Nemelazımcılık

Islah hareketine doğru yerden başladıkları takdirde doğru netice alabileceklerini müminlere öğreten ayet-i kerimede şöyle buyurlmuştur: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır.Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir” (Maide sûresi, 5/105)

Bu ayeti kerime, Müslümanları uyanmaya davet etmekte ve bir takım sapıkları taklit etmekten sakındırmaktadır. Bununla birlikte Müslümanlara şu müjdeyi vermektedir ki; kendi üzerlerine düşünleri hakkıyla yerine getirip de mukaddesata riayet ettikleri taktirde sapıklar yüzünden mesul olmayacaklar ve azaba uğratılmayacak

Ayet-i kerime, ashab-ı kiramın iman etmeden vefat eden yakınlarına acıdıkları ve onların da iman etmelerini temenni ettikleri sırada müminleri teselli etmek üzere nazil olmuştur.

Şöyle ki dalalet içinde yüzdükleri için neredeyse Allah’ın hiçbir emir ve yasağından korkmuyorlardı. “Müminler ise kafirlerin hallerine bakıp acıyorlardı; Allah’ın emir ve yasaklarını dinlemeyerek sapıklık içinde yüzdüklerini gördükçe bunlara acıyarak iman etmelerini temenni ediyorlardı. Bu sebeple açıklamakta olduğumuz ayet-i kerime nazil olmuştur.

Ayet-i kerimenin izahi sadedinde Ruhu’l-Beyan’da şöyle denilmektedir “Ey iman edenler! Siz kendinize bakin”  Yani kendi nefsinizi ıslah etmeye ve onu Allah’in ahiret azabına düşürecek hallerden muhafaza etmeye çalışsın. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde, doğru yoldan sapan kimsenin sapan kimsenin sapıklığı size zarar veremez. Onların yoldan çıkmış olmalarının zararı size ulaşmaz.

İster dalalet ehli,isterse hidayet ehli olsun hepinizin kıyamet günü dönüşü, başkasına değil Allah’adır. O size dünyada iken hidayet ve dalalet amellerinden yaptıklarınızı haber verecektir. Bu ifade hidayet ehline va’d (müj de), dalalet ehline ise vaid (azabla tehdit) anlamı taşımaktadır. Ayrıca burada senin başkasının yaptıkları sebebiyle hesaba çekilmeyeceğine de dikkat çekilmektedir. Ancak buradan ayetin insanın gücü yettiği halde emr-i bi l maruf inehy-i ani’l-münkeri terk etmesine ruhsat olduğu vehmine düşülmemelidir. Nitekim hidayete ermenin şartlarından biri de münker olan şeyi gücü nispetinde reddedip hoş görmemek olduğu halde, böyle düşünülebilir mi?

Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Sizden kim bir kötülük görürse gücü yetiyorsa onu eliyle değiştirsin.Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin.Buna da güç yetiremezse kalbiyle buğzetsin. Hz. Ebu Bekir Siddik (r.a) bir gün minberde şöyle söylemiştir:

Ey insanlar, siz bu ayeti okuyorsunuz fakat yanlış anlayıp esas maksadının ne olduğunu bilmiyorsunuz. Ben ise Rasulullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Eğer insanlar bir kötülüğü görür de onu düzeltmezlerse Allah onları toptan cezalandırır

Bu sebeple iyiliği emredin, kötülükten nehyedin; bu ayeti yanlış anlayıp da aldanmayın. Sonra içinizden bazıları kalkıp “Ben kendime bakarım (başkaları neme lazım)” demesin! Vallahi, ya iyiliği emredip kötülükten sakındırırsınız ya da Allah başınıza en şerlilerinizi musallat eder. Onlar da size en acı eziyet ve azabı tattırırlar. o zaman en hayırlılarınız bile dua etse duaları kabul olunmaz”

Eğer bir adama, “neden iyiliği emretmiyorsun?” diye sorulduğunda ‘Bana ne’ diye cevap verirse veya bir adama ‘Filana emr-i bi’l ma’ruf yap‘ denilse de o ‘O bana ne yapmış ki? Benim onunla işim olmaz’ dese ya da ‘Benim o luzümsuzla ne işim olur?’ diye cevap verse o kişinin küfre girmiş olmasından korkulur.

İyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak farzdır. Ancak buna gücü yetmeyenlerden sakat olur; bunun dışında herkese gerekir.Şu kadar var ki selefi salihin, bazı zamanlarda bu farzın elle ve dille yapılamamasını mazur görülmüşlerdir. Hülasa konu şahıslara durumlara ve zamanlara göre farklılık arz eder. Fakat bunun sevabını uman kimsenin haddi aşmaması ve zamanın gereklerini gözetmesi icab eder. Çünkü her zamanın kendine mahsus hükmü ve insanları vardır

Ayet-i kerimenin işari manasını şöyle açıklayabiliriz

Buradaki”Ey iman edenler!” ifadesi, “Ey Allah’ı bulmanın o talep etmeye bağlı olduğuna kesin olarak inanmış olanlar hakikat yolcularının inandığı gibi iman edenler” demektir. Nitekim Allah Teala kudsi hadiste şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin! Beni talep eden bulur

Siz kendinize bakın’ nefislerinizin tezkiyesiyle meşgul olun.Çünkü “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems süresi, 91/9-10)

Siz, kendi nefislerinizi terbiye etmeden başkalarının nefislerin terbiye etmeye uğraşmayın. Halkın bu konudaki istekleri, sizi hoş karşılamaları,size karşı hüsn-i zan sahibi olmaları, iltifat etmeleri ve yakınlıkları sakin sizi aldatmasın. Çünkü yukarıda sayılanların herhangi birine iltifat etmek,derviş için keskin bir zehir gibidir.

