Kalbin Özellikleri Ve Manevi Yapısı

Bil ki bütün hayvanlar arzuya,gazaba,zahiri ve batıni hislere sahip olmaları bakımından insanlarla ortaktırlar.Hatta koyun kurdu gördüğü zaman kalbiyle onun kendisine düşman olduğunu bilir ve ondan kaçar.Bu,batınla idraktir. İnsanın şerefli olmasını ve yüce Allah’a yakın olmaya uygun hale gelmesini sağlayan kalbinin özellikleri ilim ve iradeye bağlıdır

İlme gelince,dünyevi ve uhrevi şeylere ve akli hakikatlere dair ilimdir.Çünkü bunlar duyularla algılanan şeylerin ötesindeki hususlardır ve insanın bunlarda hayvanlarla ortak bir yanı yoktur.Bilakis,külli ve zaruri ilimler aklın hususiyetlerindendir.Çünkü insan,bir atın aynı anda iki yerde olmasının tasavvur edilemeyeceğine hükmeder.Bu,onun bütün atlar hakkındaki hükmüdür.Bilindiği üzere insan beş duyusuyla ancak birkaç atı idrak etmiştir.Onun bütün atlar hakkında verdiği bu hüküm beş duyusuyla idrak ettiği bilgiye ek bir bilgidir.Zaruri ilim konusundaki bu hususu anladıysan,eiğer bütün nazari bilgilerdekini daha iyi anlarsın.

İradeye gelince,insan aklıyla işin sonucu ve kendi maslahatına olduğunu idrak ettiği zaman içinde o maslahata,vasıtalarını elde etmeye ve onu istemeye yönelik bir şevk doğar.Bu,arzu iradesinden başka bir şeydir.Çünkü akıllı kişi kan aldırmayı ve hacamat yaptırmayı diler ve hastalık halinde lezzetli yiyecekleri terk eder.Arzu ise bunu yapmaktan kaçınır.Yüce Allah,işlerin akıbetini önceden görebilen aklı yaratıp da aklın verdiği hükmün gereğine göre uzuvları harekete geçiren bu güdüyü yaratmamış olsaydı aklın verdiği hüküm zayi olurdu.İnsan kalbi,sahip olduğu ilimler ve iradelerle diğer canlılardan ayrılmaktadır.Hatta söz konusu ilimler ve iradeler belirli bir yaşa gelinceye kadar çocukta da bulunmaz.Söz konusu hususlar ancak çocuk ergen olduğu zaman belirgenleşir.Çocukta doğuştan var olan şey arzu,gazap,zahiri ve batıni duyulardır.Çocuk,bu ilimleri elde etmesi bakımından iki dereceye sahiptir.

Birincisi : İmkansız olan şeylerin imkansızlığı ve açık bir şekilde mümkün olan şeylerin mümkünlüğü gibi,zaruri ve birinci derecedeki bilgilerin çocuğun kalbinde yer almasıdır. Nazari bilgiler bu çocuğun kalbinde henüz mevcut olmamakla birlikte  elde edilmesi mümkün hale gelmiştir.Böyle bir çocuk tek tek harfleri öğrenmiş olmakla birlikte kelimeleri henüz okuyamayan ama pek yakında okumaya başlayacak olan kişiye benzer.

İkincisi : Tecrübeler ve tefekkür yardımıyla çocuğun  kesbi bilgileri öğrenmesidir.Bu durumda çocuğun öğrenmiş olduğu bilgiler onda depolanmış bilgiler gibidir ve dilediği anda onlara münacaat edebilir.Böyle bir çocuk,yazı yazmaya girişmese bile bunu yapabilecek kapasitesi olduğu için kendisine ‘katip‘ denilen usta yazıcıya benzer.

Bu zikrettiğimiz şey,insanlık derecesinin son sınırıdır.Ancak bu derecede birtakım mertebeler vardır ki halk,bazen bilgilerinin çokluğu ve azlığı,bazen bilgiye konu olan nesnenin şerefi ve güzelliği,bazen de elde edilme yöntemi sebebiyle farklı mertebelerde bulunurlar.Çünkü söz konusu bilgilerin bir kısmı bazı kalplere mükaşefe yoluyla ilahi bir ilhamla gelir,bir kısmı da öğrenmek ve kesbetmekle elde edilir.İşte bu makamda alimlerin,bilgelerin , velilerin ve peygamberlerin menzilleri farklılık arzeder.

