Kader Konusunda Şeytanın Aldatması

  • 14 Nisan 2018
  • 97 kez görüntülendi.

Kader Ve Şeytan



Rabbine karşı şeytana arka çıkan,nefsiyle bir olup Allah’a düşman kesilen kimselere yazıklar olsun !

Bu kişi günah konusunda Cebri,taat konusunda ise Kaderidir.Bu kişi,görüş sahibi olmaktan aciz,eline geçen fırsatları hoyratça harcayan,kendine fayda sağlamaya engel ve sürekli Cenab-ı Hakk’ın takdirini kınayan bir kişidir.Kölesi,karısı ve cariyesinin,onun verdiği bir emri yerine getirmeyip buna mazeret gösterdiklerinde, kendisinin kabul etmeyeceği mazereti Allah’a karşı delil olarak ileri sürmektedir.

Allah bu tür kimselere bir şeyi emrettiğinde aşırı giderler ; yasakladığında ise onu yaparlar ve de şöyle derler:’Beni buna kader sürükledi’. Bunu bir delil ve mazeret olarak kabul ederler ama gerçekte onun cezasını çekmeye acele etmektedirler.

Ey zalim ve cahil kişi !

Kader,Rabbinin hakkını terk etme konusunda bir delil olsaydı,kader,senin bazı haklarını terk konusunda kölen ve cariyen için de bir delil olmaz mıydı? Oysaki biri sana kötülük yapıp kaderi mazeret olarak ileri sürse kızgınlığın şiddetlenir,yaptığı suç gözünde kat kat büyür ve onun bu delili sana saçma gelir.

Sonra sen Rabbine karşı böyle bir mazereti delil olarak ileri sürer ve nefsini mazur görürsün.Böyle bir durumda olan kişiden,zulme ve cehalete daha layık kim vardır?

Bunu,son nefesine kadar Allah’ın peş peşe lütfettiği iyiliklere rağmen yapmaktasın.O Allah seni türlü illetlerden kurtardı;cennetine girebilmen için ibadet edebilme gücü verdi;sana kılavuz gönderdi; rızkını temin edeceğin ve yolculuk esnasında eşkıyalara karşı kendini müdafaa edeceğin silahlar verdi; kulak,göz ve kalp verdi;

hayrı,şerri,faydalıyı ve zararlıyı sana bildirdi; sana peygamberlerini gönderdi; kitabını indirdi ve öğüt almak,anlamak ve amel etmek için onu kolay kıldı; sana şerefli ordusuyla yardımda bulundu ki bu ordu sana metanet verir,seni korur.Düşmanınla savaşır ve onu senden uzaklaştırır; ona meyletmemeni ve onunla barışmamanı isterler ve rızık konusunda onlar sana kafidir.

Fakat sen onlara karşı şeytana yardım eder ve onlara karşı şeytanın dostluğunu tercih der,hatta sana en layık olan Gerçek Dost’unu terk ederek onunla işbirliği yaparsın.Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

‘Hani biz meleklere :Adem’e secde edin demiştik de İblis hariç hemen secde etmişlerdi.O,cinlerdendi ve Rabbinin emrinden dışarıya çıkmıştı.Şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun neslini,hepsi sizin düşmanlarınız olduğu halde,dost mu edineceksiniz? Zalimler için ne kötü bir değiş tokuştur bu (Kehf’50)’.

Allah,İblis’i semadan kovmuş,cennetinden çıkarmış,yanından da uzaklaştırmıştır. Çünkü o sana secde etmedi.Sen baban Adem (a.s)’ın neslindensin.Bütün bunlar senin şeytana olan üstünlüğünden doalyıdır.Allah ona düşman olmuş ve onu kovmuştur.Ama sen onun düşmanıyla dost oldun,ona meylettin ve onunla barıştın.Bununla birlikte zulümden dem vurur,Allah’ın seni kovup uzaklaştırmasından da sitem eder ve şöyle dersin:

  • Beni vuslata ulaştırdılar,vuslat tatlı idi.
  • Ama sonra da ayrılığa ittiler,ayrılık ise zor.

Evet,davranışı bu şekil ve bu vasıflara sahip olan bir kişi yaratıcısından masıl uzak olmaz? Bu hallere sahip olan kulu O,nasıl seçkin ve kendine yakın kimselerden kılar? O kişi,Allah ile olan irtibatını kesmiştir.

