İmanın Geçerli Olması Ve Bunun Şartları

  • 12 Nisan 2018
  • 94 kez görüntülendi.

İmanın Geçerli Olmasının Şartları Kısaca Nelerdir



İmanın geçerli olabilmesi ve sahibini ahirette kurtuluşa erdirebilmesi için şu şartları taşıması gerekir;

İmanda Şüphe Olmamalıdır = İman şüphe kabul etmez.İnanılması gereken şeylerin tamamına şeksiz şüphesiz ve kesin olarak iman edilmesi gerekir.Şüphe ile iman bağdaşmaz.Birisi varsa diğeri yoktur.Yüce Allah Hucurat süresinin 15. ayetinde müminleri,şüphe etmeyen kimseler olarak tanımlamaktadır:’Müminler ancak o kimselerdir ki Allah’ı ve resulünü tasdik eder ve sonra da hiçbir şüpheye düşmezler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücahede ederler. İşte imanına bağlı, gerçek müminler bunlardır’..

Yunus süresinin 94. ayetinde ise; ‘Eğer, faraza, sana indirdiğimiz hususlardan herhangi birinde şüphe edersen, senden önce kitap okuyanlara sor. Celalim hakkı için, sana Rabbin tarafından gerçek gelmiştir, bunda en ufak bir tereddüdün olmasın’.. İman etmiş olabilmek için ilk başta kalpten şüpheyi atmak şart olduğu gibi,imanın bekası ve devamı için de şüpheden uzak olması şarttır.İman esasları ile ilgili olarak ‘bunlar doğru mu,değil mi?,aslı var mı yok mu?’ diye şüphe etmek kesin bir şekilde kalbin huzur ve sükun içinde tasdik etmesi anlamında olan iman ile ters düşer.

İmanda kesinliği ifade etmek,şek ve şüpheyi gidermek için Kur’an’da ‘ikan’ kavramı kullanılmıştır.’İkan’,şek ve şüpheden uzak ve kesin olarak inanmak demektir.Şek ve şüphe içinde olan kimsenin kalbine iman yerleşmemiştir.

İman Edilecek Şeylerin Hepsine İnanmalıdır = İman edilecek şeylerin bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayan kimsenin imanı geçerli değildir. Çünkü ‘iman’,iman esaslarının hepsine inanmayı gerektirir.Küfür için iman edilecek şeylerin hiçbirine inanmamak şart değildir.Bir tanesine bile inanmamak küfürdür.

Nisa süresinin 150 ve 151 ayetlerinde peygamberlerden bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmeyenlerin ‘gerçekten kafir’ oldukları belirtilmektedir Bu bağlanda yüce Allah şöyle buyurmuştur:

‘O kimseler ki ne Allah’ı tanırlar ne resullerini, ve o kimseler ki Allah’ı tanıdığını iddia edip resullerini tanımayarak, Allah ile elçilerini birbirinden ayırmak isterler. Ve o kimseler ki “resullerin bazısına iman ederiz, bazısını reddederiz” derler, ve böylece iman ile küfür arasında bir yol tutmak isterler ,İşte bunlar gerçek kâfirlerin ta kendileridir. Biz de kâfirler için zelil ve perişan eden bir ceza hazırladık’

Al-i İmran Süresinin 119. ayeti celilesinde Allah müminlere;

İşte siz o kimselersiniz ki o düşmanlarınızı seversiniz, Halbuki siz bütün kitaplara iman ettiğiniz

Yine aynı süresinin 7. ayet-i celilesinde ise;

‘İlimde ileri gidenler: “Biz ona olduğu gibi inandık. Hepsi de Rabbimizin katından gelmiştir” derler’

Yüce Allah

‘Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz (Bakara’85)’ diyerek Yahudileri kınamış ve böyle yapanların cezasının dünyada rezillik,ahirette ise şiddetli azap olduğunu bildirmiştir.

