Kuran Yurdu

İslam Kolaylık Dinidir

    Dinimizin kolaylık dini olduğuna dair tatbikattan bazı misaller:Dinimizde namaz kılmak için su ile abdest almak mecburiyeti vardır. Ancak su bulunamadığı veya su çok soğuk olup hastalanma ihtimali olduğu hallerde, toprakla teyemmüm yapılır. Toprak su yerine geçer.

    Dinimiz yolculara; yorgunluk, zaman darlığı gibi hikmetlere binaen 4 rekatlı farz namazları iki rekat olarak kılmak kolaylığını getirmiştir.

    Namazda ayakta durmak (kıyam) farzdır. Ancak ayakta duracak gücü olmayanlar, oturarak namaz kılarlar.

    Hastalara ve yolculara Ramazanda oruç tutmak zor gelebilir. Bu sebeble dinimiz onları Ramazan’da, oruç tutup tutmamakta serbest bırakmıştır. Tutmazlarsa hiçbir mahzuru olmaz. İyileşince veya seyahatten dönünce, oruçlarını kaza ederler.

    Hac yolunda hastalık, harb, v.s. gibi bir sebeple emniyetsizlik varsa, hacca gitmesi mecburi olan Müslümanlar, yoldaki tehlike kalkana kadar haclarını tehir ederler.

    İslamiyetin bütün hükümleri makuldür. Akla zıt düşen, mantığa ters gelen hiçbir meselesi yoktur.

    İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliği aklıdır.

    İnsan onun vasıtasıyla gördükleri üzerinde düşünür, iyiyi kötüden ayırır, doğru ile yanlış arasında bir seçim yapar. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’de 70 kadar ayette akıldan ve akıl sahiplerinden bahsedilir. Allah’ın emirleri doğrudan doğruya akla yöneltilir. Sık sık “Hiç duymuyorlar mı?”, “Akıl etmiyorlar mı?” denilir.

    Dinimizde mükellefiyet için akıl esas olduğundan, aklı olmayanlar yaptıklarından sorumlu tutulmamışlardır.

    Hz. Peygambere inanmayan insanlar, “Bize mucizeler göster de Allah’ına inanalım, peygamber olduğunu kabul edelim” dediklerinde, Allah Teala onların bu tekliflerini beğenmemiş; varlığına inanmak için onları mucize istemeye değil, yerlere ve göklere ibretle bakıp düşünmeye çağırmıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu hususta:

    “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara faydalı olan şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah’ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen akıl sahipleri için deliller vardır” (el-Bakare, 164) buyurulmuştur.

    Sahabenin ileri gelenlerinden Hz. Enes, Resulüllah Efendimizin yanında bir kimseden bahsederken onu medhetmişti. Resulüllah (s.a.v) sordu:

    – Onun aklı nasıldır?

    Hz. Enes:

    – Ya Resulallah, onun ibadeti, ahlakı, fazîleti, edebi iyidir, deyince Allah Resûlü yine:

    – Onun aklı nasıldır? diye sorusunu tekrarladı. Hz. Enes de:

    – Ey Allah’ın Resûlü, biz bu adamın ibadetlerinden, fazîletlerinden, çeşitli hayırlarından bahsediyoruz; siz ise, aklından soruyorsunuz, dedi. Resulüllah Efendimiz bunun üzerine şu sözleri söylediler:

    Ahmak olan abid, cehli sebebiyle şeytana aldanarak fasık bir kimsenin günahından daha büyük günahlara maruz kalabilir

    İnsanların Allah’a yakınlıkları,ancak akılları kadardır

    Maverdî’nin Edebü’d-Dünya ve’d-Dîn adlı eserinde zikredilen bu hadis, İslam’da akla verilen önemi göstermesi bakımından son derece ibretli ve düşündürücüdür.

    Akılla ilgili diğer bazı hadîsler de şöyledir:

    Aklı olmayanın dini yoktur.

