Kalbin Hasta Olduğunun Ve Sağlığına Kavuştuğunun Alametleri

Bedenin her uzvu kendine has bir görevi yerine getirmek için yaratılmıştır ve söz konusu görevi yerine getirememesi veya zorlukla yapması sonucunda hastalanmış olur.Elin hastalığı tutma ve gözün hastalığı görme görevini yerine getirememesidir.Kalbin hastalığı ise özel görevi ve yaratılış gayesi olan ilim,hikmet,marifet ,yüce Allah’ı sevme,O’na ibadet etme ve bütün bunları her çeşit isteğe tercih etme görevlerini yerine getirememesidir.

Kalbin hastalığı gizli olup bazen kişinin kendisi tarafından dahi bilinmez ve kişi bu yüzden hasta olduğundan gafildir.Kalbinin hasta olduğunu  bilse,bu kez ilacın acılığına sabretmesi ona zor gelir.Çünkü kalbin hastalığının ilacı arzularına muhaliftir.Bu ise ruhu çıkarmak gibidir.Kendisinde bu ilacın acılığına sabretme gücü bulan kişi bu kez de onu tedavi edecek uzman bir doktor bulamaz.Bu konunun doktorları şüphesiz ki alimlerdir ve hastalık onları da istila etmiştir.

Kendi hastalığını tedavi edemeyen doktora tedavi amacıyla gidenler pek azdır.Bundan dolayı hastalık amansız ve müzmin hale gelmiştir.Böylece bu ilim ortadan kalkmış,kalpleri ve hastalıklarını tedavi etme mesleği bütünüyle inkar edilir hale gelmiştir.Sonucunda insanlar,dış görünüşü itibariyle ibadet,fakat iç görünüşü adet ve gösteriş olan birtakım amellere yönelmişlerdir.Bu ise hastalığın aslının alametidir.

Kalbin tedavi edildikten sonra sağlığına kavuşmasının alameti ise tedavi edilen illete bakmaktır.Eğer cimrilik hastalığı tedavi ediliyorsa bunun ilacı mal bağışlamak ve infak etmektir.Fakat bazen kişi israf derecesinde mal bağışlar.Bu durumda israf da bir hastalık haline gelir.Bu , soğukluğu sıcaklıkla tedavi etmeye çalışıp sıcaklığın artmasına sebep olan kişiye benzer.Oysa sıcaklık da bizatihi hastalıktır.İstenen şey ise sıcaklık ile soğukluk arasındaki mutedil haldir.Önceki halde de istenen şey israf ile cimrilik arasında orta yoldur.

Orta yolu öğrenmek istiyorsan  çirkin olan huyun gerektirdiği fiile bak.Eğer söz konusu fiil sana kolay ve zıddı olan fiilden daha lezzetli geliyorsa o zaman sende galip olan o fiili yapmayı gerektiren huydur.Malı elinde tutup biriktirmenin sana onu hak sahiplerine vermekten daha zevkli ve kolay gelmesini buna örnek verebiliriz.Bu durumda bil ki sende galip olan cimriliktir.O zaman sen de sürekli olarak insanlara bağış ve ihsanda bulunmaya çalış.Malı hak sahiplerine vermek sana hakkın olanı elinde tutmaktan daha zevkli ve kolay hale gelmişse,o zaman sende israf huyu galip demektir.Bu durumda malı elinde tutmaya devam etme işine dön!

Nefsini murakebe etmeye ve fiillerin sana kolay veya zor gelmesine bakarak huyunu belirlemeye devam etmek suretiyle sonunda kalbinin mal ile ilgisi kesilir,ne onu elinde tutmaya ne de başkasına vermeye meyledersin.Yanındaki mal su haline gelir veya bir muhtacın ihtiyacını gidermek için tutulur veya bir muhtacın ihtiyacını gidermek için verilir.Bu durumda senin gözünde onu vermek,yanında tutmaya ters olmaz.Bu hale gelen her kalp,Allah’ın huzuruna özellikle bu makamdan selamet bulmuş olarak gelir.Tabii,kalbin diğer huylardan da selamet bulması gerekir ki dünyaya ilişkin hiçbir şeyle bir alakası kalmasın ve nefis dünyaya ait her şeyden ilgisini kesmiş ve ne ona ne de onun sebeplerine iltifat edip özlem duymaz bir  halde dünyadan göç edebilsin.İşte o zaman nefis,Rabbine mutmain olarak dönmüş olur.

İki ucun arasında orta yol son derece belirsiz ve hatta kıldan ince kılıçtan keskin olduğu için dünyada bu dosdoğru yolun ortasında giden kişi ahirette de bu yolun benzeri olan Sırat’ı geçer.Pek azı hariç kulların çoğu bu dosdoğru yolda -orta yolda- sebat edemez ve iki uçtan birine meyleder.Bu durumda kalbi,meyletmiş olduğu tarafa bağlanır kalır.Bu yüzden bir şekilde azaptan ve şimşek gibi bile olsa cehennemin üzerinden geçmekten kurtulamaz.

İstikamet üzere yol almanın zorluğundan dolayı kula şöyle denilmiştir: Her gün defalarca Bizi dosdoğru yola ilet diye dua et.Büyüklerden biri Resulüllah (s.a.v)’i görür ve ona der ki,ey Allah’ın elçisi : Hud süresi beni ihtiyarlattı diye buyurdum.Bunu neden söyledin? Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v) Yüce Allah’ın şu kavlinden doalyı söyledim: Sana emredildiği gibi dosdoğru ol (Hud 112)

Yolun tam ortasında istikamet üzere gitmek son derece zordur.Ancak insanın tam olarak istikametin hakikatini yerine getiremese bile ona yakınlaşmaya gayret etmesi gerekir.Kurtuluşa talip olan kişi bilsin ki ; Salih amel etmeksizin kurtuluş olmaz.Salih ameller ise ancak güzel huylardan sadır olur.O halde her kul kendi sıfatlarını ve huylarını gözden geçirsin,onlardan her birini teker teker tedavi etmekle uğraşsın

Bir insan her şeyi bilip de yüce Allah’ı bilmese,hiçbir şey bilmemiş gibi olur.Marifetin alameti sevgidir.Allah’ı tanıyan kişi O’nu sever.Sevginin alameti ise  başka hiçbir sevileni O’na tercih etmemektir.Sevdiği bir şeyi Allah’a tercih eden kişinin kalbi,çamur yemeyi ekmek yemeye tercih eden veya ekmek yeme isteği kaybolmuş mide gibi hastadır.



Kaynak : İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: I / bkz : 600-602

Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.