Kuran Yurdu

Müminlerin Özellikleri

    Müminlere ait hususiyetlerin ilmek ilmek işlendiği Enfal süresinin ilk ayetlerinde şöyle buyruluyor: “Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rab’lerine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazları dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.” (Enfal süresi, 8/2-4)

    Bu mübarek ayetlerde müminlerin kalbi hususiyetlerine dikkat çekilmektedir. Bunlar; Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğunda heyecan ve şevk duymaları, iman ve tevekküllerinin ziyade olmasıdır. Bununla birlikte namazlarını dosdoğru kılmaları ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etmek de kalpleri Allah için ürperen gerçek müminlerin vasıflarındandır.

    Enfal süresi Bedir Savaşında elde edilen ganimet mallarının taksimine dair emirleri ve Rasulü Ekrem (s.a.v) ile diğer bazı Yüce Peygamberlere ait kıssaları ihtiva etmektedir. Birinci ayet-i kerimede bahsedilen enfalden maksat, kafirlerle yapılan cihat neticesinde alınan ganimet mallarıdır. Bunlar Cenab-ı Hakk’ın bir lütfu ve bir ihsanı olup cihat ile asıl kazanılan sevaplar üzerine ilahi ihsandır ki, Bedir Savaşında elde edilen malların ne şekilde taksim edileceği hususunda ashab-ı kiramdan bazıları ihtilafa düşmüşlerdi. İşte süre-i celilenin birinci ayet-i kerimesinde ganimet malları hakkında hükmü bildirilmekte; müminlerin bu hususta nasıl hareket edecekleri tayin edilmektedir. Bundan sonraki ayetlerde ise hakiki müminlerin vasıfları ile nail olacakları mükafatlar beyan buyrulmaktadır. Şöyle ki ;

    Ey Yüce Resul! Sana ganimetlerden soruyorlar ki bunlar kimlere aittir, nerelere sarf edilecektir, bu husustaki şer’i hüküm nedir?

    Rasulüm! Onlara de ki: Ganimetler Allah Teala’ya ve Peygambere aittir. Bunların hükmünü tespit etmek Cenab- Hakk’a mahsustur.Bunları Cenab-ı Hakk’ın emrine göre taksim etmek de Rasulullah’a aittir. Bu hususta başkalarının görüşüne yer yoktur şu halde, Allah Teala’dan korkunuz, onun emirlerine muhalefet ederek ganimet malları hususunda tartışmayınız. Hz Peygamber’in taksim ve uygun gördüğü taksime muhalefet etmekten sakınınız. Aranızdaki ihtilafı bırakınız. Aranızda sevgi ve dayanışmanın meydana gelmesini temine çalışınız.Ganimetlere ait işleri Rasulüllah (s.a.v)’e bırakınız. Allah Teala’ya ve Rasulüne itaat ediniz. Herhangi hususta olursa olsun Cenab-ı Hak ile Yüce Peygamberinin emir ve yasaklarına itaatten ayrılmayınız. Eğer siz mümin kimseler iseniz Allah’ın hükmüne göre hareket ediniz.Dini vazifelere riyet edip günahlardan sakınız. Adaletle ihsan ile aranızı ıslaha gayret ediniz.

    Şu halde gerçek mümin olanlar o kimselerdir ki, Allah Teala zikredildiği zaman sırf O’nun mukaddes zikrinin tesiriyle yürekleri titrer.Kendilerinde bir manevi korku ve saygı, bir tazim ve yüceltme hissi görünür İsterse o Yüce Yaratıcının korku ve saygıyı gerektiren vasıfları, fiilleri beyan buyrulmasın, bu yine de böyledir. Ve onlara, o Yaratıcının kudret ve azametine delil olan ayetler okununca onların imanları artar; onları kalben tasdik ederler.İmanları daha ziyade kuvvet bulur, inançları birer delile dayanarak pek sağlam bir mahiyet kazanır. Elbette ki, bilenler ile bilmeyenlerin kesin inanç mertebeleri eşit olamaz. Yüce Peygamber ile yahut da bir kısımilahi sırları mukaşefe ehlinin inancı ile avam-ı nasın kalbi kanaati arasında fark vardır

