Bu sayfayı yazdır

EVLİLİK VE AİLE: BİR YOL AYRIMINDA TOPLUM

Günümüz toplumu evlilik ve aile kurumu konusunda kritik bir yol ayrımına gelmiş durumda. Temel soru şudur: Aileyi ilahi rızaya dayalı bir ibadet şuuruyla mı inşa edeceğiz, yoksa "medeni" adı altındaki beşeri hukuk normlarına göre mi? Bugün karşımızda üç farklı yaklaşım duruyor:

1. Geçmişin Kopyası: Statik Yaklaşım

Bir kesim, evliliği "Allah’ın emri, peygamberin kavliyle" başlatıp, hayatın geri kalanında geçmiş ulemanın asırlar önce verdiği fetvaları olduğu gibi bugüne taşımayı öneriyor. Ancak bu "kopyala-yapıştır" yöntemi, günümüz dünyasında karşılık bulmuyor. Çağımız, iletişim araçlarımız ve kültürümüz farklıdır. Yapılması gereken, geçmişin kalıplarını aynen tekrar etmek değil; Kur’an ve Sünnet’in amaçlarını (makasıd) anlayarak, bugünün sorunlarına çözüm üreten canlı bir fıkıh inşa etmektir. Bu inşa süreci ağır bir sorumluluk ve bedel gerektirdiği için, maalesef pek çok kişi kolayı seçip eskinin gömleğini topluma zorla giydirmeye çalışıyor.

2. Pragmatik Yaklaşım: Şirketleşen Evlilikler

Birinci yolun toplumsal karşılık bulamaması, beraberinde samimiyetsiz bir karmaşayı getirdi. Evlilikler "Allah’ın emri" ile başlıyor ancak menfaat çatışmaları doğduğunda beşeri hukukun kapıları aşındırılıyor. Bu noktada aile, bir huzur ve ibadet yuvası olmaktan çıkıp, ortakların birbirini tasfiye etmeye çalıştığı bir şirket ortaklığına dönüşüyor. Özellikle boşanma süreçlerindeki davalar incelendiğinde, meselenin bir yuvanın dağılması değil, bir mal paylaşımı savaşı olduğu açıkça görülüyor. Maneviyatın yerini maddi beklentilerin aldığı bu yapıda, evlilik bir amaç değil, imkân elde etme aracı haline geliyor.

3. Boşanma ve Adalet Sorunu

Toplumda hem evlilik hem de boşanma anlayışında derin bir kırılma yaşanıyor. Allah, huzur kalmadığında "maruf ile" (iyilikle) ayrılmayı öğütlerken; bugün boşanma süreçleri birer sömürü ve zulüm mekanizmasına dönüşmüş durumda.

  • Ailelerin Rolü: Aile büyükleri boşanmayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor. Geçmişteki "gelinlikle çıkan kefenle döner" anlayışının altında yatan ekonomik kaygılar, bugün şekil değiştirerek devam ediyor.
  • Ekonomik Sömürü: Kızını evlendirirken damadın sırtına ağır yükler yükleyen aileler, boşanma sürecinde kendi evlatlarına kapılarını kapatarak tüm sorumluluğu yine erkeğin sırtına bırakıyor. Kız babaları, torunları söz konusu olduğunda "evliyken torunum, boşanınca elin çocuğu" tavrına bürünüyor.
  • Miras ve Velayet Çelişkisi: Kız çocuklarını mirastan mahrum bırakan zihniyet, boşanmış kadını çaresizliğe itiyor. Öte yandan, dinen çocuk sorumluluğunun babada olduğunu bilen bazı kadınlar, boşanma aşamasında velayeti sadece maddi imkân devşirmek ve nafaka üzerinden erkeği baskılamak için bir araç olarak kullanabiliyor.

4. Sonuç: Ölüm Fermanına Dönüşen Haklar

Bugün "hak" adı altında kanun zoruyla alınan süresiz nafakalar ve mal paylaşımı süreçleri, ne yazık ki pek çok aile faciasına ve cinayete zemin hazırlıyor. İnsan gibi ayrılmayı başaramayan çiftlerin çocukları ise ağır travmalarla büyüyerek potansiyel suç adayları haline geliyor. Bu durumu sadece sisteme veya devlete yüklemek bir kaçış yoludur. Müslümanlar olarak bu zulüm çarkını durduracak, adaleti temel alan somut çözümlemeler geliştirmelidir.

Toplumda roller yeniden dağıtılıyor ve yeni bir düzen inşa ediliyor. Bu yeni modeli ya biz kendi değerlerimizle inşa edeceğiz ya da başkalarının bizim için çizdiği kadere razı olacağız. Soru net: Bu dönüşüme ve inşa sürecine hazır mıyız?