Kişinin Bahtiyar Olması Ve Kurtulması İçin Bilmesi Ve Yapması Gerekenler

1- Şerrin ve hayrın sebeplerinin detaylarını bilmesi ve şu alemde müşahede ettiği şeylerle,kendisinde ve başkalarında tecrübe ettiği hususlarla,geçmişteki ve yaşadığı zamandaki toplumlara dair haberlerle ilgili basiret sahibi olması.Bu açıdan en çok yararlı olacak şeyler şunlardır:

a- Kur’an üzerinde düşünüp kafa yormak.Çünkü Kur’an bu gibi hususlarla doludur.Hayrın ve şerrin sebepleri Kur’an’da toplu ve detaylı bir şekilde açıklanmıştır

b- Ardından sünnet gelir. Sünnet, Kur’an’ın kardeşidir ve ikinci vahiydir.

Bu iki kaynağa gerekli özeni gösteren kimseye,bu iki kaynak yeter,onu başka şeylere muhtaç etmez.Kur’an ve sünnet hayrı,şerri ve bunların sebeplerinin neler olduğunu adeta gözle görüyormuşçasına ortaya koyar.

Bundan sonra da milletlerin tarihini,Kendisine itaat edenlere ve isyan edenlere Allah Teala’nın neler yaşattığı üzerinde düşünüldüğünde bunların Kur’an ve sünnetten öğrendiklerinize uygun olduğunu,Allah Teala’nın haber verdiği ve vadettiği şeylere -ayrıntılarıyla- uyduğunu görebilirsiniz.

Allah Teala’nın etrafımızda var olan ayetlerinin Kur’an’ın hak olduğuna,Resulün hak olduğuna ve Allah Teala’nın vaadini mutlaka gerçekleştireceğine delalet ettiğini anlarsınız.Çünkü tarih,Allah Teala’nın ve Resulünun hayır ve şerre dair bizlere öğretmiş oldukları külli sebeplerin cüziyatına ait detaylardır.

2- Yukarıda sözü geçen sebeplerle ilgili olarak nefsin yanıltmalarına karşı dikkatli olması.En önemli hususlardan biri budur.Çünkü kul,masiyetin ve gafletin hem dünyası hem de ahireti açısından -kaçınılmaz olarak- kendisine zarar verdiğini bilir.Bilir ama nefsi bazen Allah’ın affına ve bağışlamasına güvenmesini sağlayarak,bazen tövbe etmeyi geciktirerek,bazen yalnızca dille bağışlanma dilemesini temin ederek,bazen mendup şeyleri işleterek,bazen ilimle,bazen kaderi gerekçe göstererek,bazen eşbah ve nezairi delil göstererek,bazen de büyükleri örnek almasını sağlayarak onu yanıltır/aldatır.

Çoğu insan sanır ki bir şey yaptıktan sonra estağfirullah derse günah zail olacak ve işlediği günah yok olacak diye zanneder.

Fıkıh sahibi bir adam bana : Ben yapacağımı yapıyorum,sonra da yüz defa Subhanallahi ve bi hamdihi diyorum.Yaptığım şeyin tamamı bağışlanıyor.Zira sahih bir hadiste Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Kim bir gün içinde yüz defa Subhanallahi ve bi hamdihi derse,denizin köpüğü kadar dahi olsa,işlediği hatalar ondan dökülüp gider demişti.

Bu tür insanlar ümit aşılayarak naslara sarılmak ve güvenerek iki elleriyle bu naslara sıkı sıkı tutunurlar.İşledikleri hatalar ve bu hatalara dalmış oldukları için uyarıldıklarında, Allah’ın rahmeti ve merhametine dair ezberlerinde olan metinler,ümit aşılayan nasları sıralarlar.

Cehalet içindeki bu insanların türlü türlü gariplikleri ve ilginç halleri vardır.Mesela bu cahillerden biri şöyle demiştir:

Yapabildiğin kadar çok işle hatayı

Biliyorsun madem Kerim’e varacağını

Biri de günahlardan kaçınmaya çalışmak,Allah’ın affının ne kadar büyük olduğunu bilmemektendir demiştir.

Bir diğeri de : Günahları terk etmek,Allah’ın mağfireti karşısında cüretkar olmak ve bu mağfiretin küçümsenmesi demektir demiştir.