    Burada, imanın artmasıyla ilgili bir de şu hususa işaret etmekte fayda var

    Rasul-i Ekrem (s.a.v) zamanında ilahi vahiy devam ediyordu. Yeni emirler bildiriliyordu, Bu sebeple ashab-ı kiramın imanları artıyor yani iman edecekleri şeyler çoğalıyordu. Ancak Peygamberimiz (s.a.v)’den sonra vahiy kesilmiş, dini hükümler tamamen belirlenmiş olduğu için artık imanın bu bakım dan artması mümkün bulunmamıştır. İman edilecek şeyler itibariyle her müminin imano diğerine eşittir. Mesels: İslam’ın başlangıcında Peygamber’ namazın farz olduğunu bilip tasdik eden bir Müslümanın imanı, daha sonra zekstın farz edilmesiyle artmış olurdu.

    Rasul-i Ekrem (s.a.v) in vefatından sonra ise artık şer’i hükümler belirlenmiş ve yerleşmiş olduğundan bu bakımdan imanların artmasına sebep kalmamıştır. Fakat iman edilen şeyler hakkında ki her mü’minin kuvvet itibariyle iman derecesi eşit değildir. Elbette dini hükümlerin yüceliğini, hikmetini hakkiyle anlayan zatların imanları ile halkın fertlerinin imanları arasında büyük bir fark vardır. işte bu itibarla imanın artması mümkündür Nitekim bu ayet-i kerime de bunu söylemektedir.

    Velhasıl hakiki müminler Rablerine tevekkül ederler. Başladıkları her işte muvaffak olmayı O Rabb-i Kerim’den beklerler. İşlerinin neticesini O’na bırakırlar. O’na havale ederler. Ve Allah’a havale ettikleri işlerin neticesi hususunda başkalarından korkmazlar.

    İşte bu minval üzere vasıfları yazılı zatlar o müminlerdir ki, namazı dosdoğru kılarlar.Namazları bütün erkan ve şartlarına riayet ederek yerine getirmeye çalışırlar.Kendilerine bir ilahi lütuf olarak vermiş olduğumuz şeylerden yalnız Allah rızası için başkalarına infakta bulunurlar. Mesela zekatlarını , sadakalarını verirler. Allah yolunda cihad için servetlerini sarf ederler. Mabetler, medreseler çeşmeler, köprüler gibi hayırlı müesseselerin inşası ve yaşatılması hususlarında yardımda bulunurlar. Başkalarını ilmen, irfanen aydınlatmaya çalışırlar.

    Hakiki Müminlerin Vasıfları

    1- Onlar ancak Cenab-ı Hak’tan korkarlar

    2- Hak Teâlâ’nın bütün emir ve yasaklarına riayet eder ve boyun eğerler

    3- Yalnız Allah ondan Teâlâ’ya tevekkül ederler.O’ndan başkasın itimat etmezler

    4- Namazlarını dosdoğru kılarlar.

    5- Allah rızası için münasip yerlere, yardımda bulunurlar Hayır yolunda mallarını sarf ederler.

    İşte öyle seçkin vasıflar ile vasıflanmış olanlar yok mu hakkıyla mümin olanlar onlardır. Çünkü onlar imanlarına; Allah korkusu gibi dini hükümlere riayet gibi hakka tevekkül gibi en seçkin amelleri ve namaz gibi, zekat ile sadaka gibi en güzel bedeni fiilleri ilave etmişlerdir. Artık o muhterem müminler için Rablerinin katında dereceler vardır Onlar cennetlerde birbirinden ala makamlara nail olacaklardır. Ve o müminler için insanlık icabı yapmış oldukları kusurlardan dolayı mağfiret vardır Kerem sahibi Mabud Hazretleri onların o kusurlarını affedecek ve örtecektir. Ve onlar için bu mağfiret ile beraber sonsuz bir rızık da vardır Onlar o cennetlerde maddi ve manevi nimetlere nail olacaklardır.

