Kaybolan Değerlerimiz

Kaybettiğimiz Kutsal Emanetler



Hamd,kullarına merhamet eden,kalplerini inanç parıltıları ve dini vazifeler ile doldurup aydınlatan Yüce Allah’a mahsustur.Salat,doğruya ulaştırıcı,alemlerin ,yaratılmışların,yaratılanların ve yaratılacak olanların efendisi ve en üstün insanı olan Hz Muhammed (s.a.v)’in,ilim ve takva ile donanmış olan al ve ashabına olsun.

Yüce Allah (c.c) insanı kendisine bu imtihan ortamında kulluk etmesi ve kulluk görevlerini yerine getirebilmesi için kendisine akıl,irade ve diğer duyu organlarını noksansız olarak vermiştir.Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur “onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık (1)”. Bunları verirken de kendisinden herhangi bir karşılık beklemeyip sadece ve sadece kendisine kulluk etmesini ve indirmiş olduğu Kur’an-ı Kerim’in ve Resulü Hz Muhammed (s.a.v)’in söylediklerini,yaptıklarını,dediklerini yapmasını istemiş,en azından bu uğurda nefsi ile mücadele etmesini istemiştir.Nitekim başka bir ayet de :”Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım (2)” buyurmuştur.

Ancak kişi ne acıdır ki,Allah’ın emirlerini,farzlarını emir ve yasaklarını unutup,hatta daha da öteye giderek kendini yaratan Yüce yaratıcısını Allah’ı unutup,nefsi ve arzularının peşinden koşarak,kendine ilah olarak peşinde koştuğu nefsi ve şehevi arzularını ilah edindi ve”o, dünyaya saplandı ve hevasının esiri oldu (3)” .Bu aldanış kendisini kendi eliyle hazırladığı kendi azabına kendi sonuna gün ve gün sürükledi ve halen de sürüklemektedir.Allah Tela buyuruyor ki;”(Bâtılı hakkın yerine koymak için mücadele etmişlerdi. (4)” ve ayetin devamı ise “Bunun üzerine ben onları kıskıvrak yakaladım. (5)”.”Gerçekten insan pek nankördür! (6)”.Oysa nankörlük şeytanın vasfı olmasına rağmen ki Allah “Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür (7)” buyurmasına rağmen,insan kendi vasfını hakkını bırakıp, şeytanın vasıflarına hakim olmaya özendi ve başarılı da oldu.Ancak bu başarı gün gelecek ki başarısızlıkla ve kötü bir akıbetle son bulacak.

Arkasından koştuğun nefsi ve şehevi arzuların,dünyaya olan sevgin ve bağlılığın senin aleyhinde mahşer meydanında aleyhinde birer delil olacak ve kendisine Rabb’ini,Yüce Yaratıcısını Allah’ı unutturan o gönül bağladığı maddi-manevi duygular ve fiziki özelliği olan eşyalar kendilerinden kaçacaktır.Bunu zaten Yüce Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de şöyle izah etmektedir; “İnsanlar diriltilip mahşere toplandıklarında bu putlar, müşriklere düşman kesilir ve onların kendilerine tapınmalarını şiddetle reddederler (8)”.Sana düşman olacak şeye senin dört elle sarılman,varını yoğunu ona feda etmen,onun için harcaman ahmaklıktır,ahmaklığın ta kendisidir.Yine aynı şekilde Allah (c.c) kullarını uyarmak maksadı ile şöyle uyarıyor;”O sözünü ettiği mal ve evlada Biz vâris olacağız, nesi var nesi yoksa Bize kalacak ve o, huzurumuza tek başına (ilk yarattığımız gibi mal ve mülkten, makam ve mevkiden hatta elbiseden bile soyunmuş olarak çırılçıplak) gelecektir(9)”_”Kendilerine kalsa izzet ve kuvvet vesilesi olsun diye, Allah’tan başka bir takım tanrılar edindiler(10)”_”Gördün mü o hevasını mabut edineni? (11)”.”Hayır, hayır! Taptıkları o nesneler onların ibadetlerini reddedecekler ve kendilerine düşman olacaklardır (12)”.

Allah (c.c) sana belirli bir ömür biçmiştir.”O, sizi bir çamurdan yaratan, sonra size bir ecel, bir ömür süresi tayin edendir (13)”.”Fakat uzun ömür onu cezadan uzaklaştıracak değildir ” Belki bugün belki yarın belki de bu yazıyı okumayı bitiremeden azrail gelip göğsüne binecek ve diyecek ki Rabb’inin emanetini geri almaya geldim,geri ver.Sen yok vermem diyecek olsan da,zaman mühlet istesen de artık dönüşü yoktur.Onlar (yani melekler) kendilerine ne görev icra edilmişse noksansız bir şekilde,en küçük bir kusur bile işlemeden yerine getirirler.Zaten buda Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur inceleyecek olursanız eğer.

Kişi,sevdiği uğrunda sevdiğine kavuşabilmek için türlü türlü sıkıntılara göğüs gerer.Belki de gözünü ondan başkası görmez.Toplum değimi ile aşkın gözü kördür.Aslında gözü kör olan aşk değil,kişinin kendisidir,kalbi körelmiştir.Kalbin körelmesine vesile olan şey ise nefsi,şehevi,heva ve arzularıdır.Konuşursun, konuşursun, söylersin,söylersin,karşı tarafta he he doğru diyorsun der ama gel gör ki iş icraate gelince ne dinlediklerini,ne duyduklarını,ne söylediklerine uygun hareket ve fiiler gerçekleştirir.Hatta tam aksini yapar.

