İnsan Hayatının Yaşam Evreleri

  • 04 Mayıs 2018
  • 70 kez görüntülendi.

İnsan Hayatının Evreleri Ve Dönemleri



Anne Rahmindeki Hayat : İnsan hayatı anne karnında başlar.Rahimde insanın yaratılış seyri Kur’an’da detaylı olarak anlatılmaktadır.Erkeğin spermi ile kadının yumurtası birleşip ana rahmine giden kanala tutunduğu andan itibaren oluşmaya başlayan cenin,anneden ayrı bir varlıktır.Nesep,mirasçı olma ve kendine vasiyet edilebilme gibi bir takım hakları vardır.Cenin anne karnında yaklaşık 9 ay civarında kalır.Bu süre zarfında maddi ve manevi varlığı oluşur.Bedeni uzuvları,iç organları,aklı,ruhu,duyguları ve yetenekleri verilir.

Dünya Hayatı : İnsan dünya hayatına doğumla ilk adımı atar,ağlayarak nefes alıp vermeye başlar,anne karnındaki kadar olmasa da yine annenin sütüne ve bakımına muhtaçtır.Büyüdükçe bedeni,aklı,yetenekleri ve duyguları gelişir,dünya hayatını anlamaya,öğrenmeye ve dünya nimetlerinden yararlanmaya başlar.

Dünya hayatı insanın yaşamasına elverişli olarak yaratılmıştır.Yeryüzü,gökyüzü ve ikisi arasında başta su,hava,gıda maddeleri ve güneş enerjisi olmak üzere insan için gerekli olan her şey vardır.Allah dünya nimetlerini mümin kulları için var etmiştir.Ama bu nimetlerden mümin olmayanlar da yararlanırlar.Ahiret nimetleri ise sadece müminlere özgüdür.Allah dünya ve ahiret nimetlerini çalışanlara ve isteyenlere verir.

Sadece dünya nimetlerini isteyenlere ve bu uğurda çalışanlar emeklerinin karşılığını alırlar,ama ahiret nimetlerinden mahrum kalırlar,orada onlar için rezillik ve elem dolu azap vardır.Sadece dünya hayatını isteyenler,iman etmeyen insanlardır.Çünkü ‘inkar edenlere dünya hayatı süslü gösterilmiştir (Bakara’212)’,onlar dünya nimetleri ile yetinirler,ahireti unuturlar.Böylece dünya hayatı kendilerini aldatmış olur.Çünkü dünya hayatı aldatıcı bir meta,oyun ve eğlencedir,nimetleri geçici,ahiret nimetlerine nispeten yok gibidir.Dünya hayatı ahiret hayatı yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.Bu itibarla insanı aldatmamalıdır.Kur’an’da dünya hayatının geçiciliği şöyle tasvir edilmektedir;

‘Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun bir eğlence bir süs,aranızda karşılıklı bir övünme,çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir.(Nihayet hepsi yok olur gider).Tıpkı şöyle:Bir yağmur ki bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider.Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün.Sonra da çer çöp olur.Ahirette ise (düyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır.Dünya hayatı aldanış metaından (geçici bir yararlanmadan) başka bir şey değildir’

Buna mukabil ahiret nimetleri daha hayırlı,daha kalıcı ve sonsuzdur.Asıl yaşanacak yer ahirettir.Bu itibarla insanın hem dünya nimetlerine hem de ahiret nimetlerine talip olması ve bunun için çalışması gerekir.Sadece dünya nimetlerini istemek ve bununla yetinmek hayatı parçalamaktır,yaratılış gayesi olan kulluğu terk etmektir,fıtratı ters yüz etmektir.Çünkü her insan İslam fıtratı üzerine doğar.

Sorumluluk kelimesi insanın dünyada başıboş bırakılmadığını,birtakım görevlerinin bulunduğunu ifade eder.Her şeyden önce insan için hayat bir imtihandır

‘O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır (Mülk’2)’ anlamındaki ayet bu gerçeği ifade eder.İnsan hayır ve nimetlerle imtihan edildiği gibi şer ve musibetlerle de imtihan edilir.Bu imtihan insanın üstünlüğünün ve yeryüzünde halife oluşunun gereğidir.İnsanın imtihan edildiği ana alan ‘Allah’a kulluktur’.Bu gerçek Kur’an’da;

‘Ben cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım (Zariyat’56)’ anlamındaki ayet ile dile getirilmiştir.İnsana akıl,peygamber ve kitaplarla rehberlik edilmiş,ancak o iman ve ibadete zorlanmamıştır.

Kabir Hayatı : İnsan hayatı dünya hayatından ibaret olmadığı gibi ölüm de hayatın sona ermesi anlamına gelmez.Ölüm sadece annen karnında birleşen bedenle ruhun ayrılmasından ibarettir.Beden,aslı olan toprağa döner,ruh ise berzah aleminde başka bir ifade ile kabir hayatında yaşamaya devam eder.Peygamberimiz (s.a.v) kabir hayatının varlığına;

‘Kabir ancak cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur’

 Ahiret Hayatı : Kabir hayatı da ebedi değildir,kıyametin kopmasıyla sona erer. Allah’ın emri ile insanlar bedenleriyle yeniden dirilirler.Bu konuda Kur’an’da yüzlerce ayet vardır i bunlardan bazıları;

‘Sizi ondan (topraktan) yarattık; yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız (Ta’Ha’55)’

‘Nasıl yaratıldığını unutarak, bir de misâl fırlattı Bize: ” O çürümüş kemikleri kim diriltecek!” diye .De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltir, hem O, yaratmanın her türlüsünü bilir (Yasin’78-79)’

‘İnsan zanneder mi ki ölümünden sonra Biz kemiklerini toplayıp onu diriltmeyeceğiz? Evet, toplarız, hem de parmak uçlarına varıncaya kadar eski halinde düzenleriz! (Kıyame’3-4)’

Sonuç olarak;

İnsan yok iken Allah onu var etmiş,dünyada belirli bir süre yaşamakta,sonra vakti saati gelince verdiği canı alacak,sonra onu kıyamet kopunca yeniden diriltecek,sonunda dönüş Allah’a olacaktır.

Allah insana dünya ve ahiret hayatını kazanabileceği yetenek vermiş,kitap ve peygamberleriyle rehberlik etmiştir.Yeter ki insan aklını kullansın.Kur’an ve sünneti kendisine rehber edinsin,dünya hayatının cazibesine ve nefsinin süfli arzularına kapılmasın,şeytana kanmasın,şeytanlaşan insanlara aldanmasın,Allah’a ve peygamberlere itaat edebilsin.

Bu insan dünya hayatında da kabir hayatında da ahiret hayatında da mutlu ve huzurlu olur.Dünya kendisini aldatan,Rabbini unutan,kulluğu terk eden,günahlara dalan insan,dünya nimetlerinden yararlansa da kabir ve ahiret hayatı zindan olur,hayatını parçalamış,kendisini ilahi azaba mahkum etmiş olur

Ey Rabbimiz!

Bize vereceğini bu dünyada ver’ diyenler gibi olmayalım.Çünkü bunların ahirette hiçbir nasibi yoktur.! Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik güzellik ve nimet ver,ahirette de iyilik,güzellik ve nimet ver ve bizi ateş azabından koru,’ diyenlerden olmayalım.Bilelim ki salih amel işleyenler kendi lehlerine,kötü amel işleyenler ise kendi aleyhlerine yapmış olurlar.Akıbet muttakilerindidr.



Kaynak = İsmail Karagöz / Kur’an’dan Öğütler / bkz:382…388