Kuran Yurdu

İnşikak Süresi Bilmen Tefsiri

    Bu mübârek sûre, İnfitâr sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Yirmi beş âyet-i kerîmeyi içermektedir. Göğün yarılacağından söz ettiği için kendisine bu ad verilmiştir. Kendisinden evvelki “Mütaffifîn” sûresinde hafaza meleklerinin yazdıkları kitapların bulunduğu mahal bildirilmişti, bu sûrede de o kitapların kıyamet gününde sâhiplerine gösterileceği haber veriliyor. Bu sebeple aralarında güzel bir münâsebet vardır.Bu sûre-i celîlenin başlıca içeriği, şunlardır:

    • 1. İnsanların kıyamet gününde kitaplarına kavuşup amellerinin neticelerine ereceklerini beyan etmek.

    2. İnsanların amellerine göre tabakalara ayrılıp bir kısmının cennetlere erişeceklerini müjdelemek, bir kısmının da cehennem azabına uğrayacaklarını hatırlatmak.

    • 1 – Gök yarıldığı zaman…

    1. Bu mübârek âyetler: Kıyamete ait bir takım alâmetlerin, felâketlerin Allah’ın emrinin ortaya çıkması durumunda mü’mînlerin de kâfirlerin de kendi vaziyetlerini anlamış olacaklarını bildiriyor. O günde mü’minlerin kitapları sağ taraflarından verilerek ne kadar sevinçli bir hâlde bulunacaklarını müjdeliyor. Kitapları sol taraflarından verilecek olan âhireti inkâr eden kimselerin de ne kadar ızdıraplı bir hâlde kalacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Her şahıs, ne yapmış olduğunu anlayacak ve yaptığının mükâfatına veya cezasına kavuşacaktır. (Gök varıldığı zaman.) Nizam ve intizamım kaydedip tabakaları bulutlar ile parçalandığı vakit, yâni: Kıyamet kopmağa başlayıp gökler gibi en kuvvetli şeylerin bile ilâhî irâde ile harap, mahv ve yok olacakları gün.

    İnşikâk” yarılmak, parçalanmak, ikiye ayrılmak mânâsınadır. Bu İnşikâk, bir rivâyete göre “Mecerret” den, yâni: Göğün bu isimdeki bir kapısından veya Kehkeşan denilen, birbirine pek yakın ve pek küçük olup rasat âleti olmaksızın görülmeyen bir kısım yıldızlardan itibaren vuku bulacaktır.

    • 2 – Ve hep yapageldiği gibi, Rabbinin buyruğunu dinlediği zaman…

    2. (Ve) Gök (Rab’bini dinlediği) onun emri ve irâdesine tam anlamiyle itaat edip boyun eğdiği (ve) Allah’ın hükmüne riâyet için (lâyık kılındığı zaman.) O yüksek gökte yaratıcısının emrine uyarak onun ezeli irâdesi doğrultusunda nizam ve intizamdan mahrûm kalacaktır.

    Çünkü gök de Allah’ın bir yaratığıdır. Elbette ki: O da yaratıcısının emrine tâbidir. Mahlûkata lâyık olan da bundan başka değildir.

    Ezinet” Kulak verip dinledi demektir ki: Tam bir itaatten kinâyedir.

    Hukkat” de hak oldu, haklandı, lâyık kılındı demektir.

    • 3 – Yer yayılıp dümdüz edildiği,

    3. (Ve yer uzâtılıp dümdüz olduğu zaman..) Dağları parçalanarak yüksek yerleri vaziyetleri kaybederek aralarındaki bitişiklikten eser kalmadığı vakit..

    • 4 – İçindekileri dışarı atıp boşaldığı,

    4. (Ve) Yeryüzü (içinde ne var ise) hazineleri, madenleri, bütün ölüleri vesâire dışarıya (atıp boşaldığı zaman..) İçinde öyle bir şey kalmadığı vakit

    • 5 – Ve hep yapageldiği gibi, Rabbinin buyruğunu dinlediği zaman… Seyredin siz: neler olacak o zaman!

    Kıyamet günü ilk insandan sonuncusuna kadar bütün insanlar dirilecektir. Bütün yeryüzü dümdüz edilmek sûretiyle, ancak bu şekilde, bütün insanlar tıkabasa yere sığacaklardır. Rivayete göre, her insan ancak ayağını basacak kadar bir yer bulabilecektir.

