Nefsine Uyarsan Helak Olursun Nasılmı

Karun,Hz Musa’ya (a.s) iman etmeden önce Mısır Firavun’unun temsilcisi idi.Önceden fakir ve güzel huylu idi.Firavun’a yakın adamlarından biri olmasının sağladığı imkanlarla giderek zenginleşti.Mal ve servet arttıkça,hırs ve cimriliği de o oranda arttı.Zamanla sahip olduğu zenginliği,kendi ilmi ve dehasının ürünü olarak görüp müthiş bir görür ve enaniyet sergilemeye başladı.

Karun ilk önceleri Hz Musa’ya iman etmişti.Ancak,sahip olduğu maddi servet başını döndürmeye,hırsı ve kıskançlığının etkisiyle nifak tohumlarını atmaya başladıki,insanlar arasında gezerken yere göğe sığmaz bir halde yürüyordu.Bir taraftan serveti diğer taraftan da ilmiyle övünmeye ve şımarmaya başladı.Hz Musa’nın (a.s) kavminden olmasına rağmen,bu yüce Peygamber aleyhinde Firavun’la işbirliği yapmaya başladı.Bu Kur’an-ı Kerim’de beyan edildiğine göre;’Karun, Musa’nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti: Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez (Kasas’76)’

Karun,yapılan ikazlara hiç kulak asmadı.Kendisine verilen mal ve servetin aslında bir imtihan olduğunu düşünmek bile istemedi.Sahip olduğu zenginliğin tamamen kendi ilminin ve dehasının,aklının çalışması sonucu olduğuna inandı.Karun,sahip olduğu mal ve servetle göz kamaştırıyordu.Dünya hayatını arzulayanlar,keşke ona verilenlerin benzerleri bizim de olsaydı diye söyleniyor ve onu çok şanslı zannediyorlardı.Ancak ilim sahipleri öyle düşünmüyorlardı.Karun’a imrenenleri ikaz ediyor ve iman edip iyi işler yapanları çok daha büyük mükafatların beklediğini hatırlatıyoralrdı.

Başta Ad ve Semud kavmi olmak üzere nice zengin,kuvvetli kişi ve kavimler bu dünyaya gelmişler ve isyanları sebebiyle helak olup gitmişlerdi.Kötü sonlarını ne servetleri ne de sahip oldukları bilgileri engelleyebilmişti.Hz Musa,Harun’a zekat vermesini istediyse de kendisi zekat vermediği gibi İsrailoğullarının zenginlerini de zekat vermemeye teşvik etti.Sadece bu hareketi ile kalmadığı gibi de Firavun’la işbirliği yapıp peygamberin aleyhinde faaliyetlerini artırarak bir kadınla,para karşılığı Hz Musa ‘ya (a.s) iftira etmesi konusunda da anlaştı.

Hz Musa’nın (a.s) kavmine nasihat ettiği bir günde yanına gitti.O sırada Hz Musa zinanın suç ve büyük günah olduğundan bahsediyordu ki aradığı fırsatı bulan kadın Karun,Musa Peygamber’in söylediklerinin kendisi için de geçerli olup olmadığını sorunca Hz Musa (a.s) böyle bir günahı işlediği takdirde cezanın kendisi için de geçerli olduğunu söyledi.Bu cevap üzerine Karun,parayla tuttuğu kadını şahit göstererek peygamberin bu kadınla zina yaptığı iftirasında bulundu ve cezanın uygulanmasını istedi.

Hz Musa (a.s) kadını,Allah için doğru söyleyeceğine dair kadını yemin ettirdi.Allah’tan korkan kadın,tövbe edip doğruyu söyleyince Karun’un planı suya düştü ve kazmış olduğu kuyuya da kendisi düşmüş oldu ve ne yapacağını şaşırdı.Hz Musa (a.s) hemen şükür secdesi yaparak Cenab-ı Hakk’a yalvardı;

  • ‘Ya Rabbi! Senin düşmanın bana eziyet etti,beni rezil ve rüsva etmek isteyip,çirkin bir fiille suçladı.Ey Allah’ım onun cezasını ver’ dedi

Daha sonra kavmine yöneldi ‘Cenab-ı Hak beni Firavun’a gönderdiği gibi Karun’a da gönderdi.Ona tabi olan onunla kalsın,bana tabi olan ondan ayrılsın’ şeklinde uyarı ve ikazda bulundu.İki kişi haricinde kimse Karun’un yanında kalmadı ve herkes tarafından terkedildi.

Çünkü Karun,ma-mülk,servet ve bilgisine güvenerek Allah’ın emirlerine karşı çıktı ve nefsine mağlup olduğu için de imtihanı kaybetti.Allah’ın gazabına uğradı.Büyük bir deprem sonrasında bütün mal ve mülkü ile birlikte yerin dibine battı.Kendisi ve servetinden hiçbir eser kalmadığı gibi ardından bir neslide olmadı ve cümle aleme ibret oldu.Bu Kur’an-ı Kerim’de şöyle bahsedilir;

‘Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar (Kasas’82)’

Muhteremler !