Kişi eğer malından hayır görüyorsa sevgilisi,sevdiği odur,nefsi ve şehevi arzularına gem vuramayıp dur diyemiyorsa eğer onun sevgilisi odur.Onlara ulaşabilmek için türlü türlü hilelere,dalaverelere yol vurur.Kişinin gözü çocuğundan başkasını görmüyorsa eğer onun varı yoğu çocuğudur.Ona bir şey olacak olsa,hayata küser,-haşa- Allah’a isyan eder vs vs. Aslında bunun örneklerini çoğaltabiliriz,herkes çevresine bakacak olursa zaten görür ama siz siz olun önce kendinizden başlayın.Kısaca kişi ömrünü hangi uğurda harcıyorsa,ne uğruna ,ne için,kimin için, nasıl harcıyorsa onun sevgilisi ,birinci planda değeri odur.Nitekim Allah Teala;”De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabanız, ter dökerek kazandığınız mallar, kesada uğramasından endişe ettiğiniz ticaret, hoşunuza giden konaklar, size Allah’tan ve Resulünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ve önemli ise, o halde Allah emrini gönderinceye kadar bekleyin! Allah öyle fâsıklar güruhunu hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez (14)” Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır Hz İbrahim (a.s) olayıyla ilgili;”İbrâhim onlara şöyle dedi: “Siz dünya hayatında Allah’tan başka birtakım sevgili putlar edindiniz. Ama sonra kıyamet günü gelince birbirinizi red ve inkâr edecek, birbirinize lânet edeceksiniz. Barınacağınız yer ateş olacak ve kendinize hiçbir yardımcı bulamayacaksınız. (15)”.

Ayetin geçtiği bölüm ve gerçekleşen olayların belki yazımızla tam manasıyla ilgili bölümleri bulunmasa da uyarı mahiyetinde,sevgili bazında,kişinin değer verdiği,menfaatini umduğu şeylere bir açıklık getirme konusunda sizlerle paylaşmak istedim.Ancak Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerin birden fazla mana ve anlam içerdiğini kabul etmeyen kişi iman etmemiştir şeklinde bir hadis-i şerif rivayet edilmiştir.İslam alimlerinin görüşü de her bir ayetin ayetlerin 6000-7000-600,000 (sayıları tam olarak hatırlamıyorum) gibi sayılarla farklı mana ve içeriklere sahip olduğu,olabileceğini belirtmişlerdir.

Son söz olarak Allah’ın rahmetine,Allah’ın gadabına sebep olan şeylerle ulaşamazsınız.Bizlere düşen rahmetini umarak,rahmetine ve rızasına uygun ameller yapıp,gadabını ve azabını gerektirecek yerlerden ve mekanlardan uzak durmak.Çünkü Allah’ın gadabına , öfkelenmesine vesile olacak olan yer ve mekana lanet yağacağı için,oraya yağan lanetden sana da pay biçilmesini istemiyorsan bir tepki mahiyetinde ve Allah’ın bir emri olarak oradan uzaklaş.Nitekim Allah Tela “Âyetlerimiz hakkında alaylı tavırla münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir konuya geçinceye kadar- kendilerinden yüzçevir! Eğer şeytan bunu sana bir an unutturursa, hatırına geldiği gibi hemen kalk, artık o zalimler gürûhuyla oturma! (16)”.”Allah size kitapta şunu da bildirmiştir: “Allah’ın âyetlerinin inkâr ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, bunu yapanlar başka bir konuya geçmedikçe onların yanında oturmayın.” Böyle yaparsanız siz de onlar gibi olursunuz. Şüphe yok ki Allah münâfıkları da, kâfirleri de cehennemde bir araya getirecektir (17)”

Nitekim konuyu noktalamadan önce şu hususa da dikkatinizi çekmek istiyorum: Önünüzde ahiret yada ahirete açılan bir kapı yani ölüm, arkanızda ise ölümün habercisi olan azrail.İnsan koşar adımlarla hiç düşünmeden istese de istemese de önündeki hedefe doğru koşmaktadır.Ancak arkasından gelen ölümün habercisinden bihaber yaşamaktadır.Arkandan gelen seni hedefine varmadan önce yakalayacağına göre önündeki hedefi değil de arkandan gelen habercinin seni ne şekilde yakalayıp,o şekilde hedefine ulaştırmasını istiyorsan o şekilde yaşa. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v);Kişi hangi hal üzere ölürse o hal üzere haşrolunacaktır buyurmuşturç

Her şeyi en iyi ve en doğru şekilde bilen,sonsuz ilmiyle her şeyi kuşatan Allah’a hamd olsun.Bir yanlışımız,bir hatamız olduysa eğer, yanlış bir ifademiz ve beyanımız olduysa Allah (c.c)’ın sonsuz affına ve mafiretine sığınıp binlerce kez tevbe edip,binlerce kez özür diliyoruz.



(1-İnsan Süresi’2);(2-Zariyat Süresi’56);(3-A’raf Süresi’179);(4,5-Mü’min Süresi’5);(6-Hacc Süresi’26);(7-İsra Süresi’27);(8-Ahkaf Süresi’6);(9-Meryem Süresi’80);(10-Meryem Süresi’81);(11-Furkan Süresi’43);(12-Meryem Süresi’82);(13-En’am Süresi’2);(14-Tevbe Süresi’24);(15-Ankebut Süresi’28);(16-En’am Süresi’68);(17-Nisa Süresi’140)