Kuran Yurdu

Leyl Süresi Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

    Mekke’de indirilmiş olup 21 ayettir. Sûre adını ilk ayetinde geçip “gece” anlamına gelen “Leyl” kelimesinden almıştır. İnsanın gayret göstermesi, makbul bir hayat geçirmesi için yapması gereken işler, iyilerin ve kötülerin âhiretteki âkıbetleri anlatılır.

    • Bismillâhirrahmânirrahîm.

    Bu mübârek sûre “El-A’lâ” sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Yirmi bir âyet-i kerîmeyi içermektedir. Bundan evvelki “Eşşems” sûresinde kimlerin kurtuluşa erecekleri ve kimlerin felâkete uğrayacakları bildirilmişti. Bu sûrede de kurtuluşa ve felâkete sebep olan şeyler bildirildiğinden dolayı evvelki sûreyi bir nevî açıklama durumundadır.

    • 1 – Karanlığı ile ortalığı bürüdüğü zaman gece hakkı için!

    1. Bu sûre-i celîle, insanların iki zümreye ayrılmış olduklarını bildiriyor.

    • Bir zümrenin hak rızâsı için fedakârlıkta bulunduğunu,
    • diğer bir zümrenin de cimrilikten, kibirli bir vaziyetten ayrılmadığını haber veriyor.

    Hak yolunda çalışan birinci zümrenin ne kadar mükâfatlara nâil olacaklarını müjdeliyor. Cimri ve kibirli olan ikinci zümrenin de ne müthiş bir âkıbete uğramış bulunacaklarını ihtar etmektedir. Şöyle ki: (Andolsun) Her şeyi karanlığı ile (örtü verdiği zaman geceye…) ki: Artık insanlar istirahata başlar, Cenab-ı Hak’kın diğer bir nîmetine kavuşmuş olur.

    • 2 – Açılıp parladığı zaman gündüz,

    2. (Ve) Geceye ait karanlığın gidip güneşin doğması ile (açıldığı) ışıklar içinde kaldığı (zaman gündüze..) de andolsun ki, o da yeniden bir hayatî faaliyete başlamak vaktidir. Bu vakit olunca insanlar, geçimlerini temine çalışmaya başlarlar, cemiyetin yaşayabilmesi ve yükselebilmesi için gereken şeyleri elde etmeğe çalışırlar, diğer heyet sâhipleri de faaliyetten geri duramazlar.

    • 3 – Erkeği de, dişiyi de yaratan kudret hakkı için ki:

    3. (Ve erkeği ve dişiyi) de birer yaratılış eseri olmak üzere (yaratana da.) andolsun. Evet.. Hz. Âdem ile Havvâ’yı ve onların erkek ve dişi evlât ve torunlarını var eden ve hikmet gereği muhtelif durum ve kabiliyette bulunan daha nice hayat sâhiplerini vücuda getiren Yüce Yaratıcıya da andolsun ki:

    • 4 – Sizin işleriniz çeşit çeşittir.

    4. Ey insanlar!. (Şüphe yok ki, sizin çalışmanız) faaliyet ve gayretiniz (dağınıktır.) muhtelif mahiyetlerde bulunmaktadır. Bir zümrenin çalışması, Allah’ın rızâsına uygun ve kendileri için selâmet ve saadete vesîle bulunuyor. Diğer bir zümrenin çalışması ise isyânkârca olup kendilerini mesûliyetlerine, uhrevî felâketlerine sebep oluyor. Bu ilâhî beyan, yukarıdaki yeminlerin cevabıdır ve insanlık muhitindeki o muhtelif çalışmaların nazarı dikkatlerini çekecek bir durumda bulunduğuna işaret etmektedir.

    • 5 – Malını Allah yolunda harcayıp O’na saygı duyarak haramdan sakınan,

    5. (Artık) Bu dünyada, bu imtihan âleminde (kim infak etti ise) hak yolunda malını dağıtıp, fakirlere, hayır işlerine yardım eyledi ise (ve sakındı ise..) Cenab-ı Hak’tan korktu, nefsini gayr-i meşrû şeylerden men ederek temiz bir şekilde yaşadı ise..

    • 6 – O en güzel kelimeyi (kelime-i tevhidi) tasdik eden kimseyi.

