Kuran Yurdu

Maun Süresi Bilmen Tefsiri

    Maun Süresi Tefsiri Ve Ömer Nasuhi Bilmen Yorumu



    Gördün mü o kimseyi ki: Dini yalanlar.

    İmdi o kimseler ki: Yetimi itiverir.

    Ve yoksula yemek yedirilmesi için teşvikte bulunmaz.

    Artık vay hâline o namaz kılanların ki:

    O kimseler ki: Onlar namazlarından yanılanlardır.

    O kimseler ki: Onlar göstericilerdir.

    Ve menedilmesi âdet olmayan bir şeyi bile menediverirler.

    Bu mübârek sûre, Et-Tekâsür sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Yedi âyet-i Kerîmeyi içermektedir. Esirgenmeyecek bir yardım demek olan “Maun” kelimesi nihâyet bulduğu için kendisine bu isim verilmiştir: Buna “Ereeyte” ve “Din” sûresi de denilmiştir. Bundan evvelki Kureyş sûresinde Cenab-ı Hak’kın Kureyş’i açlıktan koruduğu ve onları ibâdetle mükellef kılmış olduğu bildirilmişti, bu sûrede de dini yalanlayan, Allah’ın emrine muhalefet ederek cimrilikte bulunan kimselerin ahlâksız hâllerine işaret olunduğu cihetle bu iki sûre arasında mühim bir münâsebet vardır. Ve Kureyş kabîlesi hakkında bir tehdîde de taşımaktadır.

    1-) Bu mübârek sûre, dini yalan sayan, muhtaçlara yardımdan kaçınan, riyakâr olup yanılarak namaz kılan ve son derece cimri bulunan herhangi bir şahsın o pek çirkin vaziyetini nazarı dikkate sunmaktadır. Şöyle ki: Ey Peygamber!. Veya ey akıllı, düşünen insan!. (Gördün mü?) Yâni: Hâline vâkıf olup bildin mi (o kimseyi ki: Dini yalanlar.) açık ve parlak olan İslâm dininin gerçekliğini, yüceliğini tasdik etmez, küfür içinde yaşamaktan çekinmez. Böyle “Gördün mü” gibi soru yoluyla olan hitaplardan maksat, beyan olunacak şeylere işitenlerin dikkatini çekmek ve onları güzelce anlamaya teşvik eylemektir.

    Mutlak sûrette bildirilen dinden maksat da İslâm dinidir. Çünkü, Kur’an-ı Kerim ve müminlerin ıstılahınca mutlak dinden maksat, İslâm dininden ibarettir, diğer dinlere ise mutlak sûrette din denilemez, belki: Sınırlandırılarak Hıristiyanlık dini, Yahudilik dini gibi bir şekilde ifade edilir. “Tefsir-i Kebir.”

    2-) (İmdi o) İslâm dinini inkâr eden şahıs (o kimsedir ki: Yetimi itiverir.) yanından şiddetle kovar, ona bir hakaret gözüyle bakar, onun bir ihtiyacını bertaraf etmeğe yanaşmaz.

    3-) (Ve) O kimse, öyle cimri ve iyiliksever olmaktan öyle uzaktır ki, (yoksula yemek yedirilmesi için) başkalarını da (teşvikte bulunmaz.) bir hayra vesîle olmak istemez, başkalarının iyilikte bulunmalarını bile kıskanır.

    Bu mübârek âyette şuna işaret vardır ki: İnsan, elinden geldiği takdirde yetimlere, fakirlere kendi malından yardım etmelidir. Kendi malı olmadığı takdirde başkalarını öyle bir yardımda bulunmaya güzel bir şekilde teşvik eylemelidir. İnsanîyet adına iyiliksever bulunmalıdır.

    Bir rivâyete göre bu âyet-i kerîmenin bildirdiği kimseden maksat; Ebû Cehil’dir ki: Bir yetimin vasisi bulunuyordu, o yetim bir gün çıplak bir hâlde Ebû Cehl’in yanına gelmiş, onun yânındaki kendi malından bir şey istemiş, Ebû Cehil ise o yetimi fenâ bir sûrette def etmiştir. Yâhut o kimseden maksat, münâfıklardan bir şahıstır. Maamafih bu ilâhî beyan, bütün o gibi cimri kimseleri hitab etmektedir.

    4-) (Artık vay hâline!.) Yazıklar olsun, şahısları azaba lâyıktır, (o namaz kılanların ki:) Bedenen ve lisânen namaz kıldıkları hâlde o namazdan ruhen yararlanamazlar, gafletten uyanmazlar, ahlâki fâzilet ile vasıflanmaya çalışmazlar, yoksullar hakkında bir şefkat, muhabbet duygusu beslemezler.

    5-) Evet, azaba lâyıktır, (O kimseler ki: Onlar namazlarından yanılanlardır.) yâni, lisânen okuduklarından gaflette bulunurlar, ona ehemmiyet vermezler, unutma ve hatadan hiç kurtulamazlar, ne için okuduklarını, rüku ve sücutte bulunduklarını aslâ düşünmezler.

    Bu yanılmadan maksat, namazların vakitlerini, şartlarını gözetmemek, bütün namazları birer yanılma ve gaflet içinde kılmaktır. Namazlara ehemmiyet vermemektir. Yoksa hakikî bir mü’mîn de bâzen namazlarında yanılabilir, bunun telâfisi için sehiv secdesi ve namazı iadesi, meşrû’dur. Kasde dayalı olmayan bir yanılma ve hata bu Müslümanlar hakkında affedilmiştir.

    6-) Evet.. (O kimseler ki: Onlar, göstericilerdir.) insanlara gösteriş için namaz kılarlar, sırf Allah rızâsı için, samimi bir kalp ile ibâdette bulunmazlar ,riyakârca bir hâlde yaşar dururlar, elbette ki: Onlar, azabı hak etmişlerdir.

    7-) (Ve) Onlar, öyle cimri, hayırdan uzak kimselerdir ki: (men edilmesi âdet olmayan bir şeyi) yâni: Gerek fakirlere ve gerek zenginlere istedikleri zaman men edilmesi âdet olmayan en âdi şeyleri bile, meselâ: bir içim suyu, bir parça tuzu, bir ateş parçasını, bile vermezler, emaneten verilecek bir kabı, bir baltayı, bir keseri bile vermekten kaçınırlar. İşte bu gibi şeylere “Maun” denilir.

    Artık öyle cimri kimseler, zekât verirler mi?. Yetimlere, yoksullara yardımda bulunurlar mı?. Onların namazları da samimî değil, bir gösteriş içindir. Böyle bir riya = gösteriş ise küfürden bir parça bulunmaktadır.

    Kısacası: Bu mübârek sûre, bizlere telkin etmiş bulunuyor ki: Bir insan, samimi bir sûrette Müslüman olmalıdır. İslâm dininin yüceliğini kalben ve lisânen tasdik etmelidir, fakirlere zaiflere de elden gelen yardımı esirgememelidir. Dinî vazifelerini bir şevk ile, bir uyanıklıkla seve seve yapmaya çalışmalıdır. Allah’ın himâyesine sığınarak her hususta muvaffakiyyati Kerem Sâhibi Mâbud’tan temennîde, niyâzda bulunmalıdır. Ve başarı Allah’tandır.

    Maun Süresinin Tefsiri



    Kaynak = Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Bilmen

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.