    5. (Ve) Yer sahası (Rabbini dinlediği) emrine itaat ettiği (ve lâyık kılındığı) o emre boyun eğmek için kendisine bir kabiliyet ve liyakat ihsân buyrulduğu (zaman..) İşte öyle müthiş, fevkalâde hâdiselerin meydana geleceği gün, herkes yapmış olduğu hayır ve şerrin karşılığına erdirilecektir.

    Ezinet” kulak verip dinledi demektir.

    • 6 – Ey insan! Sen, tâ Rabbine kavuşuncaya kadar didinip duracaksın.

    6. (Ey insan!. Muhakkak ki: Sen Rabbine doğru) Onun ceza âlemine yönelerek (çalışmakla çalışıcısın) ölüme yaklaşmışsın (Artık ona kavuşacaksın) Lâyık olduğun mükâfat veya cezaya ermiş bulunacaksındır.

    Kadih” cehdeden, tırmalayan, bir şeye cidden çalışan demektir.

    • 7 – Hesap defteri sağ eline verilen,

    7. (İmdi) O gidilecek âlemde (kimin kitabı sağ eline verilmiş olursa..) Meleklerin yazdıkları amel defterleri herhangi bir itaatkâr müminin ön tarafından getirir sağ eline teslim edilirse.

    • 8 – Kimsenin hesabı kolayca görülür.

    8. (Artık) O zât.. Mahşerde (bir kolay hesap ile hesaba çekilmiş olur.) İbâdet ve itaatinden dolayı mükâfata kavuşur. İnsanlık hâli yapmış olduğu bir kısım kusurları affedilir.

    • 9 – Ve ailesine sevinç içinde döner.

    Müminlerin iyilikleri kötülüklerinden ağır basarsa, kötülükleri affedilecek, bundan dolayı hesaba çekilmeyecekler . Ama kâfirlerin hesabı çok zor olacaktır. Hz. Aişe (r.a) bir defasında namazın sonunda Efendimiz (a.s.)’ın “kolay hesap” istediğini duyunca, selam vermesini müteakip mânasını sormuştu. Şöyle buyurdular: “Kolay hesap: kulun hesabının hemen görülmesi ve affedilmesidir. Âişe! Her kime hesap sorulursa o helâk oldu demektir.”

    9. (Ve) O mü’mîn zât (ehline) ehli imândan olan ailesi, evlâtı, torunları, yakınları ve cennetteki eşi olan iri gözlü hurilerin yanına (sevinçli olarak dönmüş olur..) Büyük bir sürür ve sevinç içinde kalmış bulunur.

    • 10 – Hesap defteri arkasından sol eline verilen kimse ise,

    10. (Fakat kime ki,) O âhiret âleminde (kitabı arkası tarafından verilmiş olur..) Yâni: Sağ eli boynuna bağlanmış, sol eli arkasına döndürülmüş olan herhangi bir kâfire de amel defteri sol tarafından verilecektir.

    • 11 – Yok olmayı ister.

    11. Öyle kâfir bir şahısta (Derhal bir helâki çağırır.) Ah.. ey helâk neredesin gel beni bu daimî azap ateşinden kurtar diye boş yere bağırıp çağırıp durur. ”

    • 12 – Alevli ateşe girer.

    12. (Ve) O şahıs (her alevli ateşe yaslanacaktır.) Pek şiddetli bir cehenneme atılmış bulunacaktır..

    • 13 – O dünyada iken ailesi içinde keyifli, şımarık idi.

    13. (Şüphe yok ki:) Öyle azap görecek şahıs dünyada iken (ehli arasında bir sevinçli hâlde idi.) fâni varlıklarına, aldanmış, maddî zevklere düşkün, eriştiği nîmetlerin şükrünü yerine getirmekten kaçınır. Âhiret fikrinden mahrûm bulunur bir hâlde idi.

    • 14 – Hiçbir sûrette Rabbine dönmeyeceğini sanırdı.

    14. (Muhakkak ki o, sanmıştı ki:) Hayat, bu dünya varlığından ibarettir. (Elbette dönmeyecektir.) Âhrete varmayacaktır. Hak Teâlâ’nın azabına uğramayacaktır. O şahıs, öyle gâfilce, inkârcı bir hâlde yaşıyordu.