    Şöyle ki: Onlar kendilerine pek değerlice bir rızık olmak üzere cismani lezzetlere nail olacakları gibi bu lezzetlerin çok üstünde olan ve Allah’ı tanımaktan, Allah sevgisinden meydana gelen manevi lezzetlere de nail olacaklardır. Kalbin nurlanmasını, ruhun yücelmesini temin eden bu ruhani lezzetler ise şüphe yok ki, cismani lezzetlerin fevkalade üstündedir”

    Hamdi Yazır merhum bu ayetlerin izahı sadedinde şöyle diyor:

    Müminler ancak onlardır ki, Yüce Allah’ın sıfatlarından hiç bahsedilmeksizin ve fiillerinden, kudretinden hiçbiri gösterilmeksizin yalnızca mübarek adı anıldığı zaman yürekleri oynar; kalplerini rahmet ümidi ve sevgi heyecanı kaplar, bedenlerini muhabbetle karışık bir korku sarar. Allah’ın azamet ve ihtişamından kaynaklanan bir ürperti benliğini kaplar. Ve üzerlerine O’nun ayetleri okunduğu vakit bu onların imanlarını artırır.

    Bilgi ve ibadet sebepleri arttıkça , iman da taklitten çıkıp tahkik özelliği kazanmaya başlar; tahkik gelişir yakin ve itminanları ziyadeleşir. Onlar, ancak Rab’lerine tevekkül ve itimat eylerler Baskasına değil, yalnızca Allah’a güvenirler ve O’na teslimiyet gösterirler; işlerinde başarıyı O’ndan beklerler

    İşte bu özellikleri kazanmış olan müminler yok mu, hakkiyle mümin olanlar işte ancak bunlardır. Gerçekte mümin diye ancak bunlara denir. Zira onlar hem kalpleri, hem kalıpları ve amelleri ile mümindirler. Bunlar için Rableri katında yüksek dereceler ve büyük bir mağfiret ve kerim bir rızık vardır. Öyle kerim bi rızık ki, sayısı ve süresi tükenmez, ardı arkası kesilmez; tükenme derdi olmaz. Sırf hayır ve nimet olan bir rızık vardır ki iman ile güzel amelin ecri işte bunlarardır. Dünya mali ve savaş ganimetleri bunların yanında dikkate alınmaya bile değmez

    Şu halde müminlere yaraşan, imanlarının gereği olarak Allah’tan korkmaktır. O’nun gazabını çekecek davranışlardan sakınmaktır ; aralarını ıslah etmektir. Basit menfaatler peşinde koşarak kardeşlik hukukunu ihlal etmemektir Her durumda Allah ve Rasulü’nün emrine itaat etmektir ve açıklamakta olduğumuz ayetlerde saylan aâmil müminlerden olmanın cehd ve gayreti içinde olmaktır

    Açıklamakta olduğumuz bu ayetlerde bahsedilenler imanlarını kemale erdirmiş müminlerdir. Burada onların belli başlı vasıfları sayılmakta ve bunların karşılığında onlara verilecek mükafatlar bildirilmektedir

    Bunlardan birincisi= Allah zikrini duyar duymaz kalplerinin harekete geçmesi, hislerinin coşması ve heyecanlarının artmasıdır. Zira onların kalplerinde Allah muhabbeti ve korkusu her şeyden daha fazla yerleşip kök salmıştır.Sahip oldukları imanın nuru, onları nefsin kir ve karanlıklarından temizleyerek kalplerine letafet kazandırmıştır. Onların kalpleri, kasvet ve katılıktan kurtularak Allah’ı zikre yumuşamıştır. Ayet-i kerimenin bu kısmı Allah zikrinin mümin kalbe başlangıçta yaptığı tesiri bildirmektedir. “Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah’ı hatırlayıp anmakla doygunluk ve huzura erer” (Ra’d 13/28) ayeti ise zikirle gelinen nihai itminan ve huzur halini beyan eder. Nitekim Hz. Ebubekir (r.a)’in yaptığı şu tespit bu açıdan pek manidardır.

