Kalbin Askerleri

Kalbin Askerleri



Kalp hükümdara benzer ve iki ordusu vardır

Birincisi : Baş gözüyle

İkincisi : Basiret gözüyle görülen ordudur

Gözle görülen ordu,insanın dışındaki ve içindeki uzuv ve organlardır.Bu organlar insana hizmet etmek üzere yaratılmış olup ona muhalefet edemezler.İnsan , gözünü açılmasını emrettiği zaman açılır,ayağına hareket etmesini emrettiği zaman hareket eder.Bütün uzuvlar bu şekilde insanın emrine verilmiş ve ona boyun eğmiştir.Fakat bu durum,onların bir emre uymaları olarak nitelendirilemez.

Kalbin bu orduya ihtiyaç duymasının sebebi,yaratılış amacı olan yolculuğu için bineğe ve azığa muhtaç olmasıdır.Söz konusu yolculuk,yüce Allah’a doğru yaptığı yolculuktur.Kalbin bineği bedendir,azığı ilimdir,ilk konağı dünya ve en son konağı ahirettir.Hal böyle olunca kalp,bineği olan bedenine bakmaya ve onu korumaya ihtiyaç duyar.Onu korumak ise uygun olan gıda vb ihtiyaçlarını sağlamak ve uygun olmayıp ölmesine neden olacak şeylerden uzak tutmakla olur.Kalp , bedenin gıdasını elde etmek için iki orduya muhtaçtır.Bunlardan biri batıni ordu olan şehvet (arzu),diğeri zahiri ordu olan el ve gıdayı elde etmeye yarayan diğer uzuvlar ve organlardır.İhtiyaç duyduğu bütün arzular kalbin içerisinde yaratılmıştır.Ayrıca arzuların aletleri konumunda olan uzuvlar da bedende yaratılmışlardır.

Kalp,helak eden ve öldüren şeyleri kendisinden uzak tutmak için iki orduya muhtaçtır

Birincisi : Batıni ordu olan gazaptır ki bedeni helake götüren şeyler onun sayesinde defedilir ve düşmanlardan intikam alınır.

İkincisi :Zahiri ordu olan el ve ayaklar gibi gazabın gerektirdiği hareketleri yapan uzuvlardır.Bu husus,beden haricinde bulunan silah vb şeyleri tamamlar.

Sonra,gıdaya muhtaç olan şey gıdayı tanımazsa yeme arzusunun ve aletinin kendisine bir faydası olmaz.Bu yüzden iki orduya ihtiyaç duyar.Bu ordulardan birisi batıni olup görme,tatma,koklama , işitme ve dokunma duyularından oluşur.Diğer ordu ise zahiri olup göz,kulak,burun vb organlardır.Bunlara neden ihtiyaç duyulduğunu ve hikmetlerini açıklamak oldukça uzun sürer.

Kalbin Askerlerinin Hepsi Şu Üç Sınıfta Toplanmıştır

1- Ya arzular gibi uygun ve faydalı olanı elde etmeye veya gazap gibi zararlı ve uygun olmayanı defetmeye yarayanlar.Bazen buna irade de denir.

2- Uzuvları,söz konusu hedefleri elde etmeye sevkeden güçtür ki buna kudret denir.Bu askerler bütün uzuvlara,özellikle de kaslara ve kirişlere dağılmıştır.

3- Casuslar gibi,eşyayı idrak edip tanıyan askerlerdir ki görme,işitme,koklama , tatma vb duyulardır.Bunlar da belirli uzuvlara dağılmıştır ve ilim ve idrak diye tabir edilirler.

Bu batıni orduların her birinin yanında zahiri ordular da vardır.Söz konusu ordular yağ,kas,sinir , kan ve kemikten oluşan uzuvlardır ki bu orduların aletleri olarak tasarlanmışlardır. Çünkü tutma kuvveti ancak parmaklar sayesinde tutar,görme kuvveti de ancak göz sayesinde varlıkları idrak eder.Diğer kuvvetler de böyledir.

Bunların idrak kabiliyetine sahip olanları ikiye ayrılır

Birincisi : Zahiri evlerde meskun olan ve işitme,görme,koklama , tatma ve dokunma hislerinden oluşan beş duyudur.

İkincisi :Beynin boşluklarından oluşan batıni evlerde meskun olan askerlerdir k, bunların sayısı da beştir.Çünkü insan bir şeyi gördükten sonra gözlerini yumar ve kendi içinde o şeyin suretini idrak eder ki buna hayal denir.Sonra bu suret,hıfzettiği bir şey sebebiyle insanın yanında kalır,bu hıfzedici askerdir.Sonra insan hıfzettiği şeyi tefekkür eder ve bu tefekkürlerinin bir kısmını bir kısmına ekleyerek düşüncesini oluşturur.Sonra unutmuş olduğu şeyi hatırlayıp ona döner.Sonra duyularıyla algıladığı şeylerin manalarının hepsiniionlar arasında müşterek olan duyu (hiss-i müşterek) ile bir araya getirip derler.

Batında ; hiss-i müşterek,tahayyül , tefekkür,tezekkür ve hıfzetme kuvvetleri vardır.Yüce Allah hıfz,fikr,zikr ve hahayyül kuvvetlerini yaratmamış olsaydı,el ve ayakların insan bedeninde bulunmaması gibi,dimağda da bunlar bulunmazdı.Bu saydığımız kuvvetler batıni askerler olup yerleri batındır.



Kaynak : İbnü’l-Cevzi / Minhacü’l-Kasıdin Ve Müfidü’s-Sadıkin / C: I / bkz : 571-573