    6. (Ve en güzel olanı tasdik etti ise..) Yâni: En güzel olan namaz, oruç, zekât gibi kulluk vazifesini takdîr ve bunları meşrû olmalarındaki hikmet ve faydayı tasdik etti ve yüceltti ise.

    • 7 – Biz de en kolay yola muvaffak ederiz.

    7. (İmdi) Biz de (ona en kolay olan için) kendisini kolaylıkla rahata kavuşturacak, cennete eriştirecek bir yolu takip etmesi için kendisine (kolaylık veririz.) onu kolaylığa eriştiririz. Onu vazîfelerini kolaylıkla, seve seve, tam bir huzurla yerine getirmeye muvaffak eyleriz, onu, güzel infak etme ve korunmasının böyle mükemmel mükâfatına erdiririz.

    • 8 – Cimri davranan, bir de kendini güçlü sanıp Allah’tan müstağni gören,

    8. (Amma kim cimrilikte bulundu) ise malını bir hayra sarf etmedi ise veya şehvetleri uğranda sarf edip de Allah’ın rızâsını çekecek bir şekilde sarf etmekten kaçındı ise (ve istiğna gösterdi ise) yâni: Servetine mağrur olup sevap kazanmaya muhtaç olmadığını ve başkalarının sevgisini, duasını almaya ihtiyacı olmadığını zanneyledi ise.

    • 9 – O en güzel kelimeyi (kelime-i tevhidi) yalan sayanı ise,

    9. (Ve en güzeli tekzîb etti ise..) Yâni: Allâh-ü Teâlâ yolunda yapılan infakın pek güzel sevaba vesîle olacağını inkâr eyledi ise, uhrevî mükâfatların varlığına inanmayıp inkârcı bir hâlde yaşadı ise..

    • 10 – En güç yola sardırırız.

    10. (Onu da) O inkârcı şahsı da (en zor olan için) cehennem ateşine atılmak gibi en şiddetli bir âkıbete (kolayca iletiriz.) onu pek korkunç azaplara sebep olacak olan en zor ve en kötü özelliklerle vasıflandırırız.

    • 11 – O, aşağıya doğru yuvarlanırken malı kendisine hiç fayda etmez.

    11. (Ve) O cimri şahsı (aşağıya düştüğü zaman) yâni: Cehenneme atılarak cezasına kavuştuğu gün (onu malı kurtaramayacaktır.) o çokluğuna güvendiği, ondan muhtaçlara yardımda bulunmadığı malı kendisine o günde bir fâide veremeyecektir.

    Tereddi“; yukarıdan aşağıya düşmek mânâsına olup ölmek ve cehenneme atılmaktan kinâyedir.

    • 12 – Doğru yolu göstermek elbette Bizim işimizdir.

    12. Cenab-ı Hak, şöyle buyuruyor: (Şüphe yok ki: Hidâyet yolunu göstermek bize aittir.) Yâni: Yüce Allah, insanları yaratmış, onlara hak ile bâtılın arasını ayırt edebilecek yaratılıştan gelen bir kabiliyet vermiştir ve onlara Peygamberleri ve kitapları vasıtası ile hayır ve şer yolunu bildirmiştir. Bu, insanlık hakkında Allah’ın bir rahmetidir. Artık insanlar, kendilerine lütfen gösterilmiş olan hidâyet yolunu tasdik; etmeli değil midirler?. Ebedî istikbâllerini temine çalışmaları icâbetmez mi?.

    • 13 – Âhiret gibi dünya da elbette Bize aittir.

    13. (Ve muhakkak ki: Âhiret de, dünya da bizimdir.) Yâni: Allah’ın zatına mahsustur. Onun mülküdür, o Yüce Yaratıcının kudret ve tasarrufu altındadır. Artık insanlık için lâzım değil midir ki: O Kerem Sâhibi Mâbud’un emir ve fermanı doğrultusunda hareket etsinler.

    • 14 – İşte Ben, sizi alev saçan bir ateşe karşı uyarıyorum.