    İslam’a henüz yeni girmiş bir grup insan geldi. Kur’an-ı Kerim tilavetini duyduklarında ağlıyor ve ah, vah ediyorlardı. Hz. Ebübekr (r.a) onlara: “Biz de İslam’a ilk girdiğimizde böyleydik, sonra kalplerimiz katılaştı” demiştir, O, bu sözüyle, huzur ve itminan halinin son mertebesinde olduğuna işaret etmişti

    İkincisi= Kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman bu oların imanlarını artırır , inen her süre, her ayet yeni mevzulardan bahsedip yeni deliller getirdiğinden, onlara inanan müminlerin de imanlarını artırır

    Üçüncüsü= Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler işlerini sadece O’na havale ederler yalnızca O’ndan korkarlar ve yalnızca O’ndan yardım beklerler. Gönüllerini fani olan mal, evlat, makam ve şöhrete baki olan Allah’a bağlarlar. onun dilediğinin vukua geldiğini, dilemediğinin ise olma ihtimalinin bulunmadığını çok iyi bilirler

    Dördüncüsü= Onlar iman nuruyla Hakk’ın cemal ve celal tecellilerini müşahede ettiklerinden, O’nu müşahedenin engin deryasına dalarlar. Bütün varlıkları Allah Tealanın celal tecellileri altında yokluğa mahkum olarak gördüklerinden, tevekkül ve güven duygularını başka bir şeye değil sadece Rablerine tahsis ederler.

    Beşincisi= Onlar iç ve dış temizliği, farzları, vacipleri, sünnetleri ve adabına riayet ederek namazı dosdoğru kılarlar.

    Altıncısı  Onlar, Allah’ın kendilerine ikram buyurduğu maddi manevi imkanlardan, muhtaç olanlara yardımda bulunurlar.

    İşte bu vasıflara sahip kişiler gerçek müminler olup onlara ahirette mükafatları verileceği müjdelenmektedir:

    1- Müminlere, amellerine göre cennette yüksek dereceler verilecek ve Allah’a manevi yakınlıkları artırılacaktır. Bununla ilgili olarak Allah Rasulü (s.a.v) bir defasında:

    ‘Cennet ehli, üstlerinde bulunan köşklerde yaşayanlar, aralarında bulunan derece farklı dereceler sebebiyle, sizin gökyüzünün doğu veya batı ufkunda kayan parlak bir yıldızı gördüğünüz gibi görürler” buyurmuşlardı. 

    ‘Bunlar herhalde peygamberlerin makamlarıdır: onlardan başkaıi buraya erişemez, değil mi?” diye sorduklarında, Peygamberimiz ;

    ‘…Hayır! Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin olsun ki bunlar, Allah’a inanan ve peygamberleri tasdik eden kimselerdir” buyurdu

    2- Onların günahları bağışlanacaktır; Allah’ın sonsuz af ve mağfireti sayesinde her türlü hata ve kusurlardan arınacak,tertemiz hale geleceklerdir

    3- Onlara, cömertçe ikram edilen, bitmek tükenmek bilmeyen, hesap korkusu olmayan bol, değerli ve kaliteli rızıklar ihsan edilecektir.Şu kadar var ki, anlatılan bu güzel vasıflara sahip olup, müjdelenen bu mükafatlara erişebilmek çok da kolay değildir”

    Burada ganimetlerin Allah’a nispet edilmesi, ganimetlere şeref kazandırmak maksadıyladır Rasulullah (s.a.v)’e nispet edilmesi ise ganimetlerin hüküm ve idaresinin O’na ait olması sebebiyledir. Dikkat edilirse, ashab-ı kiramın ganimetlerden sormaları hakkında, “Sana ganimetlerden soruyorlar” buyrularak, fazla ve gereksiz soru sormalarından sayılmıştır. Onlar ganimetlerin sadece kendilerine ait olması için bu soruyu sordular.