Kur’an’a baştan sona,bütün süre,ayet,hüküm,emir ve yasak,helal ve haramlarının tamamına inanmak,hak ve doğru olduğunu tasdik etmek mümin olmak için şarttır.Kur’an’ın bir hükmüne,bir farz veya yasağına,bir ayetine inanmayan veya uygulanmasını,geçerliliğini kabul etmeyen kimse iman sahibi olamaz

Yeis Halinden Önce İman Etmelidir = İmanın dünyada özgür iradeye dayalı bir tercih olması,baskı,tehdit veya dünya hayatından ümit kesme (ye’s) durumunda gerçeklemiş olmaması gerekir.Daha önce mümin olmayan bir kimsenin,hayattan ümidini kestiği son nefesinde uğrayacağı azabı fark edip ‘iman ettim’ demesi halinde,onun bu imanı geçerli olmaz.

Dolayısıyla hayattan ümidi kesip ölümle karşı karşıya gelmeden ve ilahi azapla karşılaşmadan önce,dünyada itaat ve isyan imkanı varken iman edilmesi gerekir.İlahi azabın geldiğini görünce,yaşamanın mümkün olmadığını anlayıp can boğaza gelince yapılan imanın geçerliliği yoktur.

Bunun Kur’an’da birçok delili vardır.Şu örnekleri zikredebiliriz:Askerleri ile birlikte Musa (a.s) ve ona iman edenleri takibe koyulan Firavun,Kızıldeniz de boğulmak üzere iken ‘iman ettim,ben de Müslümanlardanım’ demiş,fakat imanı kabul olmamıştır.Yüce Allah bu hususu Yunuz süresinin 90 ve 91 ayetlerinde şöyle bildirmektedir;

‘Derken, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Hemen Firavun, askerleriyle beraber zulmederek ve saldırarak peşlerine düştü. Nihayet boğulmak üzere iken: “İman ettim. İsrailoğullarının inandığı İlahtan başka tanrı yokmuş. Ben de müslümanlardanım” dedi. “Şimdi mi? Halbuki bundan önce isyan etmiştin, bozgunculardan olmuştun”! ‘

Firavun’un imanı kabule şayan olmamıştır.Çünkü ilahi azabı görmüş,ölümden başka seçeneği ve yaşama imkanı kalmadığı bir zamanda iman etmeye kalkmıştır.

Şu ayetlerde son nefeste yapılan imanın geçerli olmadığını ifade etmektedir;

‘Onlar Bizim azabımızın şiddetini görür görmez “Allah’ın birliğine iman ettik, ona şerik saydığımız putları da red ve inkâr ettik” dediler. Fakat şiddetimizi gördüklerinde iman etmeleri kendilerine fayda sağlamadı….(Mü’min’84-85)’

‘Onlar imana gelmek için ne bekliyorlar? Meleklerin inmesini mi? Rabbinin imha eden azabının veya Rabbinin kıyamet alâmetlerinden birinin gelmesini mi? Rabbinin alâmetlerinden biri geldiği gün, daha önce iman etmeyen yahut imanıyla hayır kazanmayan hiçbir kimseye o günkü imanı asla fayda vermez. De ki: “Bekleyin, biz de beklemekteyiz. (En’am’155)”

İlahi azap ile karşılaşıp son nefese gelince iman kabul olmadığı gibi tövbe de kabul olmaz;

‘Allah’ın kabulünü vaad buyurduğu tövbe, kötülüğü ancak cahillik sebebiyle işleyip, sonra da çabucak vazgeçerek günahtan dönüş yapacak olanların tövbesidir. İşte Allah’ın, tövbelerini kabul edeceği kimseler bunlardır. Allah alîm ve hakîmdir (herkesin içini dışını hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir) Yoksa makbul tövbe, kötülükleri yapıp edip de sonra kendilerinden birine ölüm gelip çattığında: “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyenlerin tövbesi değil. Kâfir olarak ölen kimselerin tövbesi de değil. İşte öylesi kimselere, çok acı veren bir azap hazırladık (Nisa’17-18)’

İmana Şirk Karıştırmamalıdır = Allah katında imanın makbul olması için insanın tevhit üzere bulunması gerekir.İmanına şirk karıştıran kimsenin imanı geçerli değildir.Böyle bir kimse hidayete ermiş sayılmaz.Yüce AllahEn’am süresinin 82 ayetinde şöyle buyurmaktadır;

‘İman edip imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte korkudan emin olma onların hakkıdır, doğru yolda olanlar da onlardır’

Allah’a zatında,sıfatlarında,Rab ve ilah oluşunda ortak koşan kimsenin imanı geçerli değildir.Böyle bir kimse mümin değil müşriktir.