Aldanan insanlardan bazısı da; kulun fiilinin ve seçiminin kesinlikle bulunmadığı,masiyetleri işlemeye mecbur olduğu görüşüne sarılmaktadır

Yine bu kesimdekiler arasında irca meselesine kananlar olduğu gibi imanın yalnızca kalple tasdik olduğu,amellerin imandan olmadığı,en fasık kişinin imanının da Cebrail ve Mikail’in imanı gibi olduğu görüşünde olanlar da vardır.

Kimisi de sofilere (dervişlere),şeyhlere ve salihlere muhabbet beslemek,sık sık onların kabirlerine gitmek,onlara yalvarıp yakarmak,onlardan şefaatçi olmalarını dilemek,Allah ile aralarında onları vesile kılmak,onların hakkı için ve onların Allah katındaki saygınlıkları vesilesiyle Allah’tan dilekte bulunmak gibi aldanışlara kapılmışlardır.

Kimisi de Allah’ın kendisine azap etmeye muhtaç olmadığı,azaba maruz kalmasının Allah’ın mülkünde herhangi bir artmaya yol açmadığı,merhamete mazhar olmasının da Allah’ın mülkünde hiçbir şeyi eksiltmediği düşüncesine aldanmakta ve Ben O’nun rahmetine muhtacım,mecburum.O ise zenginlerin en zenginidir.Çok zor durumdaki bir fakir insan,bir yudum suya muhtaçken evinin içinde akmakta olan bir su kaynağından yararlandığında,o ev sahibi nasıl bir cömertlik göstermiş oluyorsa,Allah ondan daha cömerttir,daha geniş lütuflara sahiptir.Mağfirette bulunmak ondan hiçbir eksilme meydana getirmediği gibi ceza da onun mülkünde hiçbir artış sağlamaz demektedir.

Bu ifadeler cehaletin en çirkinidir.Peygamber (s.a.v) hakkında söylenmiş apaçık bir yalandır.Zira Peygamber (s.a.v) : Rabbinin rıza gösterdiği şeye razıdır.Allah Teala,zalimlere, fasıklara,hainlere ve büyük günahlarda ısrarcı olanlara azap etmeye rıza gösterir.Hal böyleyken Rabbinin razı olduğu şeylere Peygamberin rıza göstermemesi düşünülemez.

Bazıları da ‘Muhakkak ki Allah günahların hepsini bağışlar (Zümer 53)‘ ayetine güvenmektedirler.Bu da çok çirkin bir cehalet örneğidir.Çünkü şirk de bu ayetin kapsamına girmektedir. Şirk, günahların başı ve esasıdır. Bu ayetin tevbekarlar hakkında olduğu konusunda görüş ayrılığı yoktur. Yani Allah Teala hangi günah sebebiyle olursa olsun, tövbe eden herkesin günahını bağışlar. Eğer bu ayetin tövbe edenlerden başkaları hakkında olsaydı, hem vaid içerikli nasların, hem de muvahhid kimselerin şefaat vesilesiyle cehennemden çıkarılmaları hakkındaki hadislerin tamamı batıl olurdu.

Böyle bir görüş ancak bilgi ve anlayışı kıt birinden sadır olabilir.Allah Teala bu ayette genel ve mutlak bir ifade kullanmıştır.Bu ayette tövbekarları murad ettiği anlaşılmaktadır. Nisa süresinde ise tahsiste bulunmak ve kayıtlandırarak ‘Allah, Kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar (Nisa 48) buyurmuştur. Allah Teala bu ayette şirki bağışlamayacağını bildirmiş, bunun haricindeki şeyleri affedebileceğini belirtmiştir. Bu durum tövbe eden kişi hakkında da olsa…  Şirk ile diğer günahlar arasında ayırım yapmamıştır.

Bir misal de kimi cahillerin Allah Teala’nın ‘ Ey İnsan! Kerim olan Rabbine karşı seni aldatan nedir? (İnfitar 6)‘ ayetiyle aldanmaları ve ‘Bu O’nun keremindendir’ demeleridir.Bazıları da bu ayette kendisini aldatan kimseye bu aldanışının gerekçesi telkin edilmektedir diyebilmektedirler.

Bunlar çirkin bir cehaletin ürünüdür. Böyle birini Rabbi ile aldatan, şeytandır; kişinin kötülüğü emreden nefsidir, cehaletidir, hevasıdır. Allah Teala bu ayette ‘Kerim olan’ lafzıyla ifade etmiştir ki kerim; kendisiyle aldanılmaması, hakkı ihmal edilmemesi gereken, itaat olunan, büyük,yüce efendi anlamındadır. Aldanan kimse, bu aldanışını hiç olmayacak bir konuma yerleştirmiş ve hiç olmayacak bir şeyle aldanmıştır.

