Kuran Yurdu

Nefis Her Daim Kötülüğü Emreder

    Nefs-i emmre sürekli olarak kötülüğü emreder.Bu özellikte olan bir nefse,zararlarını anlatmak için dünya aklı kifayet etmez.Çünkü bu nefis özelliği gereği iyilikten anlamaz.Bunun için de insana ahiret aklı lazımdır.

    Akıl,beyne konulmuş ilahi bir nurdur.Beyin bu sayede menfaati zarar olandan,çirkini güzelden,hayrı şerden,hidayeti sapıklıktan ayırt edebilir.Nefsin ilk imtihanı,aklı kullanarak kişiye muhalefet etmesidir.İlk muhalefeti de kulu Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına karşı çıkartması,günaha meyletmesidir.Günahın başlangıcı yönelmektir.Kalp niyet edip yönelince,bu başlangıca kapı aralamış olur.Mesela kulak verip yasak olanı işitmek haram olur.Yasaklanmış bir şeye bakmak haramdır.Dile gelen söz,insana günah kazandırır.Şehvete yönelmek,şehvet olanı tercih etmekle günah olur.Çünkü şehvet,günah işlemenin sebebidir.Bu sebebi,nefsin iradesiyle kullanmamak lazımdır.Yüce Allah,dünyada iken tövbe ile ahirette ise affıyla kulunu isyandan kurtarır.Yoksa insanoğlu,tövbe gibi bir vesile ve Rabb’inin affı olmasa günahtan hiç başını kaldıramaz.Zira bu nefs-i emmare her zaman kötülüğü emreder.

    Hz Mevlana Mesnevi’ de şöyle buyuruyor;

    Sen ana rahminde iken ona (ana rahmini) çok büyük zannederdin.Dünyaya geldin,baktın ki dünya çok daha büyük.Bir de nefsinin kötülüklerinden kurtulup bu dünyadan çıksan,görürsün ki dünya ana rahmiyle anıdır.Kulu Firavunlaştıran nefs-i emmaredir.Sen nefsinin mutmainne makamına çık.Sen Allah’tan,Allah’ta senden razı olarak ‘Gir cennetime (Fecr’30)’ hitabına ulaş

    Muhteremler !

    Allah Teala’nın bir kuldan razı olabilmesi için evvela kul Allah’tan razı olacak.Kul evvela iman ederek Allah’ı bir bilecek,sonra O’nun yüce kudretine inanarak teslim olacak.O’nun bir’liğini ikrar edecek.Eğer bir kimse Allah’ın birliğine iman etmiş,ancak kaza ve kaderine teslim olmamışsa ve bu sebeple de itiraz edip duruyorsa yüce Allah’ı nasıl bilmiş olabilir? Allah’ı bilmek muhabbeti,muhabbet ise teslimiyeti,teslimiyet ise yüce Allah’tan razı olmayı gerektirir.

    Kul Allah’tan razı olup nefs-i mutmainne makamına girince,kamil insan olur.Allah da o kamil kişiyi sever.Nefs-i mutmainne makamına ‘velayet-i suğra’ yani küçük velilik de denilir.İşte nefsin mertebelerini aşmış bu kula Cenab-ı Hak;’Gir cennetime (Fecr’30)’ buyurur.

    Şu halde kurtuluş,günahları silip süpürmekte,dolayısıyla günahın meydana gelmesine sebep olan nefsin ıslah edilmesinededir.Onun için tasavvuf,nefsi ıslah etmek için lazımdır.Nefis ıslah olunca takva hali meydana gelmeye başlar.Takva,yüce Allah’tan gereği gibi korkmak demektir.

    Resulüllah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuş;

    İki göz yol göstericidir.İki kulak sesleri toplayıcı,dil tercümandır.Ellerin kanatların,ayakların ise seni menzile götüren bineğindir.Kalbin padişahtır.Eğer kalbin fitne ve fesada düşerse,sende fitne ve fesat zuhura gelir.

    Buradan anlaşılıyor ki nefis terbiye edilmeyince,azgınlığı kalbe tesir eder.Eğer tedbir alınmaz ise kalbin hastalığı göze,kulağa,dile,ayağa ve bütün vücuda hakim olmaya başlar.Bundan dolayı da nefsine hakim olamayan,eline,diline,gözüne ve diğer organlarına da hakim olamaz.

    Evet başta da söylediğimiz gibi nefis,daima kötülüğü emreder ve insan ister ki her zaman Kur’an ve Sünnet’e aykırı davransın.Ancak Allah Teala hidayete ulaşmak için insanlara akıl vermiş ve şeriatı onlara hükümran kılmıştır.İnsanlar akıları sayesinde yanlışı doğrudan ayırsınlar,nefislerini haramlardan sakındırsınlar istemiştir.



    Kaynak= Mehmet Ildırar / Tasavvuf Ve Nefis Terbiyesi / bkz:31-32

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.