    14. O Yüce Yaratıcı kullarını uyandırmak, onlara kulluk vazifelerine riâyet etmelerini tembih için de buyuruyor ki: (Artık sizi) Ey insanlar!. (Alev saçıp duran) dâima tutuşmakta bulunan (bir ateş ile) cehennem ile (korkuttum.) o şiddetli azabı sizlere defalarca ihtar ettiğini, sizleri o sûretle de uyanmaya dâvet ederek hakkınızda öyle bir şekilde de Allah’ın merhameti tecellî etmiş bulunmaktadır. Artık bundan da istifâde ederek şükürde bulunmalı değil misiniz?.

    • 15 – O ateş ki ona en şaki olandan başkası girmez.

    15. (Ona) O pek şiddetli ateş içine (en şaki olandan) Allâh-ü Teâlâ’nın Resûllerini, kitaplarını inkâr eden, haktan yüz çeviren ve tövbe ve istiğfar etmeden ölüp giden kâfirlerden (başkası girmez.) onlar, en şiddetli cehennem ateşleri içine ebedî bir sûrette atılmış bulunurlar. Böyle en şiddetli ve daimî bir azap kâfirlere mahsustur.

    • 16 – Dini yalan sayan ve ona sırtını dönenden başkası oraya girmez.

    16. İşte Cenab-ı Hak, bu hakikati şöylece beyan buyuruyor: (Öyle şaki ki, yalanlamış) Allâh-ü Teâlâ’nın birliğini, Peygamberlerinin risâletini, onların teblîğ ettikleri kitapları tasdikten kaçınmış, inkâra devam edip durmuştur. (Ve yüz çevirmiştir.) Allah’ın hükümlerini kabul etmeyip itiraftan kaçınıp durmuştur. Artık böyle bir şahıs, elbette ki: Öyle pek şiddetli bir azaba lâyık olmuştur.

    • 17 – Ama Allah’a karşı gelmekten çok sakınan ondan uzak tutulur.

    17. (Ve çok takva sâhibi olan ise) Yâni: Küfür ve şirkten pek ziyade sakınıp onları hatırına bile getirmeyen pek samimî mü’mîn ise (ondan) o bildirilen cehennem ateşinden (uzaklaştırılacaktır.) öyle bir zât, o ateşe atılmak değil, ona yakın bile bulundurulmayacaktır. O, Allah’ın korunması altına girmiştir. Onun pek seçkin vasıfları, meziyetleri vardır.

    Tecnib” ayırmak, uzaklaştırmak demektir.

    • 18 – Ve gönlünü arındırmak için Allah yolunda mal harcayan.

    18. Ezcümle o zât (Öyle) muttaki bir zâttır (ki: Malını verir) hayır yolunda sarf eder, fakirlere, ve zaiflere yardımda bulunur. Bir riya için bir meth ve övgüye kavuşmak amacıyla olmaksızın sırf bir arınma maksadıyla ve hüsnüniyyetle malını dağıtır, (temizlenir.) İnşallah en temiz bir kul olmuş olur.

    • 19 – O, verdiğini kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak vermez. Verdiğinden ötürü hiç kimseden mükâfat da beklemez.

    19. (Halbuki: Onun) O pek takva sâhibi zâtın (yanında hiç bir kimsenin bir nîmeti yoktur ki, o mükâfatlansın.) onun bu infakı, başkasından görmüş olduğu bir nîmetin, bir yardımlaşmanın karşılığı, bir mükâfatı değildir.

    • 20 – Sadece ve sadece yüce Rabbini razı etmek ister.

    20. O muhterem zât (Ancak pek yüce olan Rab’binin rızâsını aramak için…) öyle infakta bulunur, o, öyle cömerttir.

    “Hak yolunda kim verirse canını, emvâlini.”

    “Elde eyler âkıbet bir nice kat emsâlini.”

    • 21 – Kendisi de ukbada elbet hoşnut olur.

    21. (Ve andolsun ki: Herhâlde) O pek muttaki zâttan Allâh-ü Teâlâ Hazretleri de (râzı olacaktır.) onu o güzel amelinin mükâfatına kavuşturacaktır. O zât da böyle nâil olacağı pek büyük nîmetlerden dolayı her yönüyle bir ebedî saadet ve hoşnutluk içinde kalacaktır. Ne muazzam bir muvaffakiyet…



    Kayna = Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Meal:Yıldırım & Tefsir:Bilmen

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.