Kuran Yurdu

İnsanlar İçin DİN Gerekli midir?

    Bu soru tartışmaya mahsus soruların en layığı, hayat ve yaşayanların musallat olduğu şu asırda görülmesi en gerekli olan bir sorudur. Bu maddeciliğin zahiridir ki, kendisine elin dokunduğu ve onu tecrübelerin pota kaplarında değiştirdiği zaman, iman nassı ile durmuştur. Belki onlar gözün gördüğü, ku lağın işittiği ve burunun kokladığı şeyler hakkında da şüphe ediyorlardır.Öyle ki şu asrımız, putperestlik asırlarına daha benzer bir hale gelmiştir. Aynı şekilde onun halkı da elleriyle heykeller yapan sonra da Allah’tan ayrı olarak onlara tapanlara daha benzer olmuşlardır!

    Bu umumi ruh nerede yürürsen yürü, nerede olursan ol sana ulaşır. Alimler arasında ilimde, fenciler arasında fende ve işçiler arasında iş sahasında seni bulur; gençleri büyüler ve bu derece imanlarını, akidelerini ve düşüncelerini durdurur. Sanki hayat, kendisinde ruh olmayan bir cisimdir ve sanki biz, akıllarımızı ilga etmişiz, zenciler haline dönmüşüz de, güneşin her doğuşunda tarihimizi yeniliyoruz. Veya biz, kendisi için ancak atmosferlerde iz ve boşluk bulunan, hayat ve ölümden hiçbir şeyin bulunmadığı taşlar haline gelmişiz.

    Biz tekrar insanlığımıza, bizi diğer kainatlardan ayıran, bu zayıf ve hissi perdenin yırtılmasına tecavüze götüren ruhi bölgenin irfanına, önce nefsimizi sonra da Yaradanımızı bileceğimiz yöne, iman ve din tarafına dönmeye şiddetli ihtiyaç halindeyiz.

    Din’in insan için tabi bir mesele olduğuna gelince; her ne kadar bu dinin siması: İster arzi bir din, ister semavi bir din olsun ve isterse de sosyal veya ilmi bir mezhep olsun o ,tartışıcıların şu anda kendisini reddedemedikleri bir şeydir. Fakat o, herhalde insanın kendisinden mutmain olduğu, hayatında kendisinden sadır bulunduğu eserlerinin ve ruhunun onun bütün işlerinde belirdiği bir akidedir; insan için din işte bu şahsiyettir ve o Carlyle’in hikaye ettiği gibi, insanda olan en güzel bir şeydir. Hangi şey hidayet ve doğru yoldan daha güzeldir? Hangi şey sana hayat yolunu çizen ve seni ölümden sonraki şeylere mutmain kılan bu şeyden daha kuvvetlidir?

    Fakat asıl soru şudur;

    Hayat ve yaşayanlar üzerinde ebedi olarak kuvvetli bir saltanata muktedir olan bu din, hangi dindir? O hususta bu beşeri mevzuatlar kafi gelir mi? Ve kendisini meşhur alimlerin koyduğu içtimai kanunlar? Yoksa din, tabii ve ameli hükmüyle insan üzerine hükümranlığı kadir olmak, bu insanın yüce kaynağından ruhunu, özlerini gizlemesi icap eden, insanlar arasında sabır, tahammül ve şiddetli emeli yaymak için hayata ve hayat ötesi şeylere sultasını uzatması gereken (şey midir?)

    1-) Belki İslam gibi semavi bir din için en önemli mümeyyiz vasıf, ahiret hayatını da itiraf etmekdir.Bu insanların içinde cevelan ettiği bütün gayretlerini kendisi uğrunda kıldığı, hakkında bilgilerinin kısa olduğu ve kendisi için ilmi ve medeni kanunla koydukları dünyevi hayat; sonra bu da her ne kadar bazılarına aldatıcı, vehmen ve batılan bir serap da olsa, insan bilgisinin önünde bir meçhul olarak dönen ahiret hayatıdır. Fakat o (ahiret hayatı) gerçek iman ve akideler önünde, dünya hayatı için mantıklı bir netice ve mühürlenmiş tabii bir şey’dir

    İlahi din bu iki hayatı itiraf eder. İlim ise, bilgisinin son noktası ve sultasının mecalinde bile, bu fani dünya bir cevaz vermez. Bundan sonra o din hayatın doğuşundan bu yana zail olmamış, insanları saadete götürmeye çalışmış, bıkkınlık ve acizlik gelinceye kadar onların nefislerine tatminkarlığı göndermiştir. Aksine o, hayatta yeis göndermiş, onun varlığına çalışmış ve onu can yakıcı bir cehennem, elim bir azap olarak temizlemiştir.

    Söyle bana; Bu insani ilim neye güveniyor ve neye dayanarak kanunlarını bir düstur olarak koyuyor?

    Söyle sonra yine bana; Ne kadar insan, bu sinai yaşamanın ve bu dünya hayatında sessizliğin yola kaybolmasından mümkün olduğu kadar nedi nefsi için mal artırabiliyor?

