Ölümü Hatırlayarak Nefisle Mücadele Etmek

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır; O,hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.O,mutlak güç sahibidir,çok bağışlayandır (Mülk’2)

  • Allah Teala,biz müminleri bu dünyada imtihan etmek ve öteki alemde de hangimizin daha güzel amel ettiğini tayin etmek için bu dünyada ölümü yaratmıştır.Ölüm bir yok olmak değil,aksine yeniden doğmaktır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bir gün ashabı etrafında toplanmış buldu.Onlara yere birtakım çizgiler çizerek sohbet etti.Sahabelerden Abdullah b.Mesud Hz (r.a)’nin buyurduğuna göre;

  • Peygamber Efendimiz (s.a.v) yere bir dörtgen çizdi.Bu dörtgenin ortasına,onu bir kenarından keserek dışarı çıkan bir çizgi çekti.Ortadaki bu çizginin iki yanından ona doğru birtakım küçük çizgiler daha çizdi.Sonra çizgileri göstererek buyurdu;

‘Şu insan,şu da onu kuşatmış olan ecelidir.Dörtgeni keserek dışarı çıkan insanın arzularıdır.Ortadaki çizgiye yönelik küçük çizgiler dert ve ızdıraplardır.İnsan bu dertlerin birinden kurtulsa,öteki gelip çarpar.Şundan kurtulsa beriki gelip yakalar’.

Ecel her insanı muhakkak bir gün yakalayacaktır.Bundan kaçış yoktur.Bu dünya ise dertler ve musibetlerle her zaman karşımıza çıkacaktır.Bundan da uzak kalmamız mümkün değildir.Onun için şu dünya dertleriyle başa çıkmak için ne yapmak lazımdır?

İşte hadiste buyurulduğna göre Peygamber Efendimiz (s.a.v) ashabına yere birtakım şekiller çizmek suretiyle insanoğlunun bitmez tükenmez olan emellerini tasvir etmiştir.Bu emellerle insanın arasının ani musibetlerle,dertlerle ve ölümle nasıl kesildiğini canlı bir şekilde buyurmuştur.Ashabını ve biz ümmetini bir türlü bitmeyen emellere karşı uyarmıştır.Her birimizi de bunlara karşı dikkatli olmaya ve her an ölecekmiş gibi ihsan duygusu içinde yaşamaya teşvik etmiştir.

Yine bu konuda Cabir b. Abdullah (r.a) efendimizin rivayet etmiş olduğu bir başka hadis şöyledir;

Resulüllah (s.a.v) bir gün yanında otururken toprağın üzerine bir çizgi çizdi ve ‘Bu,Allah Teala’nın dosdoğru yolduru’ buyurdu.Daha sonra söz konusu çizginin sağına ve soluna ikişer çizgi daha çizdi ve ‘Bunlar da şeytanın yollarıdır’ buyurdu.Daha sonra mübarek ellerini ortadaki çizginin üzerine koydu ve şu ayet-i kerimeyi okudu:’Şüphesiz bu,benim dosdoğru yolumdur.Buna uyun.(Başka) yollara uymayın.Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır.İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti (En’am’153)’

Resulüllah (s.a.v) bir gün bir zatı defnettikten sonra etrafında bazı sahabiler olduğu halde elindeki çubukla yere bir çizgi çizdi.Daha sonra bu çizginin sağına ve soluna da birer çizgi çizdi.Sonra ashabına sordu;

Bunlar ne ifade eder bilir misiniz? Ashab-ı kiram efendilerimiz; Allah ve Resulü daha iyi bilir buyurdular.Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v) buyurdu ki;

Bu birincisi insandır.İkincisi de onun ecelidir.İnsan üçüncüsüne (emel) ulaşmak için elini uzatır.Ancak daha emeline varamadan ecel onu yakalayıp kapar.

  • İşte muhteremler !

İnsanoğlu ölümü bilir,çevresindekilerin öldüğünü görür ama sonu gelmeyen emeller ve dünyalık tamah ve hırsı ona ölümü unutturur.Böylece gaflet başlar.Hayat koşuşturmaca içinde devam eder gider.Oysa ölüm ve hayat müminin yolunda iki aziz nimettir.

