Nefsi Terbiye Ahlakın Düzeltilmesi

Nefsi Terbiye Etmek Ve Ahlakın Düzeltilmesi



Tembel olan bir insanın,cihad ve nefsi terbiye ile uğraşması,ahlakını düzeltmekle meşgul olması,kendisine zor ve ağır geldiği için,ahlakını düzeltmek için herhangi bir çaba sarfedip de çalışmaz.O,ahlakının düzelmediğini kendi kusur ve noktasında,kalite düşkünlüğünde aramaz.Ona göre ahlakın değişmesi imkansız bir şeydir.O kendince şöyle düşünür.;”İnsan yaratıcılığı üzeredir.Bu yüzden herhangi bir değişikliğe uğramaz.Ne idiyse odur.Huyu asla değişmez”.Buna delil olarak da iki kanıtı gösterir;

1:==)) Hilkat;dış suret,ahlak da iç surettir.İnsanın kalb suretini değiştirmek imkansızdır.Nasıl ki kısayı uzun,uzunu kısa,güzeli çirkin, çirkini güzel yapmak mümkün değilse,nefiste gizli olan kötü ahlakı güzelleştirmek değiştirmek de mümkün değildir.

2:==)) Güzel ahlak;şehvet ve öfkeyi kahredebilir.Ancak uzun deneme ve gözlemlerimiz şehvet ve öfkenin bir yaratılış icabı olduğunu göstermiştir. O,insanoğluyla iç içe,ayrılmaz bir bütün oluştururlar. Onunla uğraşmak diyebiliriz ki,boşuna vakit öldürmekten başka bir şey değildir.Çünkü istenen şey,kalbi peşin arzulara karşı itaat etmekten koparıp uzaklaştırmak demektir.Ki,bu da imkansız bir şeydir.

Deriz ki;şayet ahlakta bir değişiklik olmasa ve ahlak değişikliği kabul etmese idi,o vakit öğüt ve nasihatlar,va’z ve terbiyeler boşa gitmiş olmayacak mıydı ?.O vakit bunlara ne gerek vardır denilmez miydi?

Resulüllah Efendimiz (s.a.v)’in;

^”Ahlakı güzelleştiriniz” buyurmasının değeri kalmaz mıydı o zaman? Hayvanları bile ehlileştirmek,terbiye etmek mümkün iken,insanoğlu için neden mümkün olmasın? Doğan kuşu ehlileştirildiğinde adeta sahibinin kölesi olup emrinden dışarı çıkmıyor.Aynı şekil de köpek de terbiye edildiğinde,yakaladığı avı yemeyip sahibi yetişinceye kadar koruyor.Bütün bunlar bir ahlak değişikliği değil mi?

Konuşmaktan ve iradeden yoksun olan hayvanların bile ahlaklarını değiştirmek mümkün oluyor da,irade sahibi olan insanların ahlakını değiştirmek neden mümkün olmasın diye bir soru gelir insanın aklına.Hayvanlardan daha üstün olan insanlar,o zaman hayvanların seviyesinden daha mı düşük oluyor?

Bunu daha iyi açıklamak için bir hurma çekirdeğini örnek olarak verelim;Bu çekirdek aslında ne bir hurma,ne de bir ağaçtır.Ancak şu var ki,bu çekirdek yaratıldığı zaman hurma olmak için bu yetenekle yaratılmıştır.Fakat hurma çekirdeği olduğu için,hiç bir şekilde elma olmaz.Bir çekirdek,kendi arzusu ile tesirli olurda,bazı değişikliği kabul eder,bazı değişikliği ise kabul etmez halde olursa,o vakit insanoğlunun da terbiyeyi kabul etmesi gerekir.

Öfke ve şehvet de böyledir.Hiç biri izi kalmayacak şekilde bunları kökünden silip atmaya çalışsak buna gücümüz yetmez.Eğer bunları ıslah edip (yararlı duruma getirip) düzeltmeyi ve terbiye etmeyi kasd edersek,o vakit buna muvaffak oluruz.Zaten dinimizin emrettiği de budur.Eğer Allah’ın rahmetine kavuşmak istiyorsak,buna muvaffak olmak zorudnayız.Eğer yaratılışlar çeşitlidir.Bazıları terbiyeyi kolay şekilde kabul ederken,bazıları da zor kabul eder.Yaratılışları arasında ki bu aykırılık iki sebebe dayanır;

Yaratılışların arasındaki bu ayrılık iki sebebe dayanır

1:==)) Fıtrattaki yaratılış kanun kuvvetleri ve bu kuvvetlerin var oldukça devamı birinci sebebi oluşudur.Çünkü şehvet,öfke ve kibir gibi kuvvetler,insanlar var olduğu müddetçe,insanla birlikte insanda mevcuttur.Belki öfke ve kibir terbiye edilebilir de,şehvetin terbiye edilmesi çok güçtür.Bunların arasında en güç koşullar altında terbiyeyi kabul eden şehvet kuvvetidir.Bunun nedenine gelince,bu kuvvetlerden insanda ilk olarak var olan şehvettir.Çünkü , şehvet henüz yeni doğmuş çocuklarda bile vardır.Öfke ve kibir,daha sonraları oluşur.