‘Yüzünü hanif (Allah’ı birleyen) olarak dine çevir,sakın (Allah’a) şirk koşanlardan olma (Yunus’105)’ buyuran Allah,imanlarına şirk karıştırarak iman edenleri kınamaktadır.

İman Esasları Kalp İle Tasdik Edilmelidir = İmanın geçerli olabilmesi için bir insanın sadece dili ile iman ettiğini söylemesi yeterli değildir.İman esaslarının tamamına kalbi ile tasdik etmesi gerekir.Çünkü imanın yeri kalptir.

Bakara süresinin 8. ayetinde ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ dedikleri halde bazı insanların mümin olmadıkları bildirilmektedir.Çünkü sadece dili ile ‘iman ettim’ demek mümin olmak için kafi değildir.Kalp ile de iman edilmesi gerekir.Maide süresinin 41. ayetinde bu husus,şöyle ifade edilmektedir;

‘Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “iman ettik” diyen münafıklarla, Yahudilerden kâfirlikte yarışanlar seni üzmesin ‘

Peygamberimiz (s.a.v)’in yanına girip inanmadıkları halde iman ettiklerini söyleyen bir grup Yahudi ile ilgili olarak;

‘Sizin yanınıza geldikleri zaman: “Biz mü’miniz” derler. Halbuki gerçekte onlar kâfir olarak girmişler, yine kâfir olarak çıkmışlardır (Maide’61)’

Kalbi ile iman etmediği halde sadece dili ile iman ettiğini söylemek,münafıklıktır.Nitekim Bakara süresinin 14. ayetinde münafıklarla ilgili olarak;

‘Bunlar iman edenlerle karşılaştıkları vakit “Biz de müminiz” derler. Fakat şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında da: “Emin olun biz sizinle beraberiz, biz onlarla alay ediyoruz” derler’ denilmiştir.

Bir kıtlık yılında Medine’ye gelip iman ettiklerini söyleyen ve sadaka isteyen Beni Esad kabilesinin bedebileri ile ilgili olarak;

‘Bedeviler “iman ettik” dediler. De ki: “Siz iman etmediniz, lâkin “İslâm olduk, size inkıyad ettik” deyiniz. Zira iman henüz kalplerinize girmiş değildir (Hucurat’14)’

İmanın yeri kalp olduğu gibi,şüphenin ve inkarın yeri de kalptir.

‘Sizin ilahınız bir tek ilahtır.Ahirete iman etmeyenlerin kalpleri bunu inkar etmekte,kendileri de büyüklük taslamaktadırlar (Nahl’22)’

Kalpten gelmeyen,zorlama sonucu dil ile ifade edilen ‘inkar’ sözü,insanın imanını yok etmez.Nahl süresinin 106. ayetinde bu husus açıkça ifade edilmektedir;

‘Kalbi imanla dolu olarak mutmain iken, dini inkâr etmeye mecbur bırakılıp da yalnız dilleriyle inkâr sözünü söyleyenler hariç, kim imanından sonra Allah’ı inkâr ederek gönlünü inkâra açar, göğsüne küfrü yerleştirirse, onlara Allah tarafından bir gazap, hem de müthiş bir azap vardır’

Ayet,gönülden inkar edenlere azap olduğunu bildirmekte,kalbi imanla huzur bulmuş,baskı sonucu inkar sözünü söylemiş olanları bundan hariç tutmaktadır.Kalpten gelmeyen ve yanılarak yapılan şeylerin günahı yoktur.