    Hak Teala ise onların arzularının hilafına şöyle buyurdu: “De ki: ganimetler Allah’a ve Rsulü’ne aittir” Onlar sizin istediğiniz gibi değil kendileri diledikleri gibi onda tasarrufta bulunurlar. Bunun da sebebi ise sizin İslam adabıyla edeplenmeniz içindir.Din ve dünyanızla ilgili konularda Allah ve Resulü’nün hükümlerine teslim olmanız içindir. Dini amellerinizi dünyevi maksatlarla karıştırmamanız ve dünyaya haris olmamanız içindir.

    Nitekim Tevilatü’n-Necmiyye’de şöyle denilmiştir: Ashab-ı kiram Hz Peygamber (s.a.v)’e çok soru sorduklarinda: “Herhangi bir konuyu size emredip yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden önceki ümmetleri çok çok soru sormaları ve peygamberlerine karşı münakaşaya dalmaları helak etti” buyurmuşlardır.

    Ayet-i kerimede müminlerin vasıfları cümlesinden olmak üzere zikredilen korkuya gelince; bu korku, kamil iman sahibi kimselerin vazgeçilmez vasıflarından biridir Bu kamil iman sahibi kimsenin Hakk’a yakın bir melek veya bir peygamber yahut muttaki bir mümin olması arasında fark yoktur. Fakat azaptan korkmak böyle değildir Çünkü azaptan korkmak, sadece Allah’in zikriyle hasıl olmaz Bilakis bu korku, işlenen günahı düşünmekle ve intikam almak üzere Allah’ın asilere nasıl azap ettiğini hatırlamakla da meydana gelir

    Kimisi vardır günah işlemeye niyetlenip kendisine Allah’dan kork denilince Allah’ın azabı korkusuyla ondan vazgeçer. Kimisi de ki kendisini günahtan sakındıracak, Allah’in fiil ve sıfatlarından bir şey hatırlatılmadan sırf O’nu zikredip anarak, O’nun celal ve azametini düşünerek günahtan yüz çevirir İşte bununla önceki kimse bir değildir.

    Bilinmelidir ki, imanın nuru kalbi inceltir, onu nefsin kir ve karanlıklarından temizler. Böylece kalbin kasveti azalır ve yumuşar. Allah’ın zikrine elverişli hale gelir. İçinde Allah’a karşı bir şevk uyanır. Ve bu hal bidayet halinde olanların halidir. Nihayete ulaşanların hali ise zikirle sürekli bir sükunet ve huzur kıvamında bulunmaktır.

    Ayet-i kerimedeki”Onlar sadece Rab’lerine tevekkül ederler cümlesiyle ilgili şöyle denilmiştir: Bu üstün vasıflara haiz olan müminler, dünya ve dünya ehline dayanıp güvenmezler çünkü iman nuruyla Hakkın cemal ve celalini müşahede eden kimse Hakk’ı müşahedenin engin deryasına dalar. Böyle olunca Hak’tan başkasını görmeye ve onunla meşgul olmaya fırsatı kalmaz. Bütün eşyayı Cenab-ı Hakk’ın celal tecellileri altında yokluğa mahkum olarak görür. Dolayısıyla böylelerinin tevekkül ve itimadı başka şeye değil, sadece Cenab-ı Hakk’a olur

    Bize Enfal süresini indiren, ganimeti bu ümmete helal kılan kafirlere karşı malımız ve canımızla cihadı emreden Allah’a hamd olsun. Alemlere rahmet olarak gönderilen Allah Rasulu (s.a.v)’e salat-u selam olsun. Onu davasında yalnız bırakmayan ve “sen denize dalsan birlikte bizde dalarız” diyen ashab-ı kiram ile o yolun yolcusu olan ümmete selam olsun. Ayetlerde vasıfları zikredilen müminler zümresine dahil olmayı Rabbim cümlemize müyesser eylesin. Amin.



    Kaynak = Cafer Durmuş / Ey İman Edenler / bkz= 19-27

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.