Kitabu Zemmi’d Dünya 6.Bölüm

Dünya Hayatını Ve Dünyevi Zevkleri Arzulamak



“İslam büyüklerinden Ömer b. Abdülaziz;

‘Ey insanlar;sizin yaratılışınızın sebebi birdir.Ona inandığınız takdirde dünya ehli tarafından saf ve aptal sayılırsınız.Ona inanmazsanız kendinizi felakete atmış olursunuz’.Çünkü siz geçici dünya için değil,sonsuz ahiret için yaratıldınız. Dünyadan ahirete gideceksiniz.

Ey Allah’ın kulları,

Sizin bulunduğunuz yer öyle bir yerdir ki;Yemeği boğazınızda kalır,suyu kursağa gitmez,midenize sizi sevindirecek bir nimet verirse,özlem duyacağınız daha kıymetli bir nimetinizi elinizden alır.Bunları iyice düşünün.sonunda gidip sonsuza dek kalacağınız yer için hazırlanın (1)”

“Dünya malına gelince…

Allah (c.c) onu mahlukatının en zelili olan Fir’avn, mülhid,zındık, cahil ve fasık kişilere bolca verir.Taki onlar buna dalsınlar. Mahlukatının en şereflisi olan nebi,seçkin,doğru,alim ve abid kullarından da bunu men eder.Hatta onlar bir parça ekmek ve yırtık bir elbiseden başka bir şey bulamazlar.Ta ki onları,dünyanın pisliğine bulaştırmasın.

Hatta Cenab-ı Hak Hz Musa ve Hz Harun’a hitaben şöyle buyurmuştur:

Eğer dileseydim sizi dünya ziyneti ile o kadar süslerdim ki,Fir’avn gördüğü zaman bunu yapmaya gücünün yetmiyeceğini anlardı.Fakat ben sizi bundan men ediyor ve sakındırıyorum.

Şefkatli bir çoban devesini uyuzlu yerlerden nasıl sakınırsa, bende velilerime öyle yapar ve onları dünya nimetlerinden sakındırırım.İndimde hor ve hakir olduklarından dolayı bunu yapmıyorum.Belki yaptığım iyiliklerden nasiplerini tamamlasınlar diye böyle yapıyorum (2)”

Allah Teala (c.c):

“Kim dünya hayatını ve dünyanın zinet ve şatafatını isterse, Biz orada onların işlerinin karşılığını kendilerine tam tamına öderiz ve onlara dünyada asla haksızlık yapılmaz (3)”.Ancak “İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler (zaten) bâtıldır (4)”

Ey münafıklar!

Sizin durumunuz tıpkı sizden önce helak olan ümmetlerin durumuna benzer. Üstelik onlar kuvvetçe sizden daha güçlü olup, malları daha fazla, evlatları daha çoktu. Onlar bu dünyadaki nasipleri kadar zevk almak istediler. İşte sizden öncekiler nasıl öyle nasiplerince yaşamak istedilerse, siz de yine kısmetinizce zevk almak istediniz. Siz de o batağa dalanlar gibi daldınız. Onların yaptıkları işler, hem dünyada hem de ahirette boşa gitti. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileri oldular (5)” 

Geçmiş bölümde kıssası verildiği üzere Karun kıssası ve bir üstte anlatıldığı üzere Firavn’un serveti,malı mülkü ve aynı şekilde Ebu Leheb’e verilen onca mal,mülk,servet kendilerini Allah’ın azabından koruyamadı ve kurtaramadı.Nitekim Allah Teala: “Onların malları da, evlatları da seni imrendirmesin. Çünkü Allah bunlarla onlara dünyada sıkıntı ve azap çektirmek istemekte ve canlarının kâfir olarak çıkmasını dilemektedir (6)”

Oysa nimet kadar çok olursa,ne kadar rahat zevk-i sefa sürersen ve ne kadar dünya nimetlerine dalarsan eğer bir o kadar ,hata daha fazlası ile nefsinin esiri olup,nefs-i emmare’nin tuzağına düşüp helak olacağın gibi aynı şekilde de ne ölümü isteyeceksin,nede ölüm aklına gelmeyecektir.Çünkü geçici olan bu zevk-i sefayı rahatlığı terk edip kendince ölümü bir yok oluş olarak gören birisi için ölümü hatırlamak ve anmak takdir edersiniz ki insanın iştahını ve şevkini,zevkini kıracaktır.