Allah insana,kendisine şükretmeyi emretmiştir.Bu,şükre olan ihtiyacından değil,aksine o kişinin bu şükrüyle O’nun fazlından çok şey kazanması içindir.Allah’ın hoşlanmamasına rağmen,O’nun nimetlerine nankörlük etmek ve bunlardan medet ummak,o nimetlerin o kişiden uzaklaşmasına en büyük sebep teşkil eder.

Allah insana,ona olan ihsanını hatırlaması için kendini zikretmesini emretmiştir.Bu zikri unutmasını,Allah’ın da onu unutması için bir sebep kılmıştır.

‘Onlar,Allah’ı unutmuşlar,Allah’da onları kendilerine unutturmuştur (artık kendi menfaatlerini düşünmezler (Haşr’18)’.

‘Onlar Allah’ı unuttular,Allah da onları unuttu (hidayetinden mahrum etti (Tevbe’67)’

Allah ihsanda bulunmak için kendinden istenmesini emrettiği halde o kişi itememiş,hatta istemediği halde birçok nimetler vermiş de o kabul etmemiştir. Kendisine merhamet edeni,ona merhamet etmeyene şikayet etmekte,kendine zulmetmeyenin zulmünden sitem etmekte ve kendine düşmanlıkta bulunan ve zulmedene güvenmektedir.

Eğer Allah ona sıhhat,afiyet,mal ve şeref bahşederse o da bu nimetleri O’na isyan etmekte kullanmaktadır.Eğer bu nimetleri alırsa sürekli Rabbine kızar ve O’ndan şikayette bulunur.Ne hali,ne keyfi yerindeyken ve ne de başına bela geldiğinde iyidir.Afiyet,onu Rabbinden hoşlanmamaya sevk eder.Bela ise O’nu inkara ve nimetlere karşı nankörlük etmeye ve O’nu insanlara şikayet etmeye sürükler.

Allah onu kapısına davet ettiği halde o ne O’nun kapısına varır ne de kapısını çalar.Allah sonra kapıyı onun için açar,fakat o ne buna niyet eder ne de içeri girer.Ona,cennetine davet eden peygamberini gönderir,fakat o peygambere isyan eder ve şöyled er:

‘Gözümle gördüğümü görmediğime,peşini taksitli şeye,gördüğümü işittiğime değişmem’

Sonra da şöyle der:

‘Gördüğünü al,işittiğini bırak.

Güneş doğduğunda Zuhal yıldızının sana ne faydası var ?

Ama zevkleri peygambere itaat etmeye uygun düşerse ona itaat eder.Fakat bu itaati hazzına kavuşmak içindir,o peygamberi gönderenin rızası için değil.Sürekli olarak,yaptığı isyanlarla Allah’a buğz gösterir,hatta O’ndan yüz çevirir ve kapıyı kendi yüzüne kapatır.

Bütün bunlarla birlikte Allah o kula rahmetinden ümit kestirmez ve adeta şöyle der:

‘Ne zaman gelirsen seni kabul ederim.Gece gelirsen kabul ederim,gündüz gelirsen kabul ederim.Bana bir karış yaklaşaırsan ben sana bir arşın,bir arşın yaklaşırsan sana bir kulaç yaklaşırım.Bana yürüyerek gelirsen ben koşar adım sana gelirim.Bana yeryüzü kadar hata ile fakat şirk koşmaksızın gelirsen ben de seni yeryüzü kadar mağfiret ile karşılarım.Günahların gökyüzünün ufuklarına kadar taşsa ve sonra benden af istesen seni affederim.Cömertlik ve kerem bakımından benden daha büyük kim vardır ?’

Kullarım büyük günahlar ile bana meydan okuyorlar ama onlar yatarlarken onları korurum.Benim ile cinler ve insanlar arasında büyük bir durum var:Ben yaratıyorum fakat benden başkasına ibadet edilmekte ; ben rızık veriyorum fakat benden başkasına şükredilmektedir.Kullarıma ihsanım inmekte ve onlardan bana kötülükleri yükselmektedir.Ben onlara muhtaç olmadığım halde,ihsan ettiğim nimetler ile onlara sevgi gösteririm.Bana en muhtaç olan varlıklar onlar olduğu halde,işlediği isyanlar ile bana buğz gösterirler.

