Kalpte Meydana Gelen İyilik Ve Kötülük

Kalbler,iyilik ve kötülük üzerine sebat etmek de ve bunlar arasında tereddüt etmek de üç kısma ayrılırlar;

1-)BİRİNCİSİ:==))Pisliklerden temizlenip riyazet (nefsi kırmak için yapılan perhiz) ile iyiliği söylemekle ve takva ile onarılan kalbdir. Meleküt ve sırlar aleminden hayır hatıraları bu kalbe akıtılır. Akıl,meleküt ve sırlar aleminden kalbe aktarılan bu hayırların inceliklerini anlamak,faydalarının inceliklerine varmak için,düşünmeye koyulur ve anlamaya yönelir.

  • Yüce Allah buyuruyor ki;”Vergisini (Allah’a itat edip hakkını ödeyen,mallarının karşılığını) verip Allah’tan korkana,İslamı kabul edene kolaylık veririz. (Leyl Süresi’5-7)”

2-)İKİNCİSİ::==))Heves ile dolmuş rezil ve perişan olan kalbdir.Bu kalb, kötü huy ve pisliklerle kirlenmiş olan kalbdir. Bu kalb,meleklerin üstüne kapılarını kapadığı,şeytanların ise kapılarını ardına kadar açtığı kalbdir.Bu kalbde kötülük, öncelikle nefis arzularının hatıralarının oraya yerleşip kökleşmesiyle başlar.Halbuki aklı zaten nefsinin arzularına hizmet etmeye alışmış ve onunla bir ilişki ve yakınlık kurmuştur.Mütemadiyen yaptığı tek şey,ona hileler hazırlamak, onun imkanlarına göre çalışmaktır. Bu yüzden nefis,aklı adeta istila eder,onu yenerek üstün gelir.Kalbi yenerek üstün gelen şehvet; kalbin durup da düşünme imkanını elinden tamamıyla alır.Eğer bir vaiz ona gerçeği gösterip duyurmak istese, karanlıkların bürüdüğü kalbe hiç bir etki yapmaz.Çünkü kalb gözü tüm gerçeklere karşı kapanmış,kötülüklerle başbaşadır.Ne görür,ne işitir. Böylelikle de nefsinin ve arzularının esiri olur.Artık şehvetin şahlanışını, şeytanın amansız saldırışını,tüm azaların harekete geçmesini durdurmak mümkün olmaz.O,bundan sonra Allah-u Teala’nın kaza ve kaderi gayb aleminden şehadet alemine isyan etmiş olarak çıkar.İşte bu gibi kalblere işaret olarak;

  • Yüce Allah buyuruyor ki;

“Gördün mü o (nefsini) ve arzularını kendine ilah edinen kimseyi.Şimdi sen (ey Habibim!) onun üzerine bekçi mi olacaksın? Yoksa sen onların çoğunu gerçekten söz dinler,akıllanır mı sanırsın? Onlar,dört ayaklı hayvanlar gibidir.Hatta yolca belki daha da sapıktırlar. (Furkan Süresi’43-44)”

  • Yine Yüce Allah buyuruyor ki;”İnanmayanlara (küfür karanlığında boğulanlara) gelince,sen onları azab ile korkutsan da korkutmasan da birdir.(Çünkü) onlar iman etmezler. (Bakara Süresi’6)”

Bir kalb görürsün ki bazen şeytanın vesvesesinden,kötülüklerinden çekinir,onlardan kendini korur ve aldırış bile etmez.Fakat güzel bir yüz gördüğü zaman,şeytanın vesvesesinden,kötülüklerinden kendini korumak şöyle dursun,bilakis onlara dört elle sarılır adeta.O an,ne gözüne ne de kalbine hakim olur.Akıl gider,kalbdeki iman nuru kaybolur, sadece gördüğü güzele gönül verir.

Bazı kalbler de vardır ki mevki,riyaset,kibir gibi şeylerde kendine hakim olamaz.Böyle bir imkan bulunca da her çareye başvurur.Böyleleri,şehevi arzularına karşı hakimiyetlerini kaybederler.İş oraya gelince de insanlıklarını yitirir, hak-hukuk gözetmeden paraya saldırırlar.Birdenbire aydınlıkla karşılaşan yarasalar misali şaşkına döner,ne yapacaklarını bilemez halde etrafa saldırıp dururlar.

3-)ÜÇÜNCÜSÜ:==))Bu da nefsi arzularının hatıralarının kalbde canlanmasıyla meydana gelir.Kalb,bir yandan kötülüğe çekilirken,diğer taraftan iman hatıraları tarafından iyiliğe dığıru itilir.Bu arada nefis, şehvet kuvveti ile şer hatıralarının yardımına koşar,şehveti ve meşru olmayan istifadeleri kuvvetleştirmek için elinden gelen hiç bir imkanı kaçırmaz.

Öte yandan da akıl,iyilik hatıralarına yönelir,şehveti kovar,kötü işlerini beğenmez çirkin görür. Şehveti kötü saldırganlıklarında,yırtıcı vahşi hayvanlara benzetir.Böylece nefis,aklın nasihatine meyleder.Gerçekten helaka uğrayanlar,peşin zevkerlerinin peşinde koşup sonunu unutanlardır. Cennetin ebedi,harikulade nimetlerini,şu geçici bir anlık zevk ile değişebilir misiniz? Yoksa cehennem ateşine sabretmek sana zor gelmiyor da,şehvetin alemine dalıp esiri olmak mı istiyorsun? İnsanlardan bazılarının nefis arzularına ve heveslerine uyduklarını görüyorsun da gıpta mı ediyorsun? Onlar gibi gaflete dalmak korkutmuyor mu seni? Şeytan,onlara farkında olmadıkları helaka sürükleyen yol buldu ise,sana da öyle bir yol bulmasını mı istersin? Oysa ki başkasının günahı senin azabını hafifletmez.

Şöyle bir düşünsene;

Sıcak bir yaz günü insanlar güneşin altından kalırken sende onlar gibi güneş altında yanmak mı,yoksa gölge altında korunmak mı istersin.İşte cehennem ateşi de böyledir.Herkes cehennem ateşinde yanar,azab çekerken, senin tüm keder ve güçlüklerden uzak olarak bir gölgeliğin olsun istemez misin?

Bunu dinleyen nefis,gerçekten meleğin bu söz ve uyarılarına hak verir “doğru olan da budur der”. İşte nefis böyle zıt iki kuvvet arasında bocalayıp durur.Sonunda da layık olduğu tarafa yönelerek üstün gelir ve şeytanın “yendim” diyen zafer narası,boğazında tıkalı kalaır.

Eğer nefis tam aksine şeytanın sıfatlarına yenilirse bu sefer de şeytan galib gelerek sevinç narası atar.Öyle ya nasıl sevinmesin.Kalb,Allah-u Teala’nın ve dostlarının askerlerinden uzaklaşarak şeytanın askerlerine meyleder.Böylece kaderine layık olanın azaları,Allah’dan uzaklaşmasına sebeb olan tarafa doğru yönelir.

Şeytanın vaadleri hep yalan ve uydurmadır.Onun başlıca emeli aslında boş,fakat ümit veren süslü sözlerle aldatmak, hilelerle aldattığı insanları helaka sürüklemektir.

Yaptığından sorumlu olmayan ancak Allah’dır.Allah’dan baka herkes yaptıklarından sorumludur.



Kaynak: İmam Gazali / el-İhya / C:3 / Sayfa:129….134