Kadınlarda Cinsel İsteksizlik Ve Sebepleri

Kadınlarda Ve Erkeklerde Cinsel İsteksizlik Hangi Sebeplerden Dolayı Meydana Gelir



Kadında bir nevi iktidarsızlık olarak adlandırılan cinsel duygusuzluk, aşağıda sıralayacağımız dört unsurdan birinin veya bir kaçının aksamasından ileri gelir.

a) Kadının duygusuz kalışının birinci nedeni cinsiyet (üreme) organlarındaki yapı ve gelişmede bir bozukluk olmalıdır.

b) İkinci neden omurilikle duygusuzluk veya zedelenmeden ötürü sertleşme merkezinin işlememesi ve heyecanları taşıma işini başaramamasıdır.

c) Üçüncü neden beyinde ruhi veya organik nedenlerle bir çalışma düzensizliğinin meydana gelmesi, beyinin cinsel heyecan yetkisini yitirmesidir.

d) Sonuncu neden ise, hormon salgılarında bir dengesizlik, düzensizlik bulunmasıdır.

Kadında iktidarsızlık yaratan bu nedenler, hemen hemen aynı, erkekte de iktidarsızlığı oluşturur.Ancak cinsel istek, daha çok cinsîyet bezlerinin düzenli çalışması ve beyinin beş duyudan gelen izlenimleri şehevi heyecan şekline çevirebilmesiyle sağlandığı için, cinsel duygusuzluğun nedenlerini daha çok bu iki aksaklıkta aramak gerekir. Çoğunlukla bir orada bulunan bu iki neden, bedenî bir arızaya bağlı olabilir. Bunun en sık rastlanan şekillerinden biri kızlık zarının yırtılması sırasında erkeğin beceriksizliği, kabalık gibi bir nedenle fazla acı duyulması ve kadında birleşmeye karşı korku yaratılmasıdır. Bu korku, cinsel isteksizlikle sonuçlanabilir.

Bazen beyin ile üreme organları arasında bir isteksizlik doğurucu ilgi olabilir. Örneğin, erginlikten önceki bir iç salgı bezi bozukluğu, kadının üreme organlarının ve ruhî yapısının gelişmesine engel olabilir. Böylece hem organik hem psikolojik bakımdan bir çocuksuluk meydana gelebilir. Böyle bir gelişme eksikliği, hem cinsel heyecan duyulmasına, hem de birleşmenin başarılabilmesine imkân vermez.

Bazen frengi gibi bir hastalık yüzünden, hem beyin hem de omurilikte bir zedelenme meydana gelebilir ve böylece cinsel duygusuzluğun nedenlerinden ikisi bir arada, kadının ruh ve heyecan hayatını etkilemiş ve cinsel duygusuzluk yaratmış olabilir.

Beyinde bir çalışma aksaklığı ile hormon düzensizliğinin bir arada bulunması da mümkündür. Aslında en çok görülen durum da budur. Çünkü bir hormon bozukluğu ile birlikte olamaz, sadece beyinin bir takım ruhi nedenlerle tutuklaşması, ancak kadının bilinç altındaki birtakım karışıklıklar, nevrozlarla ilgili bulunabilir. Ancak, bu son çeşitteki cinsel duygusuzluklar küçümsenmemelidir.

Oysa gerek erkeğin gerekse kadının, ruhun olduğu kadar bedenin de hakkını vermeleri gerekir. Bu fıtrî bir ihtiyaçtır. Hele beden ve ruhun birbirine bağlı bir bütün olduğu düşünülürse, bedenin en tabiî hakkı olan sükûnete kavuşamaması durumunda ruhda bir takım (depresyonlar, nevroz, delilik gibi) arızalar baş gösterecektir.

Erkeğin iktidarsızlığında frengi, bir takım korkular, çocukluktan kalma anılar, bilinç altına yerleşmiş ürkeklik duyguları tutukluk yaratır, erkek birleşmeyi başaramaz hale gelir. Erkekte olan bu ruhî tutukluklar kadında cinsel duygusuzluk oluşturur. Yine erkeğin çabuk boşalma gibi bir «bel gevşekliği» hastalığına yakalanması ve tedavi olmaması durumunda da kadın orgazma ulaşmayacağından, bu durum da kadını cinsel duygusuzluğa itecektir.Erkeğin bu durumlarında kadına bir suç isnat edilemez. Bilakis kadının cinsel hakkını yerine getirememenin yanında kadını cinsel soğukluğa itmenin sebebi olmakla erkek suçludur.

Kocası tarafından cinsel mağduriyete mahkûm edilmek istenen kadın Hambeli’ye ve Mâlikî müctehidlere göre mahkemeye başvurabilir.Erkeğin karısını cinsel mağduriyete mahkûm etmesi haram olduğu gibi, daha âbid bir kul olabilmek için cinsel hayattan çekilerek karısını yalnızlığa terk etmesi de dinimizce haramdır.

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor:

– Osman b. Maz’unun karısı, (ki o, kocası için kınalanan, güzel kokular sürünen ve giyinen güzel bir kadındı) bir gün dikkati çeken perişan bir halde yanıma geldi.