    Allah akılsız (aklını kullanmayan) mü’mini sevmez.

    Kişinin aklı doğru olmadıkça, dini doğru olmaz

    Cennet 100 derecedir. 99 derecesi akıl sahipleri için, bir derece de diğer insanlar için

    Ya Ali! İnsanlar çeşitli iyiliklerle Allah’a yaklaşırken, sen de aklınla yaklaş

    Allah Teala akıldan daha kıymetli ve şerefli bir varlık yaratmamıştır

    İslamiyet, insanlar arasında her devirde görülen sınıf farklarını, eşitsizlikleri, imtiyazları kaldırmış, asıl ve kök bakımından aralarında hiçbir ayrıcalık olmadığı esasını getirmiştir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

    Ey insanlar! Doğrusu biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık (el-Hucurât, 13).

    Peygamberimiz de şöyle buyurmuşlardır:

    İnsanlar Adem’in oğullarıdır. Adem’i de Allah topraktan yaratmıştır

    İslamiyet, bununla, bütün insanların aynı ana-babadan geldiklerini; hiç kimsenin doğuştan üstünlük iddiasında bulunamayacağını ortaya koymuştur.

    İslamiyet, insanları bir tarağın dişleri gibi hukuk önünde birbirine eşit kabul etmiştir. Soy, renk ve dil farkına hiç önem vermemiş; insana kıymet kazandıran, sair insanlardan üstün kılan hususun yalnızca kalbindeki Allah korkusu ve iman derecesi olduğunu belirtmiştir.

    Peygamber Efendimiz bu hususu, şu şekilde ifade buyurmuşlardır:

    “Ey insanlar! Unutmayınız ki Rabbiniz birdir, babanız birdir. Arab’ın Arab olmayana, Arab olmayanın Arab’a, beyazın siyaha, siyahın beyaza Allah korkusu ölçüsünden başka hiçbir üstünlüğü yoktur.”

    Böylece dinimiz, herkesi hukukta eşit saymış, insanlar arasındaki dünyevî üstünlüklere, gelip geçici etiketlere önem vermemiş, dış görünüşten ziyade insanın iç görünüşüne bakmıştır.

    İslamiyet,ruh ile madde,dünya ile ahiret arasında tam bir denge kurmuştur.

    Yahudilik beden zevklerini ve maddi faydaları ön planda tutar. Mensuplarını hırsla dünyaya bağlanmağa sevkeder. Hıristiyanlık ve Hind dinleri ise, sadece ruhu geliştirmeye, vücuda eziyetler çektirerek nefsin arzularını zayıflatmaya, dünya hayatını boşlamaya önem verirler. Buna karşılık İslamiyet, ruh ile beden, dünya ile ahiret arasında tam bir denge kurmuş; ne bedene, ne de ruha ızdırap çektirmeyi esas almıştır. İkisine de aynı ölçüde değer vermiş; herbirinin ihtiyaçlarını ayrı ayrı karşılamayı kabul etmiştir.

    Kur’an-ı Kerîm’de, “Allah’ım, bize dünyada iyilik, ahirette de iyilik ver” ayeti, İslam’daki dünya ve ahiret dengesini en iyi şekilde belirtmektedir.

    İslam, ne dünyaya fazla değer vererek ahiretin, ne de ahirete ağırlık vererek dünyanın terkedilmesine izin verir…

    Ahiretin dünyada kazanılacağını söyleyerek, “hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için” çalışılmasını ister.

    İslam’da ruhban sınıfı yoktur. Herkes dinini gücü nisbetinde kendi öğrenmek zorundadır. İbadetleri ifa için, kul ile Yaratıcı arasında aracılık yapacak, günahları affettirecek imtiyazlı bir seçkin sınıfa yer yoktur.

    İslam, bütün manasıyla ahlak ve fazilet dini olduğu gibi, en yüksek mertebede ilim ve hakikatin koruyucusudur.



    Kaynak : Turan Yazılım / Mürşit 5

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.