Müride gereken, nefis terbiyesi konusunda zamanın efendisi olan kamil bir mürşide yani seyr- süluk eğitimi vermeye tam ehil bir kimseye bağlanmak ve onun iradesince davranıp bu yolun hükümlerine teslim olmaktır. Helak olanların çokluğuna bakmamaktır. Çünkü Allah (c.c)’in fevkinde bir helak edici mevcut değildir

Ey talipler ! Siz doğru yolda olduğunuz, Hakk’a giden yol üzerinde talipler takdirde,sapan kimse bu yolda boğulanlar size zarar vermez.

Ey hidayet yolu üzerinde inayet cezbelerine talip olanlar ve ey hile ve isyan yolu üzerinde kahir ve terk edilmişlik zincirleriyle bağlana dalalet ehli! Hepinizin dönüşü Allah’adir o size yaptıklarınızı haber verecektir.Yani iyi amellerinizin sevabının lezzetini ya da kötü amellerinizin cezasının elemini size tattıracaktır.

“Bilinmektedir ki doğru yolda olmanın, doğru yolu tutmanın esaslarından biri de, gücü yettiği kadar iyiliği emretmek kötülüğü yasaklamaktır.

İçinizden hayra çağıran,iyiliği buyurup kötülükten men eden bir topluluk olsun.İşte onlar kurtuluşa erenlerdir (Al’i İmran-104)”

“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten men edersiniz (Al’i İmran-110)”, iyiliği buyurup kötülükten men eden bir topluluk olsun. işte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Al-i imran süresi, 3/104) bunun delilidir. Aynı şekilde bir hadis-i şerifte de: “Sizden her kim bir kötülüğü görür ve değiştirmeye gücü yeterse onu eliyle değiştirsin eğer buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle değiştirsin” buyrulmuştur.

Tefsirde belirtildiğine göre, bu ayet-i kerime,insanlar arasındaki ayrılık ve farklılığa vurgulamaktadır. Bir tek ümmet olmaları sebebiyle aralarında gerçekleşen dayanışma ve beraberliği ifade etmektedir

Buyruluyor ki; “Ey müminler, siz kendinizden sorumlusunuz,eğer siz doğru yolda olursanız sapıklar size zarar veremez”

Yani siz iman edenler, diğer insanlardan farklısınız. Aranızda dayanışma ve beraberlik içindesiniz. Öyleyse siz kendinizden sorumlusunuz.Kendi nefsinizden mesulsunuz, onu temizleyin ve arındırın. Öncelikle içinde bulunduğunuz İslam toplumumun durumuna bakın, ona bağlanın ve bu bağlılığın gereklerini yerine getirin. Siz doğru yolda olduktan sonra, başkasının sapıklığından size bir zarar gelmez.siz başkalarından apayrısınız;  bariz vasıflarıyla temayüz eden farklı bir birliksiniz. Siz kendi aranızda dayanışma içinde bir ümmetsiniz. Siz müminler olarak öncelikle birbirinizin dostlarısınız, sizin başka inanç gruplarıyla onları veli edinme anlamında bir dostluğunuz ve bağlılığınız olamaz

Dikkat edilirse, bu ayet-i kerime tek başına, İslam ümmetinin karakterini ve diğer insan toplulukları ile ilişkilerindeki ana ilkeleri belirlemektedir denilebilir. Şöyle ki:

İslam ümmeti, Allah’ın taraftarı olan bir topluluktur. İslam ümmetinin kendi arasında bir dayanışma içerisine girmesi, birbirine tavsiye ve öğütlerle destek olması gerekir. Allah’ın gösterdiği doğru yolu izleyerek ümmet şuurunu kuşanarak birlik ve beraberlik içinde bulunması lazımdır. Bunu temin ettikten sonra çevresindekilerin sapıklığa düşmesi onlara asla zarar vermez. Ancak bu, İslam ümmeti insanları hakkın doğru yola davet yükümlülüğünü ihmal etsin demek değildir İslam ümmetinin Allah’ın huzurunda yalnız kendisinden sorumlu olması doğru yolu izledikten sonra sapıklığa düşenlerin ona zarar vermemesi öncelikle kendi aralarında, sonra yeryüzünün tamamında iyiliği yaygınlaştırmak, kötülüğü ortadan kaldırma konusundaki görevlerinde kusur yaptığında hesaba çekilmeyeceği anlamına gelmez.

Ayet-i kerimedeki sorumluluğun sınırlar, eskiden baz kimselerin anladığı ve şimdi de bazı kimselerin anlayabileceği gibi müminlerin birer fert olarak iyiliği yaymak, kötülüğü engellemek göreviyle mükellef olmadığı anlamına da gelmez. Bu, İslam ümmetinin bizzat kendisi doğru yolda olduktan sonra,etrafındaki insanların sapıklığa düşmesi ona zarar vermez’ demektedir. Bu ayet-i kerime,elbette ki ferdin ve ümmetin kötülüğe karşı koyma sapıklığa karşı direnme konusundaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bilakis Müslümanlar fert ve cemiyet planında kendi istikametlerini muhafaza ettikten sonra İslam’ın erdemlerini çağın idrakine sunma konusunda kimseden çekinmemek gerektiğine işarettir.



Kaynak = Cafer Durmuş / Ey İman Edenler / bkz: 92-97

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.