Kim bana gelirse onu henüz uzakta iken karşılarım.Kim benden yüz çevirirse,ona yakınından seslenirim.Kim benden sakındığı için günahı terk ederse ona bol bol ihsan ederim.Kim benim rızamı talep ederse ben de istediği şeyi ona veririm.Kim benim güç ve kuvvetime dayanarak çalışırsa,demiri bile ona yumuşatırım.

Beni zikredenler,benimle birlikte olan kişilerdir ; bana şükredenler,nimetimi artırdığım kimselerdir ; bana itaat edenler,kendilerini şerefli kıldığım kimselerdir. Bana isyan edenlere ise rahmetimden ümit kestirmiyorum.Tevbe ederler ise tevbelerini kabul ederim.Çünkü ben tevbe edenleri ve günahlarından tertemiz olanları severim.Tevbe etmezler ise,onların tabibi benim.Onları kusurlardan temizlemek için belalara imtihan ederim.

Başkasına beni tercih edeni, ben de başkasına tercih ederim.Benim nezdimde bir iyiliğin karşılığı on mislinden yedi yüz misline kadar,hatta çok daha fazladır.Bir kötülüğün karşılığı ise sadece birdir.Eğer o kötülükten dolayı pişmanlık duyar ve af isterse ben de kötülüğü affederim.

Az bir iyiliğin bile karşılığını veririm ve fazla olan günahları bile affederim.Rahmetim gazabımdan,sabrım hesaba çekmemden,affım cezalandırmamdan daha fazladır.Bir annenin çocuğuna karşı duyduğu şefkatten daha fazla kullarıma karşı şefkatliyim.

‘Allah kulunun tevbe etmesine şu kişiden daha çok sevinir:Üzerinde yiyeceği ve içeceği bulunan devesini ölümün kol gezdiği bir çölde kaybetmiş,onu aramış fakat bulmaktan ümidini kesmiş,sonra bir ağacın dibinde ölümü beklerken uyumuş kalmıştır, uyandığında bir de ne görsün:Deve başucunda ve yukarıdan ağaca bağlanmış duruyır.İşte Cenab-ı Hak,kulunun tevbe etmesine devesini bu vaziyette bulduğunda o kişinin duyacağı sevinçten daha fazla sevinir.

Allah’ın sevinci bir ihsan,iyilik ve lütuf sevincidir.Yoksa kulunun tevbesine muhtaç olduğundan veya bir şey kazanacağından değildir.O’nun,kuluna dostluğu ise,o kula ihsanda bulunmak,onu sevmek ve ona iyilik yapmak içindir.Bu dostluk ile Allah’ın hükümranlığı artmaz ; zayıf bir durumdan şerefli bir duruma da yükselmez ; bu dostluk ile galip gelmez ; bir belayı defedici gibi görmez ve herhangi bir işinde bu dostluk ile yardım talep etmez.

‘De ki:Hamd,evlat edinmeyen,mülkünde ortağı bulunmayan ve aczinden ötürü bir dosta ihtiyaç duymayan Allah’a mahsustur ve O’nu gereği gibi ulula ! (İsra’111)’.

Allah burada zilletten dolayı dost edinmekten kendini tenzih eder , Allah aczinden değil lütfundan dolayı iman edenlerin dostu,mü’minlerde onun dostudur.Rabbin durumu bu ve kulun durumu da budur.Onlar kendi nefslerini mazur görüyorlar ve günahlarını kaderlerine yüklüyorlar.Allah övgüleri ve şerefi kendine ayırmıştır.Kınama ise insanın vasfıdır.

Şu sözü söyleyen ne güzel söylemiştir:

Hem sevgiline giden yolu hızla katedersin.
Sürekli olarak gözlerinden yaş akıtırsın.
Halbuki nefsin sana yalan söylemiştir,sen onun dostlarından değilsin.
Hem de aranızın uzak oluşundan şikayet edersin.
Öyleyse sen zalimin ta kendisisin.

Eğer Herşey Kader İse Bu Çaba Niye



Kaynak = İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin – Kur’ani Tasavvufun Esasları – / bkz = 179…182