Kur’an (İslam)da Kadının Şahitliği

İslam hukuku, kadınlar tarafından bilinen ve kadınlarla ilgili meselelerde kadınların şahitliğini küfi sayar. Had (Allah’ın hakkı olarak yine O’nun tarafından tayin edilen cezadır. Zina, hırsızlık ve içki içmenin cezası gibi yaralamak ve öldürmek kısas, suretiyle insana karşı yapılan tecavüzlerin cezasıdır ki, aynı fiilin mütecavize uygulanması) durumlarında, kadının cahilliği erkeğin yarısı kadardır. Kur’anı Kerim bunun sebebini şöyle anlatır: «Kadınlardan biri unutursa, diğeri ona hatırlatır.» (Bakara, 282)

Ayette geçen «unutursa» kelimesinin kastettiği manalar, gaflete düşme, hataya düşme ve doğru yoldan sapmaktır. Bu bize şahitlikte kadının erkekten farklı bir durumu olduğunun kabul edildiğini gösterir. Nitekim psikologlar, yaptıkları araştırma ve incelemede gerçekten kadın ruhunun böyle bir işe müsait olmadığı neticesini ortaya çıkarmışlardır.

Kadın ruhen hassas olduğu için, özellikle had ve kısas cezalarında, ondan iyi bir şahitlik beklenemez. Bunun yanında utangaçlığı ve zayıf yapısı nedeniyle de güç işlere karşı dayanıklı olmadığı için, şahitlik yapması ve iki taraflı soruşturmaya dayanması kolay değildir.

Bu yüzden İslamiyet, kadınların fiziki yapılarından, sosyal ve genel şartlarından ötürü, kadınların şahitlikte bulunmaları için onlara zor gelmeyecek şekilde belirli sınırlamalar koymuştur. Nitekim kadınlar genellikle ağır ev işleriyle meşgul olup meslek ve ticaret işleriyle nadiren ilgilenirler. Ağır ev işleri içinde, çocuk bakım ve terbiye işinde bedenen ve ruhen yıpranan kadınların, zor meselelerde şahitliği yüklenmesi kolay değildir.

Bu yüzden İslam hukuku, kadınların şahitliğini erkeğin yarısı olarak kabul etmiştir, İslam hukukçularının çoğu, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine eşit olduğunu kabul etmenin dışında tüm meselelerde ve davalarda kadının şahitliğine güven duyar.

İyaz b. Muaviye (r.a.), boşanma konusunda iki kadının şahitliğini kabul etmiştir. Hatta rivâyet edildiğine göre, bir evde çıkan kavgayı sâdece Ümmü Seleme (r.a.)’nin şahitliği üzerine kabul etmiştir.

Bazı meseleler vardır ki, erkeklerin bilgisi dışında olup sadece kadınları ilgilendirir. Ve yalnız onları kadınlar bilir. Fakat bazı meseleler de vardır ki, genelde hukukçular sadece kadınların şahitliğine güvenmez, kadının erkekle beraber şahitliğini şart koşarlar.

Hukukçuların çoğu, zinanın dışında tüm davalarda kadın ve erkeğin birlikte şahitliklerim kabül etmiştir. Fakat Ata b. Ebi Ribah (r.a.), zina davalarında da kadının erkekle beraber şahitliğini iddia etmektedir ki, ona göre, üç erkekle iki kadının şahitliği kabul edilebilir.

Netice itibariyle diyebiliriz ki;

Kadın – erkek hususunda söylenecek en son sözleri şu iki ayet-i celîle üzerinde yapacağınız izahlarla noktalayacağız.

Cenabı Hak, Bakara süresinin 228. ayetinde buyurur ki: «Erkeklerin meşru surette kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler, onlar üzerinde daha üstün bir dereceye sahiptirler.»»

Cenabı Hak, bu üstünlüğü de Nisa süresinin 34.ayeti ile bildirir: «Erkekler, kadınlar üzerinde hakimdirler. O sebeple ki, Allah onlardan birini (savaş, imamlık, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de, erkekler mallarından, onların nafakasını temin ederler.»

Daha önce yaptığımız izahlarda erkek, kadının dini, mali ve hukuki hürriyet ve yetkilerine karışma hakkına sahip değildir. Öyleyse erkeğin kadın üzerindeki hakimiyeti nerede kaldı? Bu hakimiyetin sahasını ayete dayanarak belirtelim. ayeti celile, erkeğin hakimiyetinin sebeplerini iki şekilde göstermektedir.

1- Yaratılış bakımından (gerek fiziki, gerekse ruhi yönden, erkek kadından daha kuvvetli, güçlüklere dayanıklıdır. Daha temkinli, ileri görüşlü ve sebatı daha fazladır. Bundan ötürü peygamberlik, devlet reisliği, şahitlik, savaşmak ve mirasta daha fazla hak sahibi olmak gibi hususlarda özellik kazanmıştır.