    • 15 – Hayır! O Rabbine dönecek! Zira Rabbi, devamlı sûrette onun yaptıklarını görüyor, tek tek kontrol ediyordu. (Bu kontrolün de elbette böyle bir neticesi olacaktı).

    15. (Hayır.. Şüphe yok ki: Rabbi) Yüce Yaratıcı (onu) öyle inkârcı, nankör şahıs (görür olmuştur.) Onun bütün hâllerini sözlerini tamamıyla bilir. O dinsiz herif, hiç bir vakit yakasını ilâhî azaptan kurtaramayacaktır. O bir kere istikbâlini, pek müthiş âkıbetini düşünmeli değil midir?

    • 16 – Demek, gerçek onun sandığı gibi değildir. Şafak hakkı için!

    16. Bu mübârek âyetler de insanların dünyevî ve uhrevî değişikliklere uğrayacaklarını ehemmiyetine işaret için bir takım kudret eserlerine yemîn sûretiyle haber veriyor, inkârcıların Kur’an-ı Kerim’i yalanlamalarını kınayarak azap göreceklerini ihtar ediyor. İyi hâl sâhipleri olan mü’minleri ise mükâfat ile müjdelemektedir. Şöyle ki: (Artık yemîn ederim şafağa.) Yâni: Şafağı yaratan Yüce Yaratıcı’ya yemîn eylerim.

    Şafaktan maksat; güneşin batmasından sonra batı ufkunda görülen bir kızartılıktır. Veya bu kızartıyı takip eden beyazlıktır. Pek rakik = ince olduğundan dolayı kendisine böyle şafak adı verilmiştir. Nitekim kalp inceliğine de, “şefkat” denilmesi bu itibar iledir.

    • 17 – Gece ve gecenin barındırdığı, şeyler hakkı için!

    17. (Ve geceye ve topladığı şeye) Yemîn ederim: Yâni: Dağılmış hayat sâhiplerini bir araya toplayarak barındıran geceye ve o topladığı hayat sâhiplerine veya toptan gözlere göstermekte olduğu yıldızlara da andolsun.

    • 18 – Dolunay halini alan ay hakkı için:

    18. (Ve topladığı vakit aya) Yemîn ederim: Yâni: Işığını toplayarak Bedr hâline geldiği zaman, aya andolsun.

    • 19 – Siz halden hale geçeceksiniz!

    19. (Elbette ki,) Ey insanlar!. Sizler (hâlden hâle geçeceksiniz.) Yâni muhtelif hayat safhâları geçireceksinizdir. Evvelâ: Bir nutfeden yaratılmış, sonra bir insan sûretinde dünyaya çıkarılmış idiniz, hayatta oldukça sıhhat ve hastalık gibi, servet ve ihtiyaç gibi muhtelif hâllere mâruz olursunuz. Daha sonra da ölecek ve kıyamette tekrar hayata kavuşup lâyık olduğunuz yerlere sevk edileceksinizdir. İşte bu bir hakikattir. Yemîn mahalli olan da budur.

    • 20 – Öyleyse onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?

    20. (Artık onlar için) O kâfirlere ait (ne var ki:) bu kadar kudret eserleri meydanda iken onlar yine (îman etmiyorlar?.) Kıyamet vuku bulacağına inanmıyorlar, bu kadar açık delillere rağmen yine inkârlarında devam ediyorlar.

    • 21 – Kendilerine Kur’ân okunduğunda derin bir saygı ile eğilmiyorlar?

    Hz. Peygamber (a.s.) namazda bu ayeti okuduğunda secde etmiştir. Bu sabit olduğundan, bu ayet tilavet secdesi gerektiren ayetlerden sayılmıştır.

    21. (Ve onlara karşı Kur’an okunduğu vakit) Onlara dünyevî ve uhrevî men’faatlerini telkin ederek kendilerini aydınlatmak istediği zaman onlar (secde etmezler.) O kadar beliğ ve yüce beyanları içeren o ilâhî kitabın okunduğunu duydukları hâlde onun kudsiyetini, icaz mertebesinde bulunduğunu takdir ve itirafta bulunmazlar, hürmet secdesine kapanarak kullukta bulunmak istemezler. Bu ne kadar cehâlet ve gaflet!.

