Kulun Tövbesinden Dolayı Allah’ın Memnuniyeti

  • 16 Nisan 2018
  • 65 kez görüntülendi.

İnsanın Tövbe Etmesinden Dolayı Allah’ın Duyduğu Memnuniyet



Bu hallerden bir diğeri,en büyük sırdır.Bu öyle bir sırdır ki kelimelerle veya cümlelerle bunu ifade etmek çok zordur ve imana çağıran elçiler de herkesin gözü önünde bunu açıklayamazlar.Bunu ancak seçkin kulların gönülleri idrak edebilir.Bu sır sebebiyle seçkin kulların kalplerinde

Allah’a karşı olan bilgi,sevgi, ferahlık,arzu,O’nun zikrine düşkünlük,O’nun iyiliğini,lütfunu, keremini,ihsanını, idrak,kulluk sırrına vakıf olmak ve uluhiyetin hakikatini anlamak gibi duygular gelişir.Bu duygu Resulüllah (s.a.v)’in işaret ettiği gibidir:

‘Allah’ın kulun tevbesine olan sevinci,içinizden birinin şöyle bir durumdaki sevincinden daha fazladır.O kişi çölde devesiyle yolculuk etmekte iken , üzerinde yiyeceği ve içeceği bulunan devesi kaçıp gider.O kişi bu devesini bulmaktan ümit keser ve bir ağacın gölgesine varıp orada uzanıp yatar.Artık devesinden tamamen ümit kesmiştir.Tam böyle bir duygu içindeyken birdenbire devesinin yanı başında dikildiğini fark eder ve hemen yularından yakalar ve duyduğu aşırı sevinçten dolayı şaşırıp şöyle der :

‘Ey Allah’ım ! Sen benim kulumsun,ben de senin rabbin. Duyduğu aşırı sevinç sebebiyle böyle hatalı bir söz söylemiştir’

Bu hadiste,ilmin şu temel kaideisne işaret vardır:Aşırı sevinç,öfke vb. durumlarda kişi,yanılarak söylediği sözden dolayı yargılanmaz.Bundan dolayı kişi,’Sen benim kulumsun,ben de senin rabbin’ cümlesinden dolayı kafir olmaz.

Kastı o olmadığı halde,öfkenin etkisinden dolayı kişinin bu veya bundan daha tehlikeli hallere düştüğü malumdur.Bu tür sözlerinden doalyı çok öfkeli bir halde söylediği sözden dolayı talak gerçekleşmez ve dinden irtidad ettiğine hükmedilmez.

Hz Peygamber (s.a.v)’in : ‘İğlak halinde yapılan talak geçersizdir’ ifadesindeki ‘iğlak’ kelimesini İmam Ahmed b. Hanbel ‘öfke’ diye açıklamıştır.

Anlatılmak istenen şudur:Bu sevinç,kulun ihmal edip yüz çeviremeyeceği kadar büyük bir sevinçtir.Buna ancak,Allah’ın isimleri,sıfatları ve O’nun yüceliğine yakışan hususları iyi bilen,bu konuda özel bir bilgisi bulunan kişiler anlar.

Bu hususta bize en uygun olanı,konuşmamak ve bunu devrin insanlarının anlayışlarına,ilmi seviyelerine,Allah’ı tanıma konusundaki seviyelerine ve zihni kapasitelerine havale etmektir.

Ancak biz şunu biliyoruz ki Allah Teala bu sırrı alabilecek kimselere ve bunun kadr-ü kıymetini bilenlere verecektir.Eğer bunun kıymetini bilmeyen birinin eline düşecek olursa,bu fakih olmadığı halde fıkıh bilgisi taşıyana benzer ve hiç olmazsa kendinden daha fakih olanlara bunu aktarmaya vesile olur.

Şunu bilmelisin ki,Allah Teala yaratıkları arasında,insan nevine,onu mükerrem kılmak,üstün ve şerefli yapmak,onu kendisi için yaaratmak ve her şeyi de onun için yaratmak suretiyle özel bir yer vermiştir.

Başkalarına vermediği kendi bilgisini,sevgisini, yakınlığını ve ikramını vermekle insanoğluna hususiyet kazandırmıştır.Göklerde,yerde ve bu ikisi arasında olan varlıkları onun emrine vermiştir.Hatta Cenab-ı Hak,kendi yakın ehli olan melekleri bile insan için yaratmıştır.

Peygamber’e ve onun vasıtasıyla insanlara kitaplarını indirmiş,insanlardan peygamber seçmiş ve onu elçi olarak insanlara göndermiştir.Peygamberle muhatab olmuş ve onun vasıtasıyla insanlarla konuşmuştur.İnsanlardan (Halil) Hz İbrahim,Kelim (Hz Musa) dostlar,seçkin kişiler ve alimler edinmiştir.Bu kimseleri sırların kaynağı,hikmetinin mahalli ve sevgisinin temeli yapmıştır.

Allah cennet ve cehennemi insanlar için yaratmıştır.Bütün yaratma,emir,sevap ve cezanın mihveri insanoğludur.İnsan mahlukatın özüdür.İlahi emir ve nehiyle muhatab olan insandır.Sevap ve cezaya uğrayan da insandır.

Müminlerin Hassasiyetleri



Kaynak = İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin – Kur’ani Tasavvufun Esasları – / bkz = 194…196