Çünkü olması gereken zaten budur ancak sıkıntıya düşen insan bir arayış içinde olacaktır ve sığınacağı bir sağlam güvenilir birisini arayacaktır ki Allah’tan başka sığınacak,güvenecek birisini bulmasıda mümkün değildir.Sıkıntıya düşen bir insan aciz olduğunu hissettiği için -olması gereken budur- duaya başvurup Allah’a münaccat edecektir.Oysa rahat yaşayan,dert tasası olmayan,hali keyfi yerinde olan birisi için istisnalar olsa da birşeye ihtiyacı olmadığını zannettiği için münacaatı Allah’a değil de tamamen nefsine yönelik istekler ve arzular doğrultusunda olacaktır.

Allah korusun eğer farkedip tevbe etmeden ve salih amel işlemeden ölecek olursa da akıbetinden-akıbetimizden korkulur.Allah Teala:

“Binasını, Allah’a karşı gelmekten sakınma ve Onun rızasını kazanma temelleri üzerine kuran kimse mi hayırlıdır; yoksa yapısını, yıkılmak üzere olan bir uçurum kenarına kurarak onunla beraber cehenneme yuvarlanan mı? (7)” şeklinde buyurmaktadır.

Nitekim Yüce Allah

“Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Ama iyi bilin ki dünya hayatının zevki, ahiretin yanında pek az bir şeydir! (8)”.”Onlar ki âhirette bize kavuşmayı ummaz ve sadece dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulur ve onlar ki Bizim tek İlah olduğumuzun delillerinden ve gönderdiğimiz Kur’an ayetlerinden gaflet etmeyi sürdürür (9)”.”İşte onların varacakları yer, kendi kazanmış oldukları şey sebebiyle ateştir (10)”

Hz İsa (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:’Ben yoksulluğu çok sever ve zenginin malına buğzederim.Çünkü malda birçok illet mevcuttur.Bunun üzerine yanındakiler:

Ey Ruhullah,eğer o malı helalinden kazanıyorsa? diye sordular.O da :Onu kazanma çabası,kendisini Allah Teala’nın zikrinden alıkor buyurdu.Yine aynı şekilde Kul zengin olmak için günah işler,fakir olmak için günah işlemez buyurmuştur (11)”

“Hikmet ehlinden bir zat şöyle demiştir:

Ey zenginlik umarak fakirliği kınayan

Zenginliğin ayıbı daha büyüktür eğer anlasan

Zenginliğe kavuşmak için işlerken günah

Fakir olmak için işlemezsin hiçbir günah (12)”

“Rivayete göre İblis şöyle demiştir:’Zengin üç özellikten biri sebebiyle benden kurtulamaz.Ben ona mal sevgisi aşılarım ve haksız yere onu kazanır veya onu haksız yolda harcar ya da onu hakkı olandan meneder’.Eğer şeytan fakirliğin en faziletli hal olduğunu bilmeseydi,ona giden yolun üstüne oturmazdı.Nitekim o,Kur’an da nakledilen sözünde şöyle demektedir:’Onları saptırmak için kesinlikle Senin dosdoğru yolunun üzerine oturacağım (13)’.

Diğer bir ayette de onun bunu nasıl yapacağı açıklanarak şöyle buyrulmuştur:’Şeytan sizi fakirlikle tehdit eder (14)’.Yani sizi onunla korkutur.Denildi ki;zenginlikleriyle gıpta eden zenginler,şeytanın korkutmasının etkisinde kalanlardır (15)”

İslam büyüklerinden Süfyan-ı Sevri:

Dünya,dikilme değil bükülme yurdudur.O,sevinç konağı değil hüzün yurdudur.Dünyayı hakkıyla tanıyan kimse,refah ile sevinmediği gibi sıkıntı sebebiyle de üzüntüye kapılmaz demiştir.



(1-İmam Gazali / el-İhya / C:3 / bkz:618);(2-İmam Gazali / Minhacü’l Abidin / bkz:318);(3-Hud Süresi’15);(4-Hud Süresi’16);(5-Tevbe Süresi’69);(6-Tevbe Süresi’85);(7-Tevbe Süresi’109)(8-Tevbe Süresi’38);(9-Yunus Süresi’7);10-Yunus Süresi’8);(11-Ebu Talib El-Mekki / Kutü’l-Kulub / C:2 / bkz:417);(12-Ebu Talib El-Mekki / Kutü’l-Kulub / C:2 / bkz:417);(13-A’raf Süresi’16);(14-Bakara Süresi’268);(15-Ebu Talib El-Mekki / Kutü’l-Kulub / C:2 / bkz:421)