‘Yanılarak yaptığınız şeyde size bir günah yoktur.Fakat kalplerinizin bile bile yaptığı şeyde günah vardır (Ahzab’5)’

Kalpte olanı ancak Allah bilir.Kalbi ile inanmadığı halde dili ile inandığını söyleyen kimseye ‘mümin değil’ diyemeyiz.Dili ile ‘müminim’ diyen insana, kalbi ile inanmış mı inanmamış mı bunu bilemeyiz.Bu sebeple ‘müminim’ diyen insana açık gösterge yoksa ‘sen mümin değilsin’ denilemez

Bir savaş esnasında selam verdiği ve ‘la ilahe illallah’ dediği halde bunu kendini korumak için söylediğini zanneden ve ganimete heves ederek bir insanı öldüren,Peygamberimiz’in (s.a.v) kızmasına ve Nisa süresinin 94. ayetinin inmesine sebep olan sahabe ile ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmaktadır;’Ey müminler’ Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayın,dinleyin.Size selam verene,dünya hayatının geçici menfaatini gözeterek sen mümin değilsin’ demeyin.

Dini Hükümler Alay Konusu Yapılmamalıdır = Bir insan dini hükümleri beğenmez,küçümser ve alaya alırsa iman etmiş sayılmaz.

Dini bir hükmü alay konusu yapan kimse nmümin olamaz.Şu ayetler bunu açıkça ifade etmektedir.:’Allah size Kur’an da ‘Allah’ın ayetlerini inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman,başka bir söze geçmedikleri müddetçe,onlarla oturmayın,aksi halde siz de onlar gibi olursunuz (Nisa’140)’ diye hüküm indirmiştir.

‘De ki: “İşleri yönünden âhirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi? Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Halbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar.” İşte onlar Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmiş, bu yüzden de yaptıkları iyi işler boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyamet günü onlar için artık tartı âleti koymayacağız. İşte kâfir olmaları, âyetlerimle ve kendilerine yapılan uyarılarla alay etmeleri sebebiyle, şu cehennem onların cezası olarak hazırlanmıştır (Kehf’103…106)’

Ayetlerde inkar edenler ile alaya alanlar aynı kategoride zikredilmiştir.Bir ayeti inkar ile onu küçümsemek ve alaya almak aynı anlamı ifade eder.Bu yüzden mümin olabilmek için dini hiçbir hüküm küçümsenmemeli ve alay konusu yapılmamalıdır.

Allah ve ;Peygamberin hükmüne razı olmayanlar iman etmiş sayılmazlar.

‘Hayır, hayır! Senin Rabbin hakkı için, onlar aralarında ihtilaf ettikleri meselelerde seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden ötürü içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın sana tam bir teslimiyetle bağlanmadıkça iman etmiş olmazlar (Nisa’65)’

Mümin;Allah’a ve Peygamberine iman ettiği gibi,onların koyduğu hükümleri de kabul eder.

‘Haklarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Resulüne dâvet edilen müminlerin söyledikleri tek söz: “Hay hay! Başüstüne!” demek olmuştur. İşte felaha erenler onlar olacaklardır (Nur’51)’

Allah ve Resulü bir konuda bir hüküm verdikten sınra artık müminin onu kabulden başka bir seçeneği yoktur:

‘Allah ve Resulü herhangi bir meselede hüküm bildirdikten sonra, hiçbir erkek veya kadın müminin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları yoktur. Kim Allah’a ve elçisine isyan ederse besbelli bir sapıklığa düşmüş olur (Ahzab’36)’

İman sadece felsefi bir kanaatten ibaret değildir.İman;kişiye özel,aile ve toplum hayatında birtakım görev ve sorumluluklar yükler.Mümin bu görevleri yerine getirmek,emir ve yasaklara riayet etmekle yükümlüdür.Bu yükümlülüğünü yerine getirirse Allah’ın rızasını ve cennetini kazanır.Aksine getirmeyecek olursa da Allah’ın öfkesine maruz kalır..

İmanın Geçerli Olmasının Şartları



Kaynak= İsmail Karagöz / Kur’an’dan Öğütler / bkz:57…64