Kişi sevdiğiyle beraberdir ki beraber olduğunuz insanları iyi seçin.Etrafınızdakiler Allah’ı ve Resulüllah’ı (s.a.v) tanıyan,bilen,ve seven kimselerden ibaret olsun.Nefsin binlerce hile ve tuzağı vardır.Karun bile Hz Musa’ya o kadar yakın olmasına rağmen nefsine kurban oldu.Allah Teala bütün peygamberlerini,insanlar bu nefis belasından kurtulsun diye göndermiştir.Bunun yolu da peygamberlere tabi olmaktan geçer.Peygambere gerçekten dost olanları kendimize ahbap seçelim ve unutmayalım ki İsrailoğulları’nın başından geçenler,sonradan gelen ümmetlere ibret olsun diye misal verilmiştir.

İşte onların nefislerinin ne hale geldiğini ifade eden gerçek;

‘Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız dediler (Maide’24)

Bütün iyilikler yüce Allah’tandır.Kötülükler ise bizim kusurlu nefsimizden kaynaklanmaktadır. Çünkü nefsin özelliği Kur’an da beyan edildiği üzere;

‘Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevkeder (Yusuf’53)’

Rabbimiz Teala,bu ayeti bir kulun,Hz Yusuf’un (a.s) lisanıyla beyan etmiştir.Bu nefse nasıl güvenilir? Enaniyet ve nefs-i emmare bizleri aldatmasın. Nefsini terbiye etmeyen bir başkasını gerçek manada sevemez.Zahiren sevmiş gibi görünsede samimiyeti noksan olur.Belki ondaki menfaatini ve lezzetini sever.Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır.Hiçbir zaman kusur nefsine almaz,belki avukat gibi kendini müdafaa etmeye gayret eder.Mübalağalarla,yalanlarla nefsini övmek ister ve nefsin katettiği dereceye göre;

  • Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen (Resûlüm!) ona koruyucu olabilir misin?

ayetinde de beyan edildiği üzere,hem dünya hemde ahirete ait işlerde ihlası kaybeder,riyayı işine ortak eder.Akıbeti görmeyen ve neticeleri düşünmeyen ve nefsani lezzetlere müptela olan,nefse mağlup olup yolunu şaşırmış bulunan,bir anlık zevk için saatlerce belki bir sene hapiste yatar.Bir anlık gurur ve intikam yüzünden onlarca yıl ceza görür.

Unutmayalım ki nefsine mağlup olan,düşmana galip gelemez.

Nefsinin peşinden koşan,Hakk’a hizmet edemez.

Nefis insanları imtihan için yaratılmıştır.Şeytan yine bunun için insana musallat edilmiştir.Şeytan ve nefis olmasaydı,insanların kabiliyetleri gelişmezdi ve makamları aynı seviyede kalırdı.Cihad ruhu söner manevi cihad olmazdı.

  • Evet,şeytan kötüdür;ama aynı zamanda nice iyiliklere basamaktır
  • Nefis kötüdür,ama onunla cihad eden cenneti kazanır.
  • Allah nefsi de şeytanı da hayır için yaratmıştır.Onları kendine şer yapan insanlardır.
  • Şu halde nefis ve şeytan gibi şerli mahlukların yaratılması şer değildir.

Güneş ışınlarının faydasının ne kadar çok olduğu malumdur.Ancak uzun süre güneşte kalıp çeşitli hastalıklara maruz kalanlar yok mudur? Dikkatsizliği sebebiyle cereyana çarpılan kimse ‘elektrik kötüdür’ diyebilir mi?

  • Yine dikkatsizlik yüzünden evini ateşle yakan kimse,ateşten şikayetçi olabilir mi?
  • Nefis de aynen böyledir,yerinde ve zamanında kullanılmazsa insanı helak eder.

‘Ey insan! Eğer sen nefis ve şeytanı dinlersen esfel-i safiline düşersin.Eğer Hak ve Kur’an-ı dinlersen,a’la-yı illiyyine çıkar,yapılacak bir işin türlü merhalelerini zamana bağlı olarak gösteren program misali kainata güzel bir takvim olursun.

Ey insan! düşü,sen ala küll-i hal öleceksin.Eğer nefis ve şeytana uyarsan,senin komşuların,belki akrabaların,şerrinden kurtulmak için senin ölümünle mesrur olacaklar.Eğer ‘Eüzü billahi mineşşeytanirracim’ deyip Kur’an’a ve habib-i Rahman’a uyarsan,yer ve gök ölümünden doalyı senin için manen ağlayacaklar.

Muhteremler!

İsrailoğulları da nefsine uydukları için,peygamberlerine muhalefet etmiş oldular.Hz Musa Rabb’ine dua etti;

‘Musa: Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır dedi (Maide’25)’

Ayette beyan edilen yoldan çıkmış toplum ‘fasık toplum’ demektir.Fasık ise büyük tefsir alimi İmam Fahreddin er-Razi’nin beyanıyla:İsrailoğulları’nın Allah’a itaat etmek istemeyenleridir. Kim ilahi emirlere karşı çıkarsa fasık olur



Kaynak= Mehmet Ildırar / Tasavvuf Ve Nefis Terbiyesi / bkz:189…194