“Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi.
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.” (Fil Sûresi, 3 ve 4.)
Ayet “sürü” diyor, yani milyonlarca kuşlar, hepsi tek tek özenle seçilmiş taşları bomba gibi atıyorlardı. Kuşlar, verilen emirleri yerine getiriyorlardı.
Allah'ın hayvanlar ordusu, bir emirle birçok helakı getirdiler. Yine doğanın sessiz orduları olan; rüzgar, bulutlar, su, ateş, toprak ve diğerleri. Bir emirle birçok helakı gerçekleştirmişlerdir. Eğer Allah insanların yaptıkları cürümlerin karşılığını peşin olarak dünyada verseydi, o zaman yeryüzünde tekbir canlı bile yaşamazdı. Allah’ın helak yasası kim zamanlarda kısmen imtihan için devreye giriyor ve insanlar birçok ölümlü ve mal kaybı yaşıyorlardı.
Şimdi bizler de Ebâbil kuşları bekliyoruz, zalimleri helak etsin diye. Halbuki Allah bunu bizden bekliyor. Allah bizlere zalimin zulmünü def edecek akıl ve güç vermiş; biz ise kullanmayıp helak yasasını bekliyoruz maalesef. Kim çalışır çaba gösterir ve aklını kullanırsa Allah ona birçok meziyet verir. Esasında bizler toprağın altına gömülmüş hazineyiz, farkında bile değiliz maalesef; akıl nimetini işlemezsek daha çok zulüm görürüz.
Ebâbil kuşu, bir gün evime misafir olmuştu, Allah'ın askerini inceleme fırsatım olmuştu. Küçük taşları taşıyacak ayakları ve gagası bir hayli kuvvetli görünüyordu. Dikey olarak tırmanıyordu. Velhasıl Allah'ın “kün/ol” emri ile yeryüzü harekete geçer ve denileni eksiksiz yerine getirir.
Nuh (a.s.), dile kolay dokuz yüz elli yıl tebliğ görevini yapmıştı da bir gemiyi dolduracak insan bulamamıştı. Sabrın sonunda dua ile birlikte helak yasası devreye girmiştir:
“Nûh dedi ki: "Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma." (Nuh, 26.)
Oğlu ve hanımı kafir oldukları için bu helak, onları da yakalamıştı.
Günümüz dünyasında azgınlık zirve yaptı; yıkım ve helak insan eliyle oluyor. Bir atom bombası at, anında yaklaşık üçyüz bin insan ölsün, bölgede hiçbir canlı yaşamasın. Kâfirlerin azmasının sebebi diğer erdemli insanların sessiz kalması ve onlara karşı yeteri kadar mücadelenin olmamasından kaynaklanmaktadır. Müslümanların uykuda ve dünya zevklerine dalmaları ile kafirler/zalimler daha da pervasızca mazlumları katlediyorlar.
Sözde elli yedi Müslüman ülkeler ve yaklaşık iki milyar Müslümanın “süslümanlığa” aday olmasıyla meydan “leşçillere” kaldı. Teknolojiyle birlikte dünyada her şeyi çıplak gözlerle görebiliyoruz. Güç olamadığımız; 'çalışmadığımız' zaman kâfir güçlere teslim olmak zorunda kalıyoruz. Lüks ve şatafat içinde yaşamın köleleri olmuşuz. Dünya hayatın imtihan yeri olduğunu unutmuş gibi yaşıyoruz. Ölüm ve ötesi bir hayat kaygısı maalesef bizde kalmamış; zulme ise seyirci kalıyoruz. Bosna, Afganistan, Çeçenistan, Irak, Suriye ve Afrika ülkeleri. Şimdi ise Filistin, Gazze, Lübnan ve İran; ölen biziz, öldüren onlar.
Diğer Müslüman ülkelerde yaşayanlara sadece dua ediyor ve seyrediyoruz.
Ebâbil kuşlarını bekliyoruz; halbuki Allah biz Müslümanlar eliyle o zalim satanist, epstein yamyam, siyonist ve haçlı kâfirleri helak etmek istiyor.
Kâbe'nin sahibi Allah (c.c.), Ebrehe’den Kâbe'yi korumuş ve onu ordusuyla birlikte helak etmişti.
Sonraki yıllarda Haccac zalimi Kâbe'yi yıkmıştı lakin Allah müdahale etmemişti. Ebrehe döneminde muhavid mü'minler yoktu, Haccac döneminde ise mü'minler çoktu. Haccac’ın helak edilmemesinin sebebi -Allahû âlem- buydu.
Abdülmuttalib’in mantığı, Müslümanları esir almış durumdadır; Kâbe’yi Allah'ın korur, biz devenin sahibiyiz. Bu mantık kendi içinde doğru olduğu halde; Müslümanlar kendi ellerindekiyle avundular, Gazze'ye Allah yardım etsin mantığını geliştirdiler. İfrat ve tefrite düştüler. Yeri gelince feda edemediklerimiz, uğrunda feda oldular. Allah yolunda malını veremeyen canını hiç veremez. "Hani cennete taliptik!?.."
Bugün "Ebâbil kuşları”; süpersonik füzelerdir, hava savunma sistemidir, uçaktı, helikopterdi vs. İran kısmen bunu yapıyor; kâfir zalimleri füzelerle sağlam vuruyor. Sünni olduğu kabul edilen Müslüman ülkeler ise kâfirlerin gücüne sığınıyorlar. Kâğıttan kaplan misali olan haçlı siyonist zalimlerin karizması fena çizildi.
Halbuki Müslümanlar mezhepsel fanatikliği bir kenara bırakırlarsa zalimler bu coğrafyada nal toplar. İran füzeleriyle, Türkiye hava savunma sistemiyle, Körfez ülkeleri de petrolü kısarlarsa bu zalimlerin bu coğrafyada esamesi bile okunmaz. Kâfirlerin ağına düşenin kurtulma şansı az olur; bunu iyi idrak edip geçmişten ders çıkaracağız.
Müslümanların birlikte hareket etme mecburiyeti vardır. Çünkü biz yeryüzünün en hayırlı kullarıyız, ıslah ederiz, nesli koruruz, zülmü def ederiz, adil şahitler oluruz, zulmetmeyiz, iyilikte yarışır; kötülüğü def ederiz vs. Bu kadar güzel vasıfları üzerinde taşıyan veya taşıması gereken Müslümanlar, yeryüzünün halifesi ve hâkimi olmalıydılar.
"Ey bu kâinatın eşsiz ve benzersiz hâkimi olan Allah'ım! Biz Müslümanlara; özümüze dönmeyi, vahdeti oluşturmayı, kardeşlik hukukunu geliştirmeyi ve bu haçlı siyonist zalimlerin sonunu getirmeyi ve azgınlıklarına son vermeyi nasip eyle!”