    Tabi ki hiç kimse veya yüzde hatta binde bile bir oranını meydana getirmeyen çok az kişi. Bu ilmi hayatın görüşündeki diğer insanlara gelince, onlar kendilerine çok mal isabet edip de bu mal ile saadeti birleştiremeyen, aksine çok defa onunla eşkıyalık ve helaki birleştiren o kimselerin bedbaht olmuş o eşkiyaların dedeleridir onlar. Saadet bildiğimiz gibi nefisler üzerine bir farz gerektirmez, ancak ondan bir feyz alır. O halde o, zati bir akidedir, rızadır, kanaattir, süküneti ve tatminkarlığı düşünmedir.

    İlim aciz, kanunları da eksiktir. Fakat bu semavi din, her iki hayatı da biliyor, her birini bir diğeriyle mekal hale getiriyor, nefisler üzerine kolaylığı ve tatminkarlığı yayıyor, zenginlerden fakirler için malların zekatını istiyor, eşitliğe ve adalete çağırıyor, dünyada fakirlere ve mücahede edenlere, bu fani dünya malına karşılık bir nimet bir makam ve ebedi saadeti takviye eden, mal bakımından daha iyi ve ömür bakımından çok daha uzun olan bir öbür hayatı vadediyor. Şu insanlar musibetlere sabrederek yaşarlar ve çalışıp hayaller kurarak bir ömür sürerler. Eğer emel olmamış olsaydı, şüphesiz, saadet ve hayrı genişletmekten ömrün müddeti daralı, nefisler üzerine yeisler çöker ve bu alem bir şiddet ve intihar dünyası olurdu. Semavi din ise, kendilerini bu acil vak’a ile razı edebildiği bu ruhla yükseltir ve onları bu kemal-i muahhar hususunda amelle takviye eder. O bu haliyle dünya hayatı için zaruridir. Ahiret hayatı ise daha hayırlı ve daha bakidir.

    2-) Sonra yine söyle bana;

    Bu din,ruhi hayat üzerine hükümranlığa,gizli ve açık her şey’in gözetlenmesinin farziyetine,kanunun görmediği ve pençesine düşmeyen şeyler üzerine kişiyi muhasebeye nasıl kadir olabiliyor?

    İnsan hırsızlık yapar,adam öldürür ve polisin gözünden kaçtığı an daima gelenekleri tepeleyebilir.Ve o daha sonra,şehadet veya gözetlemeden uzak oldukça binaları,malları,insanları rahat ve min olarak soyabilir.

    Peki hangi mizan onu bu suölardan ve düşmanlıktan menedebilir?

    O zaman,adi değil ruhi olan bu hissi sultadan daha kuvvetli bir nizam lazımdır.Er veya geç de olsa,gizli ve açığı muhasebeye çeken bir kanun lazımdır.Ta ki,nefislerde onları şerden döndüren bir iz meydana getirsin ve insanda halki şahsiyetlerin en yükseği olan bu dini şahsiyeti yerleştirebilsin.Bu ilahi dindir ki,tek nefsi terbiye etmekle kalmaz,bilakis şerrin gerisinde sevabı gerektiren hayır üzerine çalışmayı,insanların namusuna riayeti ve azizlerin değerlerini korumayı insanlara yükler.İşte alem burada istirahat eder,hayat ruh oalrak diri kalır ve insanda bir insan olarak yaşar.

    3-) Kendisiyle semavi dinin temeyyüz ettiği diğer bir mesele ebediliktir.Hatta yeryüzü şeriatları tenakuz ve akıbete uğrayanların,can sıkıntılarını duyma arasında,hala noksanlık ıssızlığını,te’sir darlığını ve topluluklara karşı mülaimliği yok etmede.Oysa Allah-ü Teala,bütün zaman ve mekan için ıslahçı ve ebedi olan bu dinin halkına kadirdir.

    Sen,İslam’ın öğrettikleri şeylere bir göz attığın zaman,onlarda sana bu temiz dinin,ebedi din olduğu kanaatini veren,hayat fenlerine uygunluğunu ve gönül ferahlığını bulursun.

    4-) Artık putperestliğin ve şaşkınlığın dışında inkarcılık ve küfrün,hayatın ve ruhunun selbi,demire ve ateşe tapmanın,çabuk elden kaçan, kavuşulması da gayet zor olan mala bağlanmanın ötesinde olanlar nelerdir?

    Bu dini kargaşalıktan sonra,emin olan mü’minler olarak, tabiat manzaralarının arzettikleri karşısında,onlardaki noksanlığı ve zevali görerek Rabbine dönen ve

    ‘Ben yüzümü temiz olarak yeri ve göklerin Yaratanına döndürdüm.Ben müşriklerden değilim’

    diyerek babamız İbrahim (a.s)’ın salik olduğu bu kanaat verici,basit yola salik olarak dinin hatırlanmasına dönmemiz hayırlı değil midir?

    Kısacası;Hayat için din zaruridir..



    Kaynak= Abbas Kerare / Din Ve Şehadet / bkz:75…79

    Okuduğunuz Makaleyi Paylaşmak İster Misiniz?
    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.