Mürşid’i-Kamil Kimdir

Mürşid-i Kamil Ve İnsan-ı Kamil Kimdir Ve Vasıfları Nelerdir,Mürşid-i Kamil Olan İnsanın Özellikleri Nelerdir,Mürşid-i Kamil Ne Demektir?  Tüm Bunların Tanımı Ve Beyanı



İsra Süresi 65. Ayet-i Kerimesi

Bismillahirrahmanirrahim

Şurası muhakkak ki, benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter.

Allah tarafından velayet damgası vurulmayan ne kadar ilim sahibi olursa olsun, onun mahiyetinde çalışanların kalbi uyanmaz. Allah onun kendisine lütfetmemiş ki, peşinde gidene lütfetsin. Dünyaya, ahirete, canlıya, cansıza, yerlere, göklere, bitkilere yarar verecek insan yetişmez.

Ehli olmayanın hepsine karşıyız.

Kamil mürşidin zimmetinde deli olmaz, veli olur.

Mürşid-i kamilleri taşlamak, denize taş atıp bulandırmaya benzer. Sözlerini çalmakta fındık kabuğu ile denizi ölçmeye benzer.

İnsan-ı kamil kime derler? Soruşturup öğrendiğimiz zaman insanı kamilde aranan sıfatlar, işte aramak isteyen şahıslar sizin burada dikkat edeceğiniz şu:

Başta bakacağınız kendi ihtikadınız ve ihlasınız sağlam olarak niyet ederseniz Allah rızası için hangi beldede olursa olsun yanına gittiğiniz zaman sizin arayacağınız evvela söz değil, size düşen görev sükut etmektir.

Dinleyici olarak kulaktan dolma veyahut ağızdan işitme veyahut da kitaplardan okuyarak sizlere pahalı pahalı kendini satmaya başladı mı mutlaka dikkat edersiniz. Bu ya ilim okuyarak kendine güvenmiştir, ya da kurnaz bir fikirle kendi maddiyatını kandırdığı zavallıların boynuna asarak rahat rahat geçinip duruyor.

Allah’a reva mıdır? İşte rahat geçinmek için bu daima çevreyi çoğaltmaya çok hassas davranır. Çünkü geçimi kolay olsun. Bunlar daima kendini metheder, kendini anlatır. Allah ve Resulü bunların ağzına biraz çetin sığar. Çünkü haram lokma ile beslenen bedenin görevi yalan söylemektir.

İşte böyle sahte şeyh diye geçinenler Allah’a reva mıdır? Yalan sözlerle haram lokma ile onu bunu kandırarak yerleşim merkezleri kurup kandırıcı şahısların vasıtasıyla bütün çevreyi kendine akın yaptırıp hem parasını, hem şeytani fikirle zavallıların akıllarını başlarından alıp, sürüm sürüm süründüren insandan daha zalim bir kimse olamaz. Yarın mahşer yerinde bu Ehlullah’ı maske edip de milleti kandıranların, Allah’ın huzurunda en büyük davacısı Resulullah çıkacak. O zaman onu kurtaracak kim olabilir?

Böyle bir insanlar, haram yeyip yalan söylemek, nefsi emmare ile şeytan birbirine ram oldu mu? Kendine Allah’ın hoşlanmadığı nesneyi temel sayarlar. İşte kendi kendini nasıl kandırıyorsa milleti de öyle kandırır. Allah’a reva mıdır? Allah’ın nefret ettiği bir fikirle veyahut amelle Allah’a yaklaşmak değil, uzakta kalır.

Hakiki Arif-i Billahlar, Mürşid-i Kamiller: Onlar, Allah ve Resûlü’nün tellalı olur, ağızlarını açtığı zaman. Mutlaka her sesi, her nefesi Allah’la çıkar. Kalkışı, oturuşu, yürüyüşü mutlaka Allah ve Resulü iledir.

İşte sizde yanlarına oturduğunuz zaman bütün dünya ve ahiret, acı ve sızı, gençlik ve ihtiyarlık, içinizden her sıkıntı alınır. Konuştuğu kelamları ile tereyağından kıl çeker gibi, susamış bir bağ ve mahsule su verir gibi, Allah ve Resulü’nü gönüllere aşı yaparak başlar ruhun suvarılıp yeşillenmeye Allah ve Resulü’nün muhabbetini gönüllerde ve ruhlarda ahenkle, muhabbet-i Hakk muhabbet-i Resulullah tecelli eder.

Her şeyi maddiyata sabit tutan maneviyattan iflastır. İşte görem seni ki Allah’ın dost olduğuna dost ol, hoşlaştığından hoşlaş, sevmediğinden uzak git. Senin ruhaniyetini Allah’la seviştiren muhabbetli insandan uzak durma. Hangi beldede olursa olsun Mürşid-i Kamilin ruhu Hakk’ladır. Hakkiyle sen onun sözünü ve nasihatini tutup hoşlaşırsan senin ruhun da Hakk’la olur.