2:==)İkinci sebebe gelince,insanoğlunun kendisinde iyi zannettiği huyunu beğenmesi ve bunu devam ettirerek,o huyunun isteklerine uygun hareketlerde bulunmasıdır.Bu huyunu iyi zannettiği müddetçe kendisinde devam ettiren insanoğlu,sonunda bu huyunu benliğine iyice yerleştirir ki,onu oradan söküp atmak da çok zor olur.İnsanlar ıslah edilme (yararlı hale getirilip düzelme) hususunda dörde ayrılırlar;

a:==)) Birincisi;hak ile batılı,doğru ile yanlışı,güzel ile çirkini birbirinden ayıramayacak kadar gafil olan insan.Böyle bir insan,bütün inançlar hali üzerine ve yaratıldığı gibi kalmış,şehevi arzularının peşinden koşmamış,kalbi henüz yeni doğan çocuklar gibi saf,bir şey bilmiyorsa, bunun bir mürşide ihtiyacı vardır.Çünkü böyle insan kolaylıkla terbiyeyi kabul edeceğinden,boş olan kalbine ne koyarsanız onu alır.

b:==)) İkincisi,kötülüğün çirkinliğini bilir.Kötülükleri bildiği halde, kendisine güzel görünmüş,salih ameller işlememiş, şehvetinin esiri olmuşçasına kendisini şehvete kaptırmış,bununla birlikte kendisinin kusurlu,günahkar olduğunu da kabul etmiştir.Birincisine nazaran bunun ıslah edilmesi daha güçtür.Çünkü bunun görevleri diğerine karşın daha fazladır.Önce kalbine yerleşmiş olan kötülükleri oradan atmak,sonrada iyilikleri kalbine yerleştirmek gerekir.Buna rağmen eğer ciddiye alınırsa,ıslah edilmesi mümkün olabilir.

c:==)Üçüncüsü;kötülüklerle iç içe birlikte yaşamış,artık kötülükleri iyice tanımış ve kendisini tamamıyla ona kaptırmış olan insandır.Böyle bir insan,sapıklıklar ruhunda tam anlamı ile yerleştiği için ıslah edilmesi çok zor ve güçtür.

d:==)) Dördüncüsüne gelince;doğuştan beri bozuk,batıl olan görüşler üzerinde yetişmiş,bunları yapmakla uğraşıp meşgul olmuş,fazileti kötülüklerin çokluğunda,adam öldürmekte sanmış ve yaptığı kötülüklerle adeta övünürcesine bunu bir şeref saymış ve kötülüğü nisbetinde şeref sahibi olacağını zannetmiş olan insandır.Böyle insanlar,fazileti rezillikte aradıkları için ıslahı diğerlerine nazaran en zor,en güç olandır.

Bu dört kısım insandan;

  1. Birincisi :Cahil,
  2. İkincisi :Hem cahil hem sapık
  3. Üçüncüsü :Hem cahil,hem sapık,hem de fasıktır
  4. Dördüncüsü :O da cahil ve sapık olmasının yanında,yolunu sapıtmış,kötü insandır.

İnsanoğlu yaşadığı sürece,şehvet,öfke,dünya sevgisi ve benzeri kötü huylardan ayrılamaz.Dar görüşlü kimseler, terbiyenin boşa olduğunu söylerler.Oysa bu,çok yanlış bir görüştür.Buna kapılan insanlar, mücahadenin bu sıfatları tamamen kökünden söküp atmak ve yok etmek için olduğunu sanıyorlar.Bunda yanılmışlardır.Böyle bir şey olmasına imkan yoktur.Çünkü şehvet olsun,öfke olsun,bir fayda için yaratılmıştır.

Şehvet,insan yaratılışında bir ihtiyaç bir gereksinimdir.İştahı kesilen bir insan yemekten içmekten kesildiği için bir kaç gün içinde hemen ölür. Münasebete arzusu yok olmuş olsaydı,o vakit nesil de tükenirdi.Eğer öfke denen şey olmasaydı,insanlar gelecek tehlikelere karşı kendilerini koruyamaz, savunamazlardı.Kendilerini koruyamadıkları için de kendi sonlarını,helaklarını kendileri hazırlamış olurlar.

Şehvet yaşadıkça,şehveti temin edecek olan mal sevgisi de yaşar.Bu durum kişinin servet edinmesini,malını korumasını sağlar.Asıl istenen, şehveti kökünden yok etmek değil,bu arzuyu itidale sevk etmektir.Yani ne ifrata ne de tefrite kaçmalı.İkisinin ortasını bulmak gerekir.

Bu durum öfke için de aynen böyledir.Korkaklık ile saldırganlık arasında güzel bir gayret ve hamiyet sahibi olmaktır. Kısacası diyebiliriz ki;insan kendi zatında kuvvetli olmakla birlikte,daima aklına uymalı ve aklının peşinden gitmelidir.

Yüce Allah buyuruyor ki;

“Kafirlere karşı şiddetli,kendi aralarında ise merhametli olurlar (Fetih Süresi’29)”.

