Öldüren de Yaşatan da Allah’dır

  • 13 Mayıs 2018
  • 59 kez görüntülendi.

Seni Öldüren de Yaşatan da Yeniden Diriltecek Olan da Allah’dır



Al-i imran süresinde, mü’minlerin hayata bakışını yeniden tanzim eden ayetlerde şöyle buyruluyor:”Ey iman edenler! Sizler inkar edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında “Eğer bizim yanımızda kalsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi” diyenler gibi olmayın. Allah bu kanaati onların kalplerine (kaybettikleri yakınları için onulmaz) bir hasret (yarası) olarak koydu. Canı veren de alan da Allah’tır.Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür.

Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki; Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır. And olsun, ölseniz de öldürülseniz de Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.” (3/156-158)

Bu mübarek ayetler mü’minlere zor zamanlarda duruşlarının net müminlerin olması gerektiğini hatırlatıyor Hayat ve ölüm hakkındaki telakkilerinin inkarcılar gibi olmaması gerektiğini bildiriyor. Ve mü’minlere; savaşta da sulh halinde de öldüren ve yaşatanın Allah Teala olduğuna dair inançlarının tam olması gerektiğini emrediyor. Hayata ve ölüme Müslüman’ca bakışı öğreten bu ayetleri anlamak için

“(Uhud’da) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı Yine de Allah, onları affetti. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, halimdir (3/155)” mealindeki bir önceki ayete bakmak gerekiyor ki bu ayet-i kerimede, Uhud gazvesindeki yenilgiye bazı kusurların sebebiyet verdiğini bildirilmekte ve onun gibi kusurlardan kaçınılması lüzümuna işaret edilmektedir.

Bu takdirde ayet-i kerimenin manası şöyle olur: “iki ordunun Uhud gazvesinde karşılaştığı gün sizden geri dönenlerin ayaklarını bazı kusurları sebebiyle şeytan kaydırmak istemiştir Artık şeytanın arzusuna uygun davranmaktan kaçınmalısınız vesvese vermesine müsait olan o gibi yakışıksız hareketlerden uzak bulunmalısınız.

Ancak, bahsedilen hataları işleyen o zatlar tövbekar olup özür dilemiş oldukları için Allah Teâlâ onları affetmiştir. Çünkü Allah Teala tövbeleri kabul eden, çok bağışlayandır. Artık kulların üzerlerine düşen, bu ilahi lütuftan dolayı şükretmekle mükellef olduklarını bilmektir kusurlarından bir an evvel tövbe etmektir, af kapısına tutunmaktır.”

Zaten Uhud’da yapılan hata savaşa çıkmaya karar Resulüllah (s.a.v)’in değildi. Düşmanla karşı karşya gelince zaaf gösterip dağılan Müslümanlara aitti. Şeytan onları, bazı yanlış düşünce ve davranışları yüzünden aldatıp yoldan çıkarmak istemiş ve bu hususta kısmen başarılı da olmuştur. Lakin yaptıklarına pişman oldukları için Allah onları affetmiştir çünkü Allah Teala, çokça affeder; kullarını cezalandırmakta acele etmez. Nitekim merhameti bol olan Rabbimiz, müminlerin kusurlarından bahsettikten sonra, fazla üzülmemeleri için hemen onları affettiğini beyan etmiştir

Uhud sonrası münafıklar, şehitler için:

Bizim yanımızda olsalar di öldürülmezlerdi” dediler

Resulullah (s.a.v) ve ashabı ağır yaralı vaziyette Medine’ye döndüklerinde münafıklarla Yahudiler sevinip gülerek bu çirkin sözleri açıkça söylüyorlardı. Münafıkların başı Abdullah b. Übey’in samimi bir Müslüman olan oğlu Abdullah da Uhud da yaralanmıştı.Sabaha kadar ateş yakıp yaralarını dağlamakla meşgul oldu.Babası kendisine;

“Onunla bu şekilde savaşa çıkman doğru değildi! Muhammed beni dinlemedi de çocuklara uydu.Vallahi ben böyle olacağını gözümle görür gibiydim” deyip duruyordu.