    “Rivâyete göre Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz bir gün “Veescüt Vakterib” âyet-i celîlesini okumuş, kendisi de ve yanında bulunan mü’minler de secdeye kapanmışlar, orada bulunan Kureyş müşrikleri ise onların başları ucunda el çırpmış, ıslık çalmışlar, bunun üzerine bu âyeti kerime nâzil olmuştur.

    Bu âyet-i kerime, Kur’an-ı Kerim’deki On dört secde âyetlerinin on üçüncüsüdür. İmam-ı Azama göre bu âyet-i celileyi de okuyan ve dinleyen her mükellef mümîn ve mü’mîne için secde etmesi vâciptir. Çünkü Cenab-ı Hak, bunu dinleyip te secde etmeyenleri kınamıştır. Fakat İbni Abbas Hazretlerine göre bu, bir tilavet secdesi âyeti değildir.

    Secde âyetlerinin tercümelerini okuyup dinleyenlere de ve bu âyetlerin mânâsını bilmeyenlere de okuyunca veya dinleyince secde etmek vâcip olur.

    • 22 – Bilakis, o kâfirler dini yalan saymaya devam ediyorlar.

    22. (Hattâ kâfir olanlar) Secde etmek değil, o Kur’an-ı Kerim’i, onun haber verdiği kıyamet gününü, bu hususta ki en kuvvetli, açık delilleri bile (yalanlar.) Onlar o kadar inkâra müptelâ bulunmaktadırlar.

    • 23 – Allah, onların kalplerinde ne sakladıklarını pek iyi bilir!

    23. (Halbuki, Allah) Teâlâ Hazretleri (onların) o inkârcıların (kalplerinde neler topladıklarını pek iyi bilendir.) Onların İslâmiyet’e karşı olan düşmanlıkları, câhilce düşünceleri ve pek kibirli inatları Allah tarafından tamamen bilmektedir.

    • 24 – Sen de onlara gayet acı bir azap müjdele!

    24. (Artık onları) O din düşmanlarını (pek acıklı bir azap ile müjdele.) Onlar, o inkârlarından, o içlerinde sakladıkları düşmanlıklarından dolayı pek şiddetli bir azaba lâyık olmuşlardır. Bu hakikati onlara ihtar et.

    • 25 – Fakat iman edip makbul ve güzel işler yapanlara ise, hiç kesintiye uğramayan, bitip tükenmeyen mükâfat vardır.

    25. (Fakat o kimseler ki:) O temiz yaratılışlarını muhafaza eden kullar ki: (İmân ettiler) Allahü Teâlâ’nın birliğini kudret ve azametini tasdikte bulundular, Yüce Peygamberin risâletine. Kur’an-ı Kerim’in ilâhî bir kitap olduğuna inanarak hürmetten ayrılmadılar (ve sâlih sâlih amellerde bulundular) İmânlarının birer açık alâmeti olan ibâdetlere devam eylediler. Dinî vazîfelerini yapmaya çalıştılar. (Onlar için de tükenmeyen) bitip kesilmeyecek olan (bir mükâfat vardır.) Onlar âhirette öyle büyük nîmetlere, cennetlere erişeceklerdir. İşte imânın, güzel amellerin karşılığı; öyle pek muazzam, ebedî bir sevaptan, bir ilâhî lütuftan ibarettir. Artık her akıl sâhibi insan için lâzımdır ki: Hayatını boş yere zâyi etmeyip öyle yüce bir gâye için güzelce çalışsın, kulluk vazifelerini yapmaya gayret etsin, ebedî nîmetlere kavuşsun.

    “Gayr-ı memnun” kesilmeyen, noksan olmayan, bir minnete, ezaya dayalı bulunmayan şey demektir. İşte Cenab-ı Hak, Yüce Peygamberine ve mü’min kullarına bu âyet-i kerîmesiyle teselli veriyor. Kendilerini müjdeliyor ve bütün insanlığı ibâdet ve itaate teşvik buyurmuş oluyor, o Kerem Sâhibi Mâbudumuzdan muvaffakiyetler niyâz eyleriz.



    Turan Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Meal:Yıldırım & Tefsir:Bilmen

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.