Nefsin Küçük Şeylerle İnsanı Kandırması

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır;(Resulüm!) Sen af yolunu tut,iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir (A’raf’199)’.İyiliği emretmek,kişinin kendisine zulmedeni affetmesi,insanın hilim ve şecaatinin bir neticesidir.Buda güzel ahlakın temelinde bulunan bir özelliktir.

İnsanları dört kısma ayırdığımızı düşünelim

  • Birincisi ; Kalpleri Allah’ın zikriyle dopdolu olan kamil müminler.Bunlar,dünyada Allah’tan başkasına iltifat etmezler.Sıddıkıyyet makamındadırlar

İkincisi ; Kalpleri dünya sevgisi ve muhabbetiyle dolu olanlardır.Bu gruba dahil olanların kalplerinde Allah sevgisi yerine dünyalık muhabbetler vardır.İlim ve amel işlemeyi hiç sevmezler.

  • Üçüncüsü ; Hem dünya hem de din işleriyle uğraşırlar.Gün olur dünyaları galip gelir,gün olur ahirete dair ameller çok olur

Dördüncüsü ; Yani son grupta olanlar da uzun emelleri olan,her daim dünyalık hevesleri galip gelen kimselerdir.Onların bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve hevesleri vardır

Allah dostları,kendilerini haramdan korudukları gibi mubah olan şeylerin fazlasından da korurlar.Onların çok yüce manevi halleri vardırNefse muhalefet etmek için sıradan insanlar gibi davranmazlar.Nefse muhalefet,mücahede etmek demektir.Bu da tasavvufi hayatın özüdür.Mücahede,nefsin arzularına muhalefet ederek,ibadete yönelmekle olur.Bu da riyazet demek olur.

Dili yalan söylemekten,boş konuşmaktan,laf taşımaktan,gıybet etmekten korumak lazımdır.Çünkü bu haller Allah’la kul arasında manevi perde olur. Demek ki göz gördüğü her şeye meylettiği gibi mubahlara bakarken harama bakmayı da adet edinebiliyor.Bunun sebebi,insnaın aslında nefis denilen bir özelliğinin bulunmasıdır.Eğer nefsi bir şeylerden hatta mubah olan bir şeyden haz almaya başlıyorsa,insan-ı kamil olmadığı müddetçe şehvet/aşırı arzu haline yöneliyor demektir.Dünya nimetleri içinde mest olmak da buna benzer.Onun için tasavvuf yolunun büyükleri,dünyalık işlere sevinmemizi uygun bulmazlar.Çünkü kamil olmayan insana bu haz,safa vermez.Bizim gibi nakıs kimseler için dünyalık bir işe sevinmek,kalplerden ilahi feyzi keser.

  • Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayette beyan buyrulduğu üzere,mesela;’Huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenler,dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar yok mu,işte onların kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer ateştir (Yunus’7-8)’

‘İyi bilin ki (âhirete yer vermeyen) dünya hayatı, bir oyundur, bir oyalanmadır, bir süstür. Kendi aranızda karşılıklı övünme, mal ve nesli çoğaltma yarışıdır. Tıpkı o yağmura benzer ki bitirdiği ürün, çiftçilerin hoşuna gider. Ama sonra kurur, sen onu sapsarı kurumuş görürsün. Sonra da çerçöp haline gelir. İşte dünya hayatı da böyledir. Âhirette ise kâfirler için şiddetli bir ceza, müminler için ise Rab’leri tarafından bir mağfiret ve rıza! Evet, dünya hayatı bir aldanma metâından başka bir şey değildir (Hadid’20)’.

İşte Muhteremler !

Bütün bunlar bize gösteriyor ki insanoğlu nefsini,dünya ziynetlerinden soğutup sükut ve vakara,ilim ve irfana,ilim ve amele,ilham ve hikmete,taat ve ibadete sevkederse;ancak bu dünya hayatı kendisi için büyük bir rahmet deryası olur.