Söz konusu menziller tehdit edilemez.Sadece her salik ulaşmış olduğu menzili bilir.Salik,içinde bulunduğu ve ardında bıraktığı menzilleri bilir,önündekileri bilemez.Tıpkı ceninin çocukluk,çocuğun mümeyyizlik,mümeyyizin ergenlik,ergenin velilerin ve peygamberlerin halini bilememesi gibi.Bunların içerisindeki en yüksek rütbe,hiçbir kesbi olmaksızın ilahi bir keşifle en kısa zamanda hakikatleri öğrenen peygamberin rütbesidir.

Bu zikrettiklerimizden ortaya çıkmış oldu ki insanın özelliği ilim ve hikmettir.İlimlerin en şerefli çeşidi ise Allah’a ve O’nun sıfatlarına dair ilimlerdir.İnsan da böyledir ; bazı hususlarda eşek ve at ile ortak olmakla beraber ayırt edici özelliği olan bazı hususlarda onlardan ayrılır.Söz  konusu özellik,Allah’a yakın olan meleklerin niteliklerindendir.İnsan , hayvanlar ile melekler arasında ki bir rütbede bulunur.

Çünkü insan yemek yemesi ve üremesi yönünden bitki,hissetmesi ve hareket etmesi yönünden hayvan,sureti ve boyu itibariyle duvara çizilmiş bir resim gibidir.

Onun ayırt edici özelliği eşyanın hakikatlerini bilme yeteneğidir.Bütün uzuvlarını ve kuvvetlerini ilim  ve amel için kullanan insan meleklere benzemiş olur ; onlara ilhak edilmeye hak kazanır,bir melek ve rabbani olarak adlandırılmaya layık olur.Bütün çabasını bedene ait zevkleri yaşamaya sarfeden kişi hayvanların derekesine düşer ve ya öküz gibi toy ya domuz gibi açgözlü ya köpek gibi itaatkar ya deve gibi kinci ya kaplan gibi kibirli ya tilki gibi hileci olur ya da isyankar bir şeytan gibi bu vasıfların hepsine sahip olur.

Beden nefsin bineğidir.Nefis ise ilmin mahallidir.İlim,insanın yaratılma gerekçesi olan özelliktir.At yük taşıma gücü bakımından eşekle ortak olsa da saldırıp geri çekilme yeteneği ve güzel görünüşü onu eşekten ayrıcalıklı yapmıştır.Buna göre at,söz konusu özelliği sebebiyle yaratılmıştır.Bu yeteneği olmayan at,eşeğin rütbesine iner.İşte insanda ilim öğrenmekle yükümlüdür.

Saadetli olması takdir edilmiş olan kişinin kalbi,mülkünün karargahı olur.Böylesi bir kişi dimağının ön kısmına konulmuş olan hayal kuvvetini hazineden,dilini tercümanı,hareket eden uzuvlarını katipleri,beş duyusunu casusları yerine koyar ve o yönde kullanır.Çünkü beş duyu dış dünyadan haber almasını sağlar.Göz renklerin,kulak seslerin,diğerleri de kendi alanlarıyla ilgili hususların haberlerini alırlar.Bunlar söz konusu haberleri aldıları zaman onları postacı mesabesinde olan hayal kuvvetine iletirler.Postacı da onları hazinedara verir ki hazinedar hafızadır.Hazinedar da o haberleri hükümdara arzeder ve hükümdar memleketini idare etmede ve yapmakta olduğu yolculuğu tamamlamada ihtiyaç duyacağı bilgileri onların arasından seçip alır.Bunlar sayesinde hükümdar başına bela olan düşmanını sindirip kontrol altına alır.Bunu yaptığında başarıya ulaşmış ve Allah’ın nimetine şükretmiş olur.Bunları yapmazsa veya düşmanları olan arzu,gazap ve diğer dünya zevklerinin isteklerini yerine getirmede veya konak yeri olan ahiretini değil de yolu mesabesinde olan dünyasını mamur etmede kullanırsa başarısız olur ve yüce Allah’ın nimetine nankörlük eder.



Kaynak : İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: I / bkz : 575-577