Nefsin Arzu Ve İstekleri Tükenmez

İsrailoğulları Firavunun zulmünden kurtulup hürriyete kavuştukları halde, ne gariptir ki, içlerindeki tereddütlerden ve bundan kaynaklanan itaatsizliklerden, disiplinsizlikten bir türlü kurtulamadılar.

Hz Musa ya (a.s) çok itaatsizlik ettiler. Oysa sayısız nimetleri de açıkça görüp duruyorlardı. Onların çeşitli nimetlere nail olurken nankörlük etmelerinin sebebi ne idi? Peygamberlerinin sözlerini değil de nefislerine tabi olmak istemeleriydi.Malum, İsrailoğulları (Beni israil), mısır’da firavun’un kölesi olmuşlardı.Onların firavun’dan gördüğü eza ve cefayı tarihte hiç bir kavim görmemişti.Bu hayattan kurtulmak için gece gündüz Allah’a niyaz ettiler.

Nihayet Allah Teala onlar rahmet etti.Musa peygamberin (a.s) duası bereketiyle (Mısır’dan) çıkıp Tih Sahrasına geldiler.Kuran-ı Kerim’ de bu olay şöyle beyan edildi: ‘(Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Musa’ya ‘kullarımı (İsrailoğulları’nı) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onları denizde kuru bir yol aç diye vahyettik (Ta’ha’77)’

Fakat İsrail oğulları bu kadar iyilik ve merhamete karşılık olarak nefislerine tabi oldular.Musa Peygamber’e (a.s),’Bizi şehirden çıkardın,gölge ve örtüsü olmayan bir sahraya getirdin’.dediler.Musa Peygamber (a.s)’de Allah’a dua etti.Rabbimiz Teala çöle bir bulut gönderdi.Bu bulut yağmur bulutlarına benzemiyordu.Onlara sürekli olarak serinlik getiriyordu;şemsiye gibi üzerlerinde gölge yapıyordu.

Allah’ın İsrail oğullarına verdiği nimetlerden bir başkası da ay olmadığı veya ay ışığının az olduğu gecelerde ,gökten inen ışık sütunu gecenin karanlığını gündüz gibi aydınlatıyordu.O zamanda İsrail oğulları,’Ey Musa ! Gölgeyi bulduk,ışığı da gördük ama yiyeceğimiz yok dediler.

Hz Musa (a.s) Allah Teala’ya dua etti.Rabbimiz onlara kudret helvası ikram etti.Bu kudret helvası ulemanın beyanına göre,’Her gece yapraklar üzerine,herkesin yiyeceği miktarda yağıyor ve yüce Allah bu tatlı ile onlara ayrı bir güç ve kuvvet ihsan ediyordu.

Ne var ki İsrail oğulları nefislerinin kurmuş.olduğu tuzakları görmezlikten geliyorlardı. Peygamberlerine tabi olmak yerine sürekli isteklerde bulunuyorlardı.Kur’an-ı Kerim’in beyan ile o günler şöyle beyan edildi; ‘Bulutu üstünüze gölge yaptık.Size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.’Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin (dedik).Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler,fakat kendilerine zulmediyorlardı (Bakara’57)’

Evet İsrail oğulları nimetler karşısında yetinmek nedir bilmiyorlardı,kanaat etmiyorlardı. ‘Gölgemiz,ışığımız var.Tatlı yiye yiye usandık,ya Musa,bir de tuzlu olsa’ demeye başlıyorlardı.İsrailoğulları’na insanların sayısı kadar kuş geliyordu.Kuşlar onların başlarında dolanıyor,onlar da kuşları yakalayıp kesiyorlar ve pişirip yiyorlardı.Bundan da şikayet etmeye başladılar.

Başlangıçta Firavun’dan kurtulmaktan başka hiçbir istekleri olmayan bu kavim,böylece nefislerinin arzusu ile beslenmiş sayısız istekler sıralamaya başlamışlardı.Kur’an-ı Kerim’de onların bu hali şöyle beyan olunmaktadır;

“Bir vakit şöyle dediniz: “Mûsa! Biz bir çeşit yemeğe imkânı yok katlanamayız. O halde bizim için Rabbine yalvar da yerin bitirdiği sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın.” Mûsa da: “Ne o!” dedi, “Siz, daha üstün olanı vererek daha düşük olanı mı almak istiyorsunuz? Pekâla, şehre inin, işte istediklerinizi orada bulursunuz!” Üzerlerine horluk ve yoksulluk damgası basıldı ve neticede Allah’tan bir gazaba uğradılar. Evet öyle! Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Öyle oldu; çünkü onlar isyan ediyor ve sınırı aşıyorlardı (Bakara’61)”

Rabbü’l alemin onlara ayrıca su pınarları da ikram etmiştir.

“Bir zaman da Mûsa kavmi için su arayıp Allah’a yalvarmıştı. Biz de: “Asanı taşa vur!” demiştik. Bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmış, her bölük kendine mahsus pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yeyin için, fakat sakın yeryüzünde fesat çıkararak taşkınlık yapmayın!” demiştik (Bakara’60)’.

Böylece yaşadıkları o çöl,Tih sahrası,yemyeşil bir yere dönüşmüştü.Hz Musa (a.s) asasını taşa vurunca on iki koldan pınarlar kaynamıştı.Çünkü İsrailoğulları on iki kabileden meydana geliyordu.Her kabile kendi pınlarından su içmeye başladı.

İsrailoğulları bu defa giyinecek çeşit çeşit giysiler istemeye başladılar.’Ey Musa,biz nereden elbise bulacağız?’ dediler.

Yüce Allah bütün bu nimetleri ikram ederken onlardan sadece bir şarta riayet etmelerini istemişti.Yiyecekler,içecekler ancak biriktirmeyeceklerdi.Çünkü nefsin temel özelliği buydu.Nefis insana ‘Acaba yarın ne olacak,benim halim ne olur?’ kaygısı yaşatır.Onlarda bundan doalyı nimetlerini gelecek için saklamaya,biriktirmeye kalkıştılar.Ama yiyecekleri kurtlandı ve yiyemez oldular.Bunun üzerine Allah Teala şöyle buyurdu;

‘Onlar (verdiğimiz nimetlere nankörlük etmekle) bize zulmetmediler,fakat kendilerine zulmediyorlardı (Bakara’57)’

Evet,işte İsrailoğulları aslında böylelikle kendilerine zulmetmiş oldular.Yani olan zarar yine kendilerine oldu.

İsrailoğulları,kudret helvası,bıldırcın,su,elbise,gölgeyi ücretsiz olduğu için rahat rahat kullanıyorlar,ancak hiç sorumluluk hissi taşımıyorlardı.

İşte nefsin en temel özelliği budur.Nefis,çalışıp kazanmak istemez,haram helal kaygısı gütmez.İsrailoğulları hiçbir meşakkat çekmeden nimetlere kavuştuğundan,nefisleri de nankörlük etmeye başladı.Halbuki yüce Allah,ne nimet verirse,karşılığında şükredilmesini istiyor.

(Haricen Not=Bu kıssadan alacağımız ders şudur ki;bizlerde en az israiloğulları kadar nankörüz.Kanaat etmesini bilmiyoruz ve istedikçe istiyoruz. Ancak ne tuhaftır ki Allah verdikçe biz nankörleşiyoruz ve verdikleri için kendisine hamd nimete de şükretmiyoruz.Ondan sonrada ortada insan diye dolaşıyoruz.Varın bunun cevabını siz verin veselam)



Kaynak= Mehmet Ildırar / Tasavvuf Ve Nefis Terbiyesi / bkz:87…90