Ashab-ı Kiram Efendilerimizden Hz Ali (r.a) bir gün hizmetçisini üç defa çağırıyor.Hizmetçisi onu işitiyor ancak cevap vermiyor.Bunun üzerine Hz Ali (r.a) soruyor;

Sen benim sesimi duydun mu?

Evet,duydum efendim.

Peki,neden cevap vermedin?

Efendim,sen ki müminlerin emirisin,kimseye kötülükte bulunmazsın

Ancak itaat etmeyen köle cezalandırılır

Muhteremler,onun cezası azat edilmek oldu.Ama ne azat ki Hz Ali(r.a) gibi bir zata hizmet etmekten alıkonuldu.Nefsi azat etmek kolay değil. Ademoğlunun nefsini,dünya ziynetlerinden soğutup sükut ve vakara sevketmesi akılla olmaz.İlim ve irfanın,ilim ve amelin,ilham ve hikmetin,taat ve ibadete sevkedilmesi lafla olmaz

Ebu Abdullah Hz (k.s),isminde bir evliya-i kiramdan bir başka zat vardı.Bu zatın mesleği terzilikti.Onun bir Mecusi komşusu vardı.Kendisine dikiş diktirir,bir işin karşılığı olarak da her zaman sahte paralar verirdi.Bunu da bilerek yapardı.Yani Allah’ın dostunu dünya işlerini pek bilmez görür,onu saf yerine koyardı.

Ebu Abdullah Hz (k.s) komşusunun yapmış olduğu bu hileyi görmezlikten gelir,ona hiçbir şey söylemezdi.Komşusu en son gelişinde ise Ebu Abdullah Hz (k.s)’ni iş yerinde bulamadı.Parayı da çırağa bıraktı.Çırak paranın sahte olduğunu anladı ve almadı.

Komşusu dükkandan ayrıldıktan sonra Ebu Abdullah Hz (k.s) iş yerine geldi.Çırak durumu ustasına anlattı.Usta,çırağına dedi ki;

Evladım,o bana her zaman sahte para veriyor.Ben de onu biliyorum.Ondan parayı alıp çöpe atıyorum.Sende alsaydın olmaz mıydı ?

Çırak;

Efendim,geçmeyen para verdi,sahte para ne işimize yarar ki?

Evladım,onun nefsi bu yapmakla haz duyuyor,oysa ben şöyle düşünüyorum:O sahte parayla başka insanları kandırmasından sa beni kandırmış olduğunu zannetmesi daha iyi.Başkaları bundan zarar görmesin yeter.

  • Muhteremler !

Bu meseleyi o günkü şartlarda düşünelim;Şimdi elbette biz böyle yapalım diye bir misal vermiyoruz.Burada asıl üzerinde durmak istediğimiz konu,nefsin dilini,lisanını anlatmaktır.Nefis,küçük şeylerden hoşlanır.Çünkü bizim küçük olarak gördüğümüz pek çok şeyi,o geliştirip büyütür de hiç haberimiz bile olmaz.Yüce Mevla şöyle buyurmamış mı;

‘Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Öyle bir günden çekinin ki o gün hiçbir baba evladına asla fayda veremez, evlat da babasına fayda sağlayamaz. Allah’ın vâdi elbette gerçektir. O halde sizi dünya aldatmasın ve çok hilekâr şeytan da sizi Allah ile aldatmasın, Allah’ın affına güvendirmesin! (Lokman’33)’

Hem Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bunu ne güzel ifade etmiş;

‘Mü’min,kendisi için istediğini başkaları için de istemedikçe (kamil manada) iman etmiş olmaz’

Başkaları için isteyebilmek için evvela nefsin isteklerinden vazgeçmeyi gerektirir ki;hala içerisinde dur diyemeyen,bir başkasının içine de dışına da tesir edemez.Nefis,sürekli hesap kitap yapar durur.Sözüm ona uyanık davranır.Aklı kullanır,şeytanı kullanır ve müslümanı aldatmaya çalışır.Nefis,akılla çözülmez.Onun hakkından samimiyet gelir,ihlas ve teslimiyet hali gelir.