Bazı kimseler de Allah Teala’nın cehennem hakkındaki ‘O ateşe ancak yalanlayıp yüzçeviren kötüler yaslanır (Leyl 15-16) ve ‘Çünkü o ateş kafirler için hazırlanmıştır (Bakara 24) sözlerinden ötürü aldanmışlardır.

Aldanan insan, Allah Teala’nın ‘Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım (Leyl 14)’ ayetindeki ateşin, cehennemin hepsi anlamında olsa da, cehennem derekelerinin tamamı içinde özel bir ateş olduğu bilgisine sahip olduğu değildir. Allah Teala ‘la yedhuluha (o teşe girmez)’ buyurmamış, bilakis ‘la yeslaha (o ateşe yaslanmaz)’ buyurmuştur. Ateşe yaslanmayacak olması, ateşe girmeyeceği anlamını gerektirmez. Çünkü yaslanmak, girmeye göre daha hususidir. Daha hususi olanın nefyedilmesi, daha umumi olanın nefyedilmesini gerekli kılmaz.

Hem ayrıca aldanmış bir insan, bundan sonraki ayet üzerinde düşünmüş olsaydı. kendisinin bu ayet kapsamına girmediğini anlar ve cehennem ateşini kendisinden uzaklığını garanti görmezdi.

Allah Teala’nın cehennemle ilgili ‘Çünkü o ateş kafirler için hazırlanmıştır’ sözüne gelince; Allah (c.c) cennetle ilgili olarak da ‘Takva sahipleri için hazırlanmıştır (Al-i İmran 133) buyurmuştur. Cehennemin kafirler için hazırlanmış olması oraya fasıkların ve zalimlerin de girmesine aykırı değildir. Cennetin takva sahipleri için hazırlanmış olması, kalbinde zerre kadar iman olan kimsenin -herhangi bir hayır işlememiş olsa bile- oraya girmesine mani değildir.

Bazı kimseler de aşure günü orucuna veya arefe günü orucuna aldanmaktadır. Hatta içlerinden bazıları Aşure günü orucu o yılın günahlarının tamamına kefaret olmakta ve arefe günü orucu fazladan ecir olarak kalmaktadır derler. Aldanan bu kişiler ramazan ayı orucunun ve beş vakit namazın arefe günü orucundan ve aşure günü orucundan daha önemli ve daha üstün olduğu bilgisine sahip değildir. Bu ameller, büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde aradaki günahlara kefaret olmaktadır.

Mesela bir ramazan ayının, diğer ramazan ayına ; Cuma namazının diğer Cuma namazına kadar küçük günahlara kefaret olması, ancak büyük günahlardan kaçınmakla birlikte anlam kazanmaktadır. Yani bu ikisi birlikte olduğunda küçük günahların kefareti için yeterli güce ulaşmaktadır. Hal böyleyken nafile bir oruç nasıl olur da kulun ısrar edip de tövbe etmeksizin işlemiş olduğu her türlü büyük günaha kefaret olabilir? Böyle bir şey mümkün değildir

Bununla birlikte arefe ve aşure günü oruçları, -yine de yıl içinde işlenmiş tüm günahlar için- genel anlamda kefaret olabilir. Sözü edilen kefaret, birtakım şartlara ve engellere sahip vaad içerikli naslardan dolayıdır. Kulun büyük günahları işlemeye yönelik ısrarı, kefarete engel olur. Kişi büyük günahlarda ısrar etmeyip oruç tutması genel manada kefaret konusunda birbirine yardım edip destek olurlar. Tıpkı büyük günahların terk edilmesi yanında Ramazan ayı orucunun ve beş vakit namazın küçük günahların kefaretinde birbirine yardım etmesi ve destek olması durumunda olduğu gibi.

Ayrıca Allah Teala ‘Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız kusurlarınızı örteriz… (Nisa 31)‘ buyurmuştur. Bilinmektedir ki bir şeyin kefarete sebep kılınması, o şeyin bir başka sebeple birlikte kefarete yardımcı olmasına engel değildir.İki sebebin bir arada olmasıyla kefaret, sebeplerden yalnızca birinin bulunmasına göre daha kuvvetli ve tam olacaktır. Kefaretin sebepleri güçlendikçe kefaret de güçlenecek, daha mükemmel ve kapsamlı olacaktır.



Kaynak :İbnu’l Kayyım el-Cevziyye / ed-Dua ve’d Deva (Kalbin İlacı) / bkz : 60-67

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.