2- Erkek gerek evlenirken mehir vermekle, gerekse aile müessesesinde geçimini sağlamakla mali yükümlülük altındadır. Demek ki, erkeğin bu hakimiyeti bu mes’uliyetinden ileri geliyor.

Erkek aile reisidir ve ailesinin geçimini Sağlamakla mükelleftir. Bu yüzden kadın, ağır vazife ve sorumlulukları üzerinde taşıyan kocasına karşı itaatsizlikte bulunamaz. Her kadın, koca hakkının büyüklüğünü idrak etmeli ve ona göre davranmalıdır. Bu, Allah’ın değişmez bir kanunudur. Aksi takdirde kadın kocasına itaatsizlik etmekle Allah’a karşı gelmiş olacaktır ki, kocasının kendisine hakkını helal etmemesi halinde ahiretteki acı akıbetini kendi elleriyle hazırlamış olur.

Nitekim Resulüllah efendimize Miraç gecesi cehennem gösterildiğinde cehennem halkının çoğunluğunu kadınların teşkil ettiğini görmüş ve bunu ashabına anlattığında kadınların küfürleri sebebiyle cehennemin çoğunluğunu oluşturduğunu söylemişlerdi, Bunun üzerine ashabı şöyle sormuşlardı: «Ey Allah’ın resulü, Allah’a mı küfrederler?» Resûlüllah efendimiz şöyle buyurur: «Onlar kocalarına karşı, onların iyiliğine karşı nankörlük ederler. Onlardan birine asırlar, boyunca iyilik etsen de sonra senden (hoşlanmadığı) bir şey görse, hemen: «zaten senden (şimdiye kadar) hiç bir hayır görmedim ki» der.»

Aile ocağı küçük bir devlettir. Muhakkak bunun bir idarecisi, bir reisi olacaktır. O da yaradılışı, vazife ve taşıdığı sorumluluklar icabı erkektir. İşte İslâmın, erkekler için kadınlar üzerinde tanıdığı hakimiyet budur. Allah’ın bu yasasına hiç kimse dil uzatamaz, karşı çıkamaz.

Açıkça görüyoruz ki dinimiz erkeğe, kadına kayıtsız şartsız hakim olma yetkisini tanımıştır. Dinimizin emrine göre kadın erkeğin emrine girmedikçe, onun kumandasına uymadıkça aile yuvasında birlik ve düzenin yer tutmasına imkân yoktur. Ama bu hiç bir zaman erkeğin her türlü zorbalık ve sertliği mubah görmesi demek değildir. Çünkü Kur’an da erkeğe üstünlük yetkisini veren ayetler, ona her adımda yumuşak ve yola getirici muameleyi emretmekte, dayağı ve diğer sert muameleleri her türlü iyilik yollarını denedikten sonra başvurabilecek sonuncu çare diye göstermektedir.

Zaten sırf insanlara karşı değil, uçan kuşa varıncaya kadar bütün hayvanlara bile merhametle muamele etmeyi emreden dinimizden başka türlüsü beklenemez.

Şimdi de karşı çıkacak olan sapıklara hatırlatma olarak dünyada en seçkin hukuk anlayışına sahip olan İsviçre, Fransız ve Alman kanunlarına ve onlardan esinlenerek hazırlanmış olan Türk Medeni Kanununa göz atmalarını istiyoruz. Ki, bundan sonra en mükemmel sistem vs prensiplere sahip olan İslama dil uzatırken biraz düşünsünler.

Dünyanın en seçkin hukuk anlayışına sahip olan İsviçre, Fransa, Alman kanunları ve onlardan esinlenerek hazırlanmış olan Türk Medeni Kanunu şöyle der: «Aile müessesesinde erkeğin kadına oranla sahip olduğu üstün haklar vardır. Koca, aile reisidir. Oturulacak evin seçilmesi ona aittir. Kadın, kocasının aile ismini (soyadını) taşır. Kadın, kocasının müşavir ve muavinidir. Evlilik birliğini koca temsil eder.»

«Kocanın izni olmadan kadın, bir iş veya san’atla uğraşamaz.»,

Oysa ki İslam, kocaya kadının kendi malıyla yapacağı ticari işlere karışma hakkını vermemiştir.

«Kadın çocukların iaşe ve terbiyesi için gereken masraflara iştirak eder.»

Oysa ki İslam hukukuna göre, gerek zevcenin, gerekse çocukların her türlü masrafını koca temin eder.



Kaynak= Turan Yazılım / Mürşit 5/ İlmihal / Evlilik Ve Mahremiyetleri

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.