Yine Ashab-ı Kiram’dan Abdullah b. Ömer hazretlerinden (r.a) nakledilen bir hadise göre bir zat Resulüllah Efendimiz’e (s.a.v) gelmiş ve müminlerin en faziletli olanının kimler olduğunu sorrmuş.Peygamberimiz’de (s.a.v)

‘Ahlakı en iyi olanlardır’ buyurmuş

Daha sonra aynı zat müminlerin hangisinin en akıllı olduğunu sormuş,bu defa
Peygamber Efendimiz (s.a.v);

‘Müminlerin ölümü en çok hatırlayanları,ölüme en iyi hazırlık yapanlarıdır.İşte akıllı olanlar bunlardır’ buyurmuştur.

Resulüllah (s.a.v):

Allah’a O’nu gözünle görüyormuş gibi ibadet et.Her ne kadar sen O’nu görmesen de yüce Allahs eni görmektedir.Mescide gireceğin zaman güzelce abdest al.Namaz kılmaya başlarken ölümü hatırla.Çünkü namazda ölümü hatırlayanın namazı güzel olur.Bir daha başka namaz kılamayacağını düşünen kimse gibi namaz kıl’ buyurmuştur.

Bunun içindir ki ölümü çok anmamız ve hiç aklımızdan çıkarmamamız lazımdır.Dünya hayatını düşündüğümüz kadar hatta ondan çok daha fazlasıyla ahireti,ölümü hatırlamak gerekir.Bunun için en önemli faydası nefsin terbiyesinde kendisini gösterir.Nefsimize ölümü hatırlattıkça,nefis durulur,ıslah olma gayretine yönelir.Nefsin bu özelliğinden istifade etmemiz lazımdır.Ölümü unutup dünya muhabbetine dalmak,nefsin zaten asli görevidir.Ancak ona bunu yapması için fırsat vermemek lazımdır.Çünkü ölümün unutulmasıyla hayat insana tatlı gelmeye başlıyor.Resulüllah (s.a.v) buyurmuş;

  • Lezzetleri kesen ölümü çokça anın.

Yüce Allah ise şöyle buyurmaktadır;

Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara.Dünyadan da nasibini unutma.Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sende iyilik yap ve yeryüzünüde bozgunculuk isteme.Çünkü Allah bozguncuları sevmez (Kasas’77)

  • Şu halde kardeşlerim bunun manası ne oluyor;

Ey Müslüman! Sana hangi cins nimet verildiyse ahiretin kazancını temin etmek için onu harca.Yüce Allah’ın sana dünyada verdiği şeyler ile cenneti talep et.Nelerden hoşnut ve razı oluyorsan,unutma ki onların hepsi gelip geçicidir.Ve yine unutma ki,senin dünyadan en son nasibin şu cesedin ve bir de kefenindir.

Tasavvuf büyükleri onun içindir ki insandan söz ederken,onun çok önemli iki temel unsuruna dikkatimizi çekmişlerdir;

  • İnsanoğlunun beş unsurdan meydana gelmiş olmasıdır

İnsanın manevi kalbi,ruh,hafi,sır ve ahfa gibi temel unsurlarının olmasıdır.Mesela insanda yaratılışı gereği toprak tabiatı ile tembellik vardır.En verimli toprak bile kendi haline bırakılırsa,ekilip işlenmezse,ondan bir verim alınamaz.Ateş unsuru ise insanda gazabı meydana getirir.Su,hangi kaba konursa kabın rengini alıp onun şekline bürünmesi misali,insanların riyakarlık sıfatının sebebi budur.Havanın asli özelliği yükselmektir.İnsandaki kibir,başkalarını küçük,kendini büyük görme özelliği bundan kaynaklanır.Kendini beğenen,kendisinin farklı ve üstün olduğunu zanneden kişinin en belirgin özelliği budur.Bütün bunlar ıslah edilinceye kadar nefisle mücadele etmek lazımdır..

Şu halde kul,nefis sebebiyle kötü ve fena fiilleri işlemektedir.Halbuki insanoğlu yine yaratılış gereği ruh,kalp,hafi,sır ve ahfa sıfatlarıyla Allah’ı bilmesi icabeder.Ruh ve kalp esasen,Allah’ın emriyle letaif ve nur-i ilahiyyeden yaratılmıştır.Asli vazifesi olarak ilahi huzuru,ruh ise muhabbet-i ilahiyyeyi talep eder.Sır,Allah’ın birliğinden çıkmamak lazım geldiğini,hafi ise Allah’ın azametine karşı ibadet ve taate düşkün olmayı ister.Onun içindir ki :’Ölmeden evvel ölünüz’ sırrı insanoğlundaki hayvani sıfatların değiştirilmesine işaret eder.