Ayet-i celile de müminler şiddetli olarak vasıflandırılmıştır.Halbu ki şiddet öfkeden doğar.Öfke olmasa cihad da olmazdı.O halde,daha nasıl öfke ile şehveti ortadan kaldırmak istenebilir.Peygamberler bile öfke sıfatından kurtulamamışken.

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki;

“Bende herkes gibi ancak bir insanım.Bu yüzden bende kızarım”

Sevgili Peygamberimiz,huzurunda hoşlanmadığı bir söz konuşulduğunda kızar,yanakları kızarır bozarırdı.Bununla birlikte hiddeti,onu haktan ayırmaz,daima hakkı söylerdi.

Yüce Allah buyuruyor ki;

“Hiddetini yenenler ve insanları affedenler… (Al-i İmran Süresi’134)”

Dikkat edilirse ayet-i celile de ‘hiddetini yok edenler’ diye buyrulmamıştır.Sadece hiddetini yenenler diye buyrulmuştur.Bu yüzden bunlar kökten yok olamazlar.

Öfke ve şehveti,aklın emir altına girecek şekilde itidale sevk etmek imkansız değildir.Akıl,öfke ve şehvetin hakimiyeti altına girmezse, ahlakın değişmesi mümkün olabilir.Bazen şehvet insanı öyle kuşatır ki,akıl onun fuhşa sürüklenmekten alıkoyamaz.Ancak,nefsi terbiye ile itidale döner.Bu da bize,ahlakın değişmesinin mümkün olabileceğini gösterir.Yapılan gözlem ve denetler de bunun kesin delillerindendir.

Ahlakta aranan şey,orta derecede itidaldir.Ahlakta ifrat ve tefrit tarafları olmadığına delil olarak cömertliği gösterebiliriz. Ne israf,ne de cimrilik. İkisinin ortası olan cömertlik,şer’an makbul olan meziyettir. Demek oluyor ki;İnsan ne israf etmeli,ne de cimri olmalı.Çünkü bunların her ikisi de şer’an makbul değildir.İkisinin ortası olan cömertlik makbuldür.

Yüce Allah buyuruyor ki;

“Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma ki herkes tarafından ayıplanan, kaybettiklerine hasret çeken bir hale düşmeyesin. (İsra Süresi’29)”.

Yüce Allah buyuruyor ki;

“Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri asla sevmez. (A’raf Süresi’31)”.

Yüce Allah buyuruyor ki;

“Müminler,kâfirlere karşı şiddetli olup kendi aralarında ise merhametlidirler (Feth Süresi’29)”.

Cimrilik de israflık da dünyanın bir takım kötülük ve hastalıklarındandır. Kalbin bunlardan temizlenmesi lazımdır. Yani; onun mala karşı meyletmemesi gerekir.Ne malı toplayıp israf etmeye,ne de elindekini avucundakini saçıp savurmaya kararlı olunacaktır.

Çünkü sarf etmeye alışmış olan bir insanın kalbi vermeye karşı kararlı, yığıp israf etmeye alışkan olan insanın kalbi de toplamaya karşı kararlı olur.Oysa ki kalbin kemali,kalbin her iki taraftan da uzaklaşmasını gerektirir.Eğer kalb bu kemale erişmek için imkan bulamazsa,o vakit ikisinin ortasında (israfla cimrilik arasında) bir vasıf araması gerekir ki,bu da cömertliktir.Nasıl ki ılık su,sıcak ile soğuk arasında bir derece ise,cömertlik de israf ile cimrilik arasında ayrı bir meziyet faziletidir. Cesurluk da böyledir.O da saldırganlık ile korkaklık arasında orta bir yoldur.

İffet de aynı şekilde şereh ile cumudet arasında orta bir yoldur. Çünkü ifrette tefrite kaçmak (iffeti büsbütün elden bırakmak) kişiyi şehvete karşı aşırı düşkün kılar.Şehvete aşırı derecede düşkün olan bir kimse de zina yapacak kadar ileri gider,günah batağına saplanır.Aynı şekilde cumudet (soğukluk da),yani çok iffetli olmak da şehevi arzuları tamamen keseceği için makbul değildir. Çünkü bu da neslin kesilmesine yol açan bir yoldur.Bütün diğer huylar da böyledir.

Eğer güzel ahlaka ulaşılmak isteniyorsa,ne ifrata ne de tefrite kaçılmamalı, hepsinde itidale varılmalı,ortayı bulmalıdır.Bütün huyların aşırı tarafları çirkin ve kötü,orta dereceleri ise makbuldür. Aranan,istenen de budur.Bu orta dereceyi bulmak ise mümkündür.

Şereh=Tamahkarlık,aç gözlülük,çok hırslı olmak

Cumudet=Soğukluk

İfrat=Aşırı gitme

Tefrit=Ortalamanın altında kalmak,normalden aşağı olma,geride kalma

İffet=Şehvet güzelliğine iffet denir.



Kaynak:İmam Gazali / el-ihya / C:3 / Sayfa:163.-169