  • Dağlar gibi inancın
  • Nehirler gibi ikrarın
  • Hiç durmayarak tekrarın
  • Denizler gibi ihlasın
  • Hep saf olarak gel
  • Gel bize, gidelim Hakk’a
  • Bu Hakk yoludur, ihtiraz etme
  • Nefsine uyup da vesveseye düşme gel
  • Gel gidelim, bu ehli Hakk yoludur
  • Mutlaka Hakk’a gider, gel.
  • Gel gidelim. Diyesen nereye? Allah ve Resulullah’a.

İyi biliniz ki bu yola devam etmek için başta gelen, yolu bilenlerden sormak başta görevimizdir. Yolu iyi bilen seni yoldan şaşırtmaz. Mutlaka hedefe kavuşturur.

İşte bilmiş olunuz ki bu yola gitmek taliplisi olan, bu yolun aşıkı olan dostumuz olan Allah ve Resulü’nden muhabbetimizi ve irtibatımızı, sevgimizi kesmeyeceğiz. Eğer Allah ve Resuü’nden nefsi emmare ile şeytan araya girerek engel olursa, serinlik vererek Hakk’ın sevgisine şeytan bir gölge düşürdü mü daha fırsat vermez. Allah muhafaza eyleye. Kendimize gelelim. Bağlan Hakk’a, bulmak kolay.

Peygamberimizi gören, Hızır’ı gören der mi? Onlar gizli bir hazinedir. Hızır’ı gören, Peygamberimizi gören kellesini kessen sana demez. “Diyen bilmez, bilen demez, gören sormaz, soran görmemiştir. ” Peygamberimizle anlaşan sana söyler mi? O mutlaka Allah’1a anlaşmıştır. Allah’ın hakiki velileri var; birinci, ikinci, üçüncü; bunlara üçler denir. Birinci dediklerinin Hızır emrindedir. Bu Kutb-ul Aktab’tır. Ona Allah öyle bir nazar tutar ki, Hızır’ı onun emrine verir. Ama sıradan veliler başka.

Şeytan ne kadar kurnaz olsa da, Mürşid-i Kamil daha fazla kurnazdır. Gönlün içine girip, şeytanı oraya bırakmaz. Allah oranın bekçilik görevini Mürşid-i Kamile vermiştir.

Diyor ki, Muhyiddin-i Arabi niye asıldı? Hallac-ı Mansur niye yakıldı? Allah’ın haram kıldığı bir şeyi açıklayan da infazı farz oluyor. Allah’ın ona vermiş olduğu gayb ilminden ifşa ettiğinden infazına karar verilmiş. İşte raya oturmama meselesi budur.

Hasan-ı Basri oturmuş raya, Cüneyd oturmuş. Çok ağır bir konu. Öyle okuyanda kimse anlayamıyor. Allah’ın haram kıldığı şeyleri taşkınlıkla açıklama konusu. Mesela, Muhyiddin-i Arabi gidip de Şam’ daki caminin köşesine ayağını vurup, “sizin taptığınız benim ayağımın altındadır” deyince yakalayıp onu kestiler orada. Bu adam Allah’ı ayağının altına aldı, diye. O, orada idam olundu. Bu sefer tuttu üç yüz sene sonra “ila takata fih sinne sin”, ne zaman ki diyor Selim ismi bu şeye dokunduğunda benim intikamım oarda alınacak. Yavuz da dolaştı dolaştı yüz otuz yaşında bir adamı buldu ve sordu; “bu Muhyiddin-i Arabi ayağını nereye vurdu?” diye. O da “ben dedemden mi, babamdan mı işittiğime göre aha buraya vurdu” diyerek yerini gösteriyor.

Yavuz gösterilen yeri eştiriyor 2,5 metre derinlikte bir hazine çıkıyor. Bu sefer altın çıkanda bekçileri başına koyuyor. Cuma günü, bekçilere tembihat veriyor ki, “biz Cuma namazına Allah-u Ekber diyende, siz diyeceksiniz ki, padişah bulduğu hazineyi dağıtıyor”. Onlar secdeye gidende bekçiler bağırıyor, camide sadece Yavuz’un kendisiyle hoca kalıyor, herkes dışarıya çıkıyor. Artık, Yavuz kesiyor boyunlarını. İşte o gibi şeyler. Ray meselesi odur.

Tasavvuf Nedir Faydaları Nelerdir



Kaynak= Turan Yazılım / Mürşit 5 / Tasavvuf / Sırr-ı A’zam / C:1

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.