  • İşte muhterem kardeşlerim !

Allah Teala insanoğlunun nefsine birtakım özellikler yüklemiştir.İşlenen günahlarla nefsin harama meyleden hususiyelerini çoğaltmamak lazımdır. Cenab-ı Hak samimi bir şekilde tövbe edenlerin tövbelerini kabul buyurur.Ama kul günahları meydana getiren kötü ahlakı ve nefsinin çirkin huylarını değiştirmezse,günahlara tövbe etse de hakiki menfaati elde edemiyor.Yani ahlakı güzelleşmedikçe günah kapısı kapanmış olmuyor.Onun için günahta ısrar etmek büyük günahlardan sayılmış,küçük günahlar da birike birike büyük günah olur.

İmam Nevevi Hz (r.a) şöyle buyurmuş;

Tasavvuftan maksat,günahları terk etmek olmakla beraber kul,günahları meydana getiren kötü ahlakı güzel ahlaka döndürmedikçe kamil bir ahlaka geçmiş sayılmaz

İşte bu güzel ahlakı elde etmek için tasavvuf yolunda ‘nefsi öldürmek’ gerekir.Burada nefsi öldürmek derken nefis ölüp yok olmaz.Ancak ıslah edilir,yani kötü makamdan bir başka güzel makama geçilir..Nefsi öldürmek demek onu yok edip kökünü kazımak demek değildir.Mesela gazap ve şehvet kuvvetlerini ifrat ile tefritten sıyırarak itidal dairesinde kullanmak demektir.

Allah’a kulluk etmeyenin nefsi kötüdür ve nefs-i emmare seviyesindedir.Nefs-i emmare başı boşluktan kendi hevasında dolaşıp durmaktan kontrol altına alınamayışından dolayı ’emmare’ (her zaman kötülüğü emreden) adıyla anılmıştır.Eğer insanlara nefis verilmemiş olsaydı dünya hayatındaki imtihanın da herhangi bir kıymeti kalmazdı.

Mesela;

Meleklerde nefis yoktur.Bu sebeple,yalan,iftira,adam öldürme,zina … vb konularda günaha girmezler ve bu konuda sorumlulukları da yoktur.Çünkü bu hususları bilmezler,tanımazlar.Nefisleri olmadığından zina etmek,yalan söylemek gibi duyguları ve hevesleri yoktur (Bakara Süresi’102 ayetin tefsirine göz atınız).Bu yüzden de makamları sabittir.Nasıl yaratılmışlar ise o halde ibadet eder dururlar.Ancak insanoğlunun makamı sabit değildir.İnsan,ya en yüce makamlara (ala-yı illiyyin) yükselir veya en aşağı seviyeye (esfel-i safilin) düşebilir.Eğer insanda nefsi emmare olmasaydı bizim de yeryüzünde olmamızın bir anlamı olmazdı.

Bu sebeple ‘Keşke hiç günah işlemeseydik’ diyemeyiz.Asıl marifet,nefsi yerli yerinde kullanabilmektir.Bunun yolu da ancak kötü sıfatları düzeltmekle olur.

‘Ah şu kadınlar olmasaydı,ah şu erkekler olmasaydı zina olmazdı,fuhuş yapılmazdı,huzur olurdu’ diyen kimse aslında Rabbü’l alemin’in koymuş olduğu sistemi kabul etmemiş oluyor.Zina yapmamak,fuhşa alet olmamak önemlidir.Nefis ister.Onun tamahkarlık özelliği vardır.Nefsin her istediğini vermemek,her şeye tamah etmemek mühimdir.Bunun adı da nefisle mücadele etmektir

(Haricen Not= Allah Teala erkeği kadına meyilli yaratmıştır ve bu meylinde zina gibi bir çirkin fiile sebep olmaması için evlilik fıtratını koymuştur.Yoksa zina edip de bunu -haşa- Allah’a ,kaderine yüklemek Allah ‘a iftira atmaktır).



Kaynak= Mehmet Ildırar / Tasavvuf Ve Nefis Terbiyesi / bkz:49…55

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.