Oğlu da cevaben

Allah Teala nin, Rasulüne ve Müslümanlara takdir edip başlarına getirdiği şey, her şeyden daha hayırlıdır” diyordu.

Gerçek şu ki, inançsızların sahip olduğu bu ve benzeri düşünceler onları hayat boyu rahatsız edip üzüntülere gark eder. Şöyle yapsaydık böyle olurdu, şunu yapmasaydık bu başımıza gelmezdi” şeklindeki serzenişleriyle, kalplerinde daima bazı şeylerin hasretini ve acısını çekerler

Munafiklar bu anlayışları sebebiyle, ticari seferlere ve cihada çıkmaya cesaret edemezler Cesur Müslümanlar büyük karlar veya ganimetler elde ederek döndükçe de pişmanlık ve hüzün duyarak tahassür içinde kalırlar. Onların ahiretteki pişmanlık ve acıları ise daha büyük olacaktır.

Halbuki insana hayata veren de onu öldüren de Allah’tır.Eceli gelmeyen bir insan Halid b. Velid (r.a) gibi en ön safta yüzlerce savaşa katılır ve vücudunun her yerinden yara alır da, ileri yaşlarda yatağında can verir. Kendince riskli gördüğü hiçbir girişime katılmayan nice insan vardır ki, evinde bir yudum suyu içerken boğulur

Halbuki Allah Teâlâ, kullarının bütün yaptıklarını görmekte ve niyetlerini bilmektedir.Öyleyse kafirler gibi davranmayıp hakiki mü’minlerin yolundan gitmeli.Allah’a güvenip dayanmalı ve şu gerçeği akıldan çıkarmamalıdır:

Allah yolunda cihad etmek yani söz ve davranışlarımızla güzel bir gayretin içinde olmak en kıymetli ameldir o yolda öldürülenleri Allah’ın mağfireti ve rahmeti kaplar ki bu, kişinin dünyada elde edebileceği her şeyden daha hayırlidir.

Bir de şu var; kişinin dünya malından istifade edip edemeyeceği belli değildir; ya kendisi ölür ya mali telef olur Bunlar olmasa bile, dünya lezzetleri elem ve acılarla karışıktır, sıkıntılarla doludur. Ahiret nimetleri ise böyle değildir.

Diğer taraftan, dünya nimetleri geçicidir. Ve bunlar ne kadar mükemmel olursa, elden çıktığında insanın gönlünde bıraktığı acı ve tahassür o kadar büyük olur. Ahiret nimetleri ise ebedi ve elemsizdir orada, elde edilen bir nimeti kaybetme korkusu yoktur. Bu bakiıdan Allah Teala, daha önceki ayetlerde mücahidleri Allah’ın mağfiretine koşmaya teşvik etmiştir.Burada ise derecelerini daha da yükseltecek onları Allah’ın huzurunda toplanmaya teşvik etmektedir.Cenab-ı Hak,önceki ayette evvela ‘Allah’ın mağfireti’ buyurdu ki bu,ikabından korkarak kendisine ibadet eden mü’minlere işarettir.Sonra ‘ve rahmeti’ buyurdu ki bu,mükafatını elde etmek için kendisine ibadet edenlere işarettir.Açıklamakta olduğumuz bu ayette de:

Andolsun ölseniz de öldürülseniz de Allah’ın huzurunda toplanacaksınız (Al’i İmran-158)” buyurmak suretiyle Allah’a sırf Rab olduğu için ve kulluk sebebiyle ibadet edenlere işaret etmiştir.İşte bu son grubun hali,kulluktaki derecelerin en yükseği ve makamların en yücesidir.

Bundan önceki ayetlerde Müslümanlara, ayaklarının kaydığı bazı noktalar ve bunun sebepleri hatırlatılmıştı. Ancak Cenab-ı Hakk’in rahmeti galip olduğundan söz hemen yumuşak muameleye ve affa getirilmiştir. Allah’ın rahmeti hatrlatıldıktan sonra her şeye rağmen hatalı mü’minlerin affedildiği beyan edilmiştir.Hata edenler için Allah’tan mağfiret talep etmeleri emredilmiştir.



Kaynak = Cafer Durmuş / Ey İman Edenler / bkz: 98-101