Resulüllah (s.a.v) buyurmuşlar ki;

‘Mümin günahını,altında oturduğu ve sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağ gibi görür.Bu koca dağ üzerime düşer mi diye korkar durur.Facir ise,günahını burnunun üzerinden geçen bir sine gibi görür’

İbrahim Edhem Hz (k.s) bir gün şehrin dışında giderken karşısına bir delikanlı çıktı.Giyimine kuşamına ve altındaki süslü püslü atına bakılırsa emirlere benziyordu.

İbrahim Edhem Hz’ne (k.s) sordu;

Hey,amca sen köle misin?

Evet,köleyim!

Söyle bana,bu şehrin en görülmeye değer,en hareketli yeri neresidir?

İbrahim Edhem Hz;ona şehrin girişindeki mezarlığı göstererek;

İşte burasıdır dedi.

Adamcağızın canı sıkıldı ve;

Ben sana ne diyorum,sen bana nasıl davranıyorsun? Ben şehrin en güzel yerini soruyorum,sen bana bir mezarlığı gösteriyorsun

Bir anlık öfkeyle elindeki kamçıyı kaldırdı.Oldukça kızmış olan delikanlı,İbrahim Edhem Hz’ni vurdu ve onu hırpaladı.

Bu sırada insanlarda birikmeye başladı.Üstü başı kan içinde olan İbrahim b. Edhem Hz’ni (k.s) bu halde gören halk,hemen itibar göstermeye başladı.Adamcağız da şaşırdı.Çünkü onun kim olduğunu bilmiyordu.

Halk sordu;

Efendim,ne oldu size böyle ?

Bu zat,bana sen köle misin diye sordu.Bende

Evet köleyim dedim.Ancak bana kimin kölesi olduğumu sormadı.Ben murad etmiştim ki Ben Allah Teala’nın kölesiyim

Adamcağız yaptıklarına utandı ama ne fayda!

Bu sefer onun kim odluğunu öğrenince çok üzüldü,özür diledi.İbrahim b. Edhem Hz onun üzüldüğünü görünce,kendisine dua etti.Bu kez oradakiler şaşırdı

Efendim,hem o size zarar verdi,hem de ona hayır dua ediyorsunuz dediler

Bunun üzerine İbrahim b. Edhem Hz;

Evet,orası doğru,ancak onun bana yaptıklarına katlanmama bana mükafat kazandırdı.Bende ona dua ettim.

İşte Muhteremler !

Bütün bunlardan sonra idrak etmeliyiz ki,nefsin kötülüklerini yok ederken,hilm,iffet,rıza,merhamet,hilm dediğimiz bir takım ahlaki sıfatlar hemen her sıkıntı ve ısdırap karşısında öfkelenmekle ve karşı koymakla kazanılmıyor.Diline sahip çıkmakla,kimse hakkında gıybet etmemekle,su-i zan beslememekle,kin ve öfke duymamakla,bir başkası hakkında kötü şeyler düşünmemekle oluyor.Unutmayalım ki gördüğümüz her gariban garip değildi.Yani biz ondan daha hayırlı olmayabiliriz.Hemen nefsimiz kendine hisse almasın.

Az önce anlattığımız misaller,bugün bize çok garip gelebilir.Artık zaman çok değişmiş,insanların itibar ettikleri şeyler çok farklılaşmıştır.Ve nefsin hoşuna giden şeyler,meşru görülmeye başlanmıştır.Bunun sonucu olarak da ademoğlu,yüce Allah ile arasında manevi perdeler koymuş oluyor.Demek ki çok basite aldığımız nice küçük şeyler,başımıza büyük işler çıkarabiliyor.Onun için kamil olmayan insana dünyalık safa ve keyifler zarar verebiliyor.Çünkü böyle bir insanın nefsi daha ıslah olmuş sayılmıyor

vesselam,…



Kaynak= Mehmet Ildırar / Tasavvuf Ve Nefis Terbiyesi / bkz:154…160