere ait ruh cinsinden olan İnsani ruh.

Hayvani ruh, canlıların sol tarafından bulunan, yürek dediğimiz et parçasından meydana gelmiş olup, kalbin kaynağıdır. Kalp ise, hayvanın yapısal yaratılışından uzak olup buhar gibi, zariftir. Yumuşak bir yapıya sahiptir ve kalpten atar damarlar vasıtasıyla hareket ederek beyne ve diğer organlara ulaşır. Duygu ve hareketliliği bu ruh taşır. Beyne ulaştığında harareti azalır, sakinleşir. Göz görme kuvvetini, kulak duyma kuvvetini, diğer organlar da kendi duyarlık ve kuvvetlerini ondan alırlar. Bu, tozlu bir odadaki lambaya benzer. Lambanın ışığı tozlardan geçip duvara yansır ve orayı aydınlatır. Kandil aydınlığının duvara yansıması gibi, Yüce Allah’ın kudretiyle, görmek, işitme ve diğer duygulardaki kuvvetler de bu ruhtan diğer azalar da meydana gelir. Eğer bir damarda tıkanma olursa, ondan sonraki organ hareketsiz kalıp felç olur. His ve hareket kuvvetini yitirir. Doktor da organı sıhhate kavuşturmak için tıkanıklığı gidermeye çalışır.

Ruh bir kandilin alevi, kalp fitili, gıdalar da yağı gibidir. İçindeki yağ bitince kandil söner. İçinde yağ bulunur, fakat fitil çok yağ çekerse bozulur. Kalp de bunun gibidir. Fazla yemekten damarlar yağ bağlayınca, kalp gıdası olan kanı almaz olur. Yine kandilin yağ ve fitili eksiksiz olduğu halde, üzerine bir şey konduğunda sönmesi gibi, canlıya da büyük bir yara ve zorluk gelince ölür.

Yaradılış doğruluğunu yitirmediği sürece ruh, his ve hareket kuvveti gibi, Yüce Allah’ın izniyle, meleklerin varlığından güzel manalar alır. Fazla sıcaktan, fazla soğuktan veya başka nedenlerden dolayı sağlam yaradılış bozulursa, meleklerin varlığını anlamaya layık olamaz. Bir aynanın yüzeyi düzgün ve parlak olursa, karşısındaki şeylerin şeklini gösterir. Ama ayna düzgün olmaz veya pas tutarsa, karşısındaki şekilleri göstermez. Bu durum, şekillerin yok olmasından değil, gösterme özelliklerinin aynada kalmamış olmasından ileri gelir. Bunun gibi ruh sağlam ve doğru olunca, görevini yapar, bu özelliklerini yitirince his ve hareket kuvvetlerini almaz, almayınca organlar onun nurlarının bağışından yoksun kalır. His ve hareketini kaybeder, ölür.

Hayvani ruhun ölmesinin anlamı budur. Yaradılışın bozulması için sebepleri meydana getiren, ölüm meleği dediğimiz Yüce Allah’ın bir yaratığıdır. İnsanlar yalnız onun ismini bilirler. Aslını bilmek uzun sürer.Hayvanların ölümü bu şekildedir.

İnsanın ölümü ise daha başkadır. Çünkü insanda bu hayvani ruh bulunduğu gibi, daha önceki satırlarda anlattığımız kalp denilen başka bir ruh daha vardır. Bu ruh, hayvani ruha benzemez. Çünkü o saf hava, süzülmüş buhar, gayet zarif ve temiz bir cisimdir. İnsan ruhu ise cisim değildir. Çünkü bölünmez. Yüce Allah onda tanınır ve bilinir. Yüce Allah bir ve bölünmediği gibi, O’nun bilindiği yerinde bölünememesi gerekir. O halde, bu bilgi, bölünebilen bir yerde meydana gelemez. Aksine ancak bölünemeyen tek bir şeyde olur.

Yukarıda verdiğimiz örneği ele alırsak, fitil, yürek gibi, kandilin alevi hayvani ruh gibi, kandilin ışığı da insan ruhu gibidir. Kandilin ışığı kandilden daha zarif, daha ince olduğu ve bir şeye benzetilemediği gibi insanın ruhu da, hayvani ruha oranlar daha zarif ve bir şeye benzetilemez. Aslında bu benzetme, sadece güzellik ve zerafet bakımından doğru olabilir. Fakat başka şekillerde doğru değildir. Çünkü kandilin ışığı kandile tabidir, asıl olan kandildir. Halbuki asıl olan insani ruhtur, hayvani ruha bir şey olamaz.

O halde hayvani ruh, bir bakımdan insan ruhunun binek hayvanı, bir bakımdan da bir alet gibidir. Hayvani ruhun yapısı bozulursa, vücut ölür. İnsan ruhu ise olduğu gibi fakat aletsiz ve merkepsiz kalır. Binek hayvanının ölümü ve aletin yok olması, binicisinin de yok olmasına sebep olmaz. Yalnızca aletsiz kalır o kadar.

Bu alet, Yüce Allah’ın bilgi ve sevgisini anlamak, elde etmek için kendisine verilir. Eğer gayesine kavuşursa, aletin yok olması daha iyidir. Çünkü gayeye kavuştuktan sonra, alet kendisine yük olur. Peygamberimiz (S.A.S.): “Ölüm mü’mine hediye ve armağandır” sözü, av için tuzak kuran ve tuzağın yükünü çeken içindir. Avını ele geçirdikten sonra tuzağın yok olması onun için büyük kazançtır. Allah göstermesin, eğer bu tuzak avı elde etmeden önce çalışamaz duruma gelirse, ayrılık acısının ve felaketin sonu gelmez. Bu acı ve felaketin başlangıcı kabir azabıdır. Yüce Allah bizi ondan korusun.



Kaynak = Turan Yazılım / Mürşit 5 / Tasavvuf / 1.Bölüm / 4.Konu / 2.Kısım

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.