Resûlullah onu bu halde görünce bana şöyle söyledi:

– Ya Aişe! Huveyle’nin üstü başı ne perişan bir halde böyle.

Ben:

– Ey Allah’ın Resûlü! O, (kocası kendini ibâdete verip onunla ilgilenmediği için) kocasız bir kadın gibidir. Bu sebeple üstüne başına bakmaz oldu. (O da kocası gibi) gündüzleri oruç tutuyor, geceleri namaz kılıyor.

Bunun üzerine Resûlullah Osman b. Maz’una haber saldı. Gelince de onu:

– Ya Osman! Benim sünnetime aykırı mı gidiyorsun? diye sorguya çekti. Sonra da şöyle buyurdu:

«Öyle yapma. Bâzen oruç tut, bazen tutma. Geceleri hem namaz kıl, hem de uyu.

Çünkü cesedinîn üzerinde hakkı vardır, gözünün üzerinde hakkı vardır, zevcenin de sende hakkı vardır.» (Buharî).

Bu hadisde bahis konusu edilen namaz ve oruçlar, farz ibâdetlerin dışında kalanlardır. Farzlar elbette yapılacaktır.

Bu hadis bize, erkeğin hiç bir şekilde eşine karşı cinsel görevden kaçınmayacağını göstermektedir. Aynı şekilde kadın da kocasına karşı cinsel görevlerini yerine getirmelidir. Cinsel soğukluk, buna mâni değildir.

Kadın da erkek de, cinsel soğukluk, duygusuzluk eğer sadece bedeni bir arızadan doğuyorsa, bir doktora gidip bunun hal çaresine bakmalıdırlar. Çünkü İslâm, hiç bir durum da eşlerin birbirlerine eza vermelerine, haklarını çiğnemelerine izin vermez.

Cinsel soğukluk eğer psikolojik ise, o zaman da kadın ve erkek bunu aralarında konuşarak, anlaşarak halletme yoluna gitmelidirler. Bu rûhi durum, erkekten doğuyorsa, erkek karısını aşk oyunlarıyla cinsel birleşmeye hazırlamalı, orgazma vardırmalıdır. Kadın, daha önce kocasından gördüğü kaba muameleden ötürü, kendisinde cinsel isteksizlik oluşmuşsa, bu durumda korkusunun nedenini kocasına anlatmalı, beraberce mutluluğa varmalıdırlar. Gerek kadın gerekse erkek de cinsel duygusuzluk psikologlarca çözümlenecekse, o zaman da bu işi bir ruh uzmanına giderek çözümlemelidirler.

(Not:Haydar Dümen gibilere değil doktorlar kasdediliyor)

Görüldüğü gibi, hal olmayan hiç bir şey yoktur. Yeter ki işin püf noktası bilinsin.

Kadında cinsel soğukluğu yaratan başka bir sebep de gebe kalma korkusudur. Bu korkudan ötürü kadın, cinsel heyecan duymaz.

Böyle, gebe kalma korkusuyla kendilerini cinsel soğukluğun zindanına atmış olan kadınlar bilmelidirler ki, Allah’ın izni olmadan hiç bir dişi gebe kalamaz. Allah diledi mi, bütün korunma sebeplerini ortadan kaldırır. Bu yüzden boşuna üzülmüş, bedeni zevklerden kendilerini mahrum etmiş, dolayısıyla kocasının cinsel hakkını çiğnemiş olur.

Bunda ise en büyük kayıp yine kadının olmakta.

Cinsel doyumsuzluk kadının hem dünyasına hem de âhiretine zarar vermektedir.

Bedenin tabîi hakkı olan sükûnete kavuşmamanın doğurduğu kırgınlık ve sinirsel çözülme kadın için dünyevi zarardır.

Zevk duymadığı için kocasının arzularına anında ve gereğince icabet etmemesi, dolayısıyla kocasını kırması, Allah’ın ve meleklerin lânetine uğraması sebebiyle âhireti açısından zarardır.

Korunma ilaçlarının tatmin derecesine etkisi var mıdır?

Her tür korunma aracının kullanılması tatmin derecesi üzerinde etkisi büyüktür. Ne var ki bu etkinin derecesi, kişiden kişiye az veya çok, değişmektedir.

Korunma tedbirlerinin tam zevk almama gibi insan ruhu üzerinde olumsuz etkiler yaratmasının dışında bedensel bir takım arızalara yol açtığı bilinen bir gerçektir. Uzun süre azl yapmak (meniyi dışarı akıtmak), vajina içini kimyevî maddeler ve sıvılarla yıkamak, lâvaj gibi usuller, üreme yollarında iltihaplanmalara yol açar.

Korunma ilâçlarının bazısı da göğüs ve rahim kanserlerine, muhtelif kadın hastalıklarına ve sinirsel rahatsızlıklara, zayıflatma, şişmanlatma gibi beden üzerinde değişiklik oluşturmaya neden olmaktadır.

Not=Kadında böyle bir durum mevcut ise onu suçlayacağına;belki bir rahatsızlığı vardır Doktor ‘Üroloji’ uzmanına götür yada sorunu birazda kendinde ara.



Kaynak= Turan Yazılım – Mürşit 5 – Evlilik